I – Bizi Onlara Uyduk Ehl-i Sünnet Olduk. Şimdi Ahiretteler Hepsi, Onlardan Haberimiz Olmakta Hepsi Rahta Yaşamaktalar.
II – Her Keşf Oldukta Mevcudatın Tertibini, Vücûdun Cümreye Sereyanını Ve Kâinatın Daha Çok Sırlarını Bilir. Ona Cennetin Mertebe Ve Dereceleri Keşf Olur. Orada Cehennemin Dereke Ve Katlarını Ve Birbirine Tedahülünü Ve Azapları Geniş Olarak Görür…
III – Velilerin Menkıbelerinin Anlatıldığı Eserlerde, Kabirlerin Keşfinden Bahsedilmektedir. Hatta Ehlullaha İlk İnkişâf Eden Şeyin Kabirlerin Keşfi Olduğu Söylenmektedir. Mezarın İçini, Daha Doğrusu Âlem-i Berzahta Olup Biten Şeyleri Bir Ehl-i Keşfin Müşahedesi, Çok İleri Bir Seviye Değil Sadece İşin Başıdır
IV – Keşif Ehli Bir Kimse “Kurban, Kabristanımızda Hrıstiyanlar Vardır. Kurban Kabristanda Yüzleri Değil De Sırtları Kıbleye Çevrilmiş Olan Mevtalar Gördüm” Deyince Gavs (K.S.A.) Tebessüm Ederek “Hayır Onlar Kafir Değil, Müslümandırlar. Onların Dünyaya Karşı Aşırı Muhabbetleri Olduğu İçin Melekler Onların Yüzünü Kıble’den Çevirip Sırtlarını Kıble’ye Getirdiler” Buyurmuştur
.
I – Bizi Onlara Uyduk Ehl-i Sünnet Olduk. Şimdi Ahiretteler Hepsi, Onlardan Haberimiz Olmakta Hepsi Rahta Yaşamaktalar.
Efendi Babam Hazret-i Resullah’a çok ittiba ederdi. Bizi ittibaya o alıştırdı. Böyle hoca zor bulunur. Diğer hocalarımız da bu yola irşad etti bizi onlara uyduk ehl-i sünnet olduk. Şimdi ahiretteler hepsi, onlardan haberimiz olmakta hepsi rahta yaşamaktalar.
Kaynak: İrşadü’l Müridin – Mahmud Ustaosmanoğlu (s: 337)
.
II – Her Keşf Oldukta Mevcudatın Tertibini, Vücûdun Cümreye Sereyanını Ve Kâinatın Daha Çok Sırlarını Bilir. Ona Cennetin Mertebe Ve Dereceleri Keşf Olur. Orada Cehennemin Dereke Ve Katlarını Ve Birbirine Tedahülünü Ve Azapları Geniş Olarak Görür…
Her keşf oldukta mevcudatın tertibini, vücûdun cümreye sereyanını ve kâinatın daha çok sırlarını bilir. Her keşf olan makam, ona tevkir ve ta’zîm ile yüz döner. Onunla da kalmadıysa, ona hayret alemi keşf olur. Bundan acizlik ve kusurluluğunu anlar. Bu âlem-i illiyyûndur. Onunla da kalmadıysa, ona Cennetin mertebe ve dereceleri keşf olur. Birbirine tedahülün ve çeşitli ni’metlerin üstünlüklerini anlar. Ve o dar yol üzerinde sakin olur. Orada Cehennemin dereke ve katlarını ve birbirine tedahülünü ve azapları geniş olarak görür. O keşf ile de kalmadıysa, ona ervâh-ı müstehlike münkeşif olur. Onları meşhedlerinde sarhoş ve hayretler içinde bulur. Vecd sultanı onlara galib olmuş olur. Onlann hâli, onu çağırmış olur. O çağırmayı kabul etmediyse, ona bir nur keşf olur ki, onda kendinden başka kimseyi görmez olur. Orada ruhanî lezzetten onu büyük bir vecd alır ki, ondan önce onu bilmezdi. O zaman, gördüğü her şey, nazarında küçük görünür. Kendi o nur içinde kandil gibi hareketli bulunur. Onunla da kalmadıysa, ona insan şeklinde suretler görünür. Yüzlerinde perdeler, örtüler olur. Onların başka teşbihleri vardır, işitince anlaşılır. Kendi suretini onların arasında görür. Onunla makamını, bulduğu vakti ve hâli bilir. Onunla da kalmadıysa, ona Rahman’ın sırları keşf olur. Onda her şeyin suretini görür. Keşf olunan her şeyi orada bulur. Her ayn ve alem [işaret] onda ıyân olur. O zaman kendi hakikatini ve rütbesinin sonunu anlar. Marifet ve velayetten neye kavuştuğunu tanır.
Kaynak: Marifetname – Erzurumlu İbrahim hakkı, Bedir yay., İst-1993 (S.663)
.
III – Velilerin Menkıbelerinin Anlatıldığı Eserlerde, Kabirlerin Keşfinden Bahsedilmektedir. Hatta Ehlullaha İlk İnkişâf Eden Şeyin Kabirlerin Keşfi Olduğu Söylenmektedir. Mezarın İçini, Daha Doğrusu Âlem-i Berzahta Olup Biten Şeyleri Bir Ehl-i Keşfin Müşahedesi, Çok İleri Bir Seviye Değil Sadece İşin Başıdır
Kabirlerin Keşfi
Velilerin menkıbelerinin anlatıldığı eserlerde, kabirlerin keşfinden bahsedilmektedir. Hatta Ehlullaha ilk inkişâf eden şeyin kabirlerin keşfi olduğu söylenmektedir. Bunu şu şekilde anlamak lazımdır. Allah dostlarına gösterilen, açılan o kadar gizli hakikatler vardır ki; onlardan bir tanesi de, -belki velayetin ilk basamağı- kabirlerin keşfidir. Dolayısıyla mezarın içini, daha doğrusu âlem-i berzahta olup biten şeyleri bir ehl-i keşfin müşahedesi, çok ileri bir seviye değil sadece işin başıdır.
Yine velilerin, insanın içinden geçen şeylere -Allah’ın izni ile- muttali olması ve söylemesi, “intak-ı bi’l-hakk” şeklinde olup, farkında olmadan, onları Allah’ın konuşturmasıdır. Bu sezme şeklinde de olabilir. Onlar muhatablarının zihinlerinden geçen düşünceleri sezer ve üstü kapalı bir şekilde ifade ederler. Ve anlatılanları ancak ilgili şahıslar anlayabilir. Aynı rûh haleti içinde olmayanlar ise konuşanı deli-divane zannederler.
Kaynak: Fasıldan Fasıla 2, M.Fethullah Gülen, Nil Yayınları, 1.Baskı, Ekim 1995, Sayfa 37-38
.
IV – Keşif Ehli Bir Kimse “Kurban, Kabristanımızda Hrıstiyanlar Vardır. Kurban Kabristanda Yüzleri Değil De Sırtları Kıbleye Çevrilmiş Olan Mevtalar Gördüm” Deyince Gavs (K.S.A.) Tebessüm Ederek “Hayır Onlar Kafir Değil, Müslümandırlar. Onların Dünyaya Karşı Aşırı Muhabbetleri Olduğu İçin Melekler Onların Yüzünü Kıble’den Çevirip Sırtlarını Kıble’ye Getirdiler” Buyurmuştur
Keşif ehli bir kimse bir gün Gavsı Hizani’ye (K.S.A.) gelip,
”Kurban, kabristanımızda hrıstiyanlar vardır.” demiş.
Gavs, “Nasıl hristiyan var?» deyince,
“Kurban kabristanda yüzleri değil de sırtları Kıbleye çevrilmiş olan mevtalar gördüm.” karşılığını almış.
Gavs (K.S.A.) tebessüm ederek;
“Hayır onlar kafir değil, müslümandırlar. Onların dünyaya karşı aşırı muhabbetleri olduğu için melekler onların yüzünü Kıble’den çevirip sırtlarını Kıble’ye getirdiler. Dünyaya olan muhabbetleri yüzünden öyle oldular” buyurmuştur.
Kaynak: Sohbetler – Seyyid Abdülhakim El Huseyni, (S.4)