I – Keşfi Açılan Velîler Halvetlerde Yâni Gözümüz Önünde Olmayan Uzak Yerlerdeki, Kapalı Yerlerdeki İşleri Görür. Mesela Camide İtikâfa Girmiş Bir Müridini Buradan Görür. Yine Yedi Kat Gökleri Ve Yedi Kat Yerleri Görür
II – Veliler İlk Anlarda Gördükleri Bu Yedi Kat Yerleri Ve Gökleri Birbirine Karıştırırlar, Tam Seçemezler, Bir Arzdan Diğer Arza Nasıl Gidildiğini Bilirler Fakat O Arzın Ne Olduğunu Anlayamazlar. Bu Mertebede Yine Şeytanları Ve Onların Nasıl Çoğaldıklarını Görür. Cinleri Ve Sakin Oldukları Yerleri, Güneş, Ay Ve Yıldızların Nasıl Seyrettiğini, Yine Bu Boşluklarda İnsanları Aniden Öldürülen Şimşekleri, Sesleri Görürler. Bu Sesleri İşitirler, Fakat Bu Sesler Kendilerini Öldürmez.
III – Bu Mertebeyi Atlatıp İkinci Mertebeye Yükselince Hafaza Meleklerini, Evliyaları, Divanı, İsa (a.s.) Ve Meramını Ve O Makamda Olanları, Musa (a.s.)ın, Îdris (a.s.)ın, Yusuf (a.s)ın Makamlarını Ve Onlarda Olanları Ve Sonra İsimlerini Bilmediğimiz Daha 3 Peygamberi, Melekleri Ve Hatırına Gelmeyen Şeyleri Görür.
IV – Üçüncü Makama Eren Veli, Burada Esrar-ı Kaderi, Onun Sırlarını Görür. Ondan Sonra Daha Yükselir. O Zaman Cenab-ı Hakk’ın Ef Al Nurunun Nasıl Yayıldığını Görür. Burada Ef Al Nurunu Gören Veli Şaşırır, Karıştırır Da Bu Ef Al Nurunu Bizzat Cenab-ı Hak Zanneder. Halbuki Allah Bundan Münezzehtir… Bu Bahsi Yazmamdan Maksat, Böyle İlk Keşfi Açılanlar Bu Tehlikelerden Bilsinler De Sakınsınlar, Diyedir.
V – İbn’ul Arabi’nin Arş’a Çıktığını Bildirmesi: Onlar Bana Müşahede Ettirildi.. Kendisinden La Havle Velâ Kuvvete İlâ Billâh’il-Alıyy’il-Azimlafzının Çıktığı Arş’ın Altındaki Hazîne’yi Gördüm. (Bir De Baktım Ki) Bu Hazîne, Hz. Âdem imiş. Bunun Altında, Tanıdığım (Bildiğimi) Birçok Hazîneler (Daha) Gördüm. Bunun Köşe Bucağında Uçuşan (Birçok) Güzel Kuşlar Gördüm.(!)
VI – Seyyid Abdülazîz Bin Mes’ûd Debbağ: Sonra Eşyalar Bana Keşf Olmağa Başladı, Sanki Her Şey Önümde İdi. Yeryüzünde Ne Varsa Önüme Geliyordu. Meselâ Bir Hristiyan Kadının Evinde Çocuğunu Emzirirken Görüyorum. Bütün Denizleri, Yedi Bat Yerleri, Gökleri Ve Arasında Bulunan Mahlûkatı Gördüm. Sanki Ben Semanın Üstüne Çıkmış Seyrediyordum
.
I – Keşfi Açılan Velîler Halvetlerde Yâni Gözümüz Önünde Olmayan Uzak Yerlerdeki, Kapalı Yerlerdeki İşleri Görür. Mesela Camide İtikâfa Girmiş Bir Müridini Buradan Görür. Yine Yedi Kat Gökleri Ve Yedi Kat Yerleri Görür
Keşfi açık velîler neler görebilir.
Keşfi açılmış olan velîlerin neler görebileceğinin bazısını söyliyeceğim:
Debbağ Hz.leri buyurdu ki: – Keşfi açılan velîler halvetlerde yâni gözümüz önünde olmayan uzak yerlerdeki, kapalı yerlerdeki işleri görür. Mesela camide itikâfa girmiş bir müridini buradan örür. Yine yedi kat gökleri ve yedi kat yerleri görür. Beşinci arzdaki ateşide görür. Arz ve semada daha başka neler olduğunu görür, bu beşinci arzdaki ateş berzah ateşidir. Çünkü berzah, yedinci kat gökten yedi kat uzanmıştır. İnsanlar öldükleri vakit vücutlardan çıkan ruhlar derecelerine göre bu berzaha girerler. Şekavet ehlinin ruhları da derecelerine göre bu berzaha girerler. Şekavet ehlinin ruhları işte bu berzah ateşindedir. Bu şekavet ehlinin ateşteki yerleri dar yerler, kovuklardır. Bu berzah ateşi, cehennem değildir, bu berzaha mahsus bir azaptır. Cünkü cehennem yedi kat gökler ve yedi kat yerlerin kürresinden dışardadır. Cennet de öyledi.
Kaynak: Kitab-ül-ibriz, Abdülaziz Ed-Debbağ, Seha Neşriyat, İst.1997 (S.200-204)
.
II – Veliler İlk Anlarda Gördükleri Bu Yedi Kat Yerleri Ve Gökleri Birbirine Karıştırırlar, Tam Seçemezler, Bir Arzdan Diğer Arza Nasıl Gidildiğini Bilirler Fakat O Arzın Ne Olduğunu Anlayamazlar. Bu Mertebede Yine Şeytanları Ve Onların Nasıl Çoğaldıklarını Görür. Cinleri Ve Sakin Oldukları Yerleri, Güneş, Ay Ve Yıldızların Nasıl Seyrettiğini, Yine Bu Boşluklarda İnsanları Aniden Öldürülen Şimşekleri, Sesleri Görürler. Bu Sesleri İşitirler, Fakat Bu Sesler Kendilerini Öldürmez.
Veliler ilk anlarda gördükleri bu yedi kat yerleri ve gökleri birbirine karıştırırlar, tam seçemezler, bir arzdan diğer arza nasıl gidildiğini bilirler fakat o arzın ne olduğunu anlayamazlar. Yine bu veliler eflâki de karıştırırlar. Bu mertebede yine şeytanları ve onların nasıl çoğaldıklarını görür. Cinleri ve sakin oldukları yerleri, güneş, ay ve yıldızların nasıl seyrettiğini, yine bu boşluklarda insanları aniden öldürülen şimşekleri, sesleri görürler. Bu sesleri işitirler, fakat bu sesler kendilerini öldürmez. İşte bu ilk mertebeye geçen veliler bu gördüklerini mühimsememelidirler. Keza küçümsememelidirler de, bunlara takılır kalırsa o zaman hâli tavakkuf eder, tersine döner, derecesi düşer. Çünkü bu ilk anda o vücut her gördüğünü dünğer gibi kendine emer, çeker. Halbuki bu gördüklerinin hepsi zulmettir. Zulmette kalır, ilerleyemez, işte bu sebeple keşfi açılmayan müridler daha emniyet sahasmdadırlar. Bu keşfin açıldığı ilk hamle çok tehlikelidir. Ancak Allah’ın korudukları müstesna! Bir kimse bu gördüklerine takılır kalırsa, o zaman şeytan ile el ele vermiş olur. Ve sahirler, kâhinler zümresine dahil olur. Allah’tan selâmet isteriz.
Kaynak: Kitab-ül-ibriz, Abdülaziz Ed-Debbağ, Seha Neşriyat, İst.1997 (S.200-204)
.
III – Bu Mertebeyi Atlatıp İkinci Mertebeye Yükselince Hafaza Meleklerini, Evliyaları, Divanı, İsa (a.s.) Ve Meramını Ve O Makamda Olanları, Musa (a.s.)ın, Îdris (a.s.)ın, Yusuf (a.s)ın Makamlarını Ve Onlarda Olanları Ve Sonra İsimlerini Bilmediğimiz Daha 3 Peygamberi, Melekleri Ve Hatırına Gelmeyen Şeyleri Görür.
Allah böyle bir kuluna rahmet ederse kendine çeker, o zaman Cenab-ı Hak onun kalbine bir şevk ve istek verir, onunla bu gördüğü zulmet perdelerinin hepsini yarar, Cenab-ı Hak tarafına koşar. Bu mertebeyi atlatıp ikinci mertebeye yükselince o zaman bâtın nurlariyle görmeğe başlar. Hafaza meleklerini, evliyaları, divanı, İsa (a.s.) ve meramını ve o makamda olanları, Musa (a.s.)ın, îdris (a.s.)ın, Yusuf (a.s)ın makamlarını ve onlarda olanları ve sonra isimlerini bilmediğimiz daha 3 peygamberi, melekleri ve hatırına gelmeyen şeyleri görür. Bu şekilde keşfi açılan velilere de lazım olan, bu gördüklerine de kapılıp kalmamaktır. Çünkü bu ikinci mertebe de vücud yine bir sünger gibidir. Bunda nur şefkattir, ayna gibidir. Neyin karşısında dursa, karşısındakinin esrarını hemen içine alır, kendini akseder, Meselâ İsa (a.s) karşısına gelince, onu beğenirse o makamdaki esrarı alır, o zaman İslâm ümmetinden çıkar, İsevi olur! Allah bizi korusun. Bu şekildide keşfe nail olan veli de büyük bir tehlikedir. Tâ ki, Mevlâna Seyyidina Muhammed (s.a.s.)ın makamına erişip orayı görünceye kadar tehlikededir. Bu veli Resulullah Efendimizi gördüğü vakitte ona saadetler tamam olur. Çünkü Resulullah (s.a.s.)de, Allahü Teâlâya çeken, cezbeden bir kuvvet vardır. Sair mahlukat arasında bu hassa yalnız Resullulah Efendimize mahsustur. Bu kuvvetli cazibesinden dolayı bütün mahlukatın en azizidir. Bütün âlemin efdalidir. Onun için bir veli Resulullah Efendimi¬zin makamına erişirse Allahü Telâlaya karşı çekilmesi, cezbedilmesi artar. Artık şeytanların araya girmesi tehlikesinden emin olur. Bu hususta daha bir çok sırlar vardır.. Bunu ancak keşfi açık olan veliler bilir. Allah bizi de onlardan kılsın, o velilerin bereketlerinden bizi mahrum etmesin.
Kaynak: Kitab-ül-ibriz, Abdülaziz Ed-Debbağ, Seha Neşriyat, İst.1997 (S.200-204)
.
IV – Üçüncü Makama Eren Veli, Burada Esrar-ı Kaderi, Onun Sırlarını Görür. Ondan Sonra Daha Yükselir. O Zaman Cenab-ı Hakk’ın Ef Al Nurunun Nasıl Yayıldığını Görür. Burada Ef Al Nurunu Gören Veli Şaşırır, Karıştırır Da Bu Ef Al Nurunu Bizzat Cenab-ı Hak Zanneder. Halbuki Allah Bundan Münezzehtir… Bu Bahsi Yazmamdan Maksat, Böyle İlk Keşfi Açılanlar Bu Tehlikelerden Bilsinler De Sakınsınlar, Diyedir.
Bundan sonra veli 3. cü makama erer. Burada esrar-ı kaderi, onun sırlarını görür. Ondan sonra daha yükselir. O zaman Cenab-ı Hakk’ın ef al nurunun nasıl yayıldığını görür. Burada ef al nurunu gören veli şaşırır, karıştırır da bu ef al nurunu bizzat Cenab-ı Hak zanneder. Halbuki Allah bundan münezzehtir. Ondan sonra 5. ci makama yükselince, o zaman gördüğü nurun ef al nuru olduğunu, Cenab-ı Hak olmadığını fark eder. Nuru nur, fiili fiil görür. Bundan evvelki mertebede galat ettiğini, şaşırdığını anlar.
Ondan sonra makamatın esmasının zikrinden, mânaların şerhinden bahsettik.
Bu bahsi yazmamdan maksat, böyle ilk keşfi açılan¬lar bu tehlikelerden bilsinler de sakınsınlar, diyedir
Kaynak: Kitab-ül-ibriz, Abdülaziz Ed-Debbağ, Seha Neşriyat, İst.1997 (S.200-204)
.
V – İbn’ul Arabi’nin Arş’a Çıktığını Bildirmesi: Onlar Bana Müşahede Ettirildi.. Kendisinden La Havle Velâ Kuvvete İlâ Billâh’il-Alıyy’il-Azimlafzının Çıktığı Arş’ın Altındaki Hazîne’yi Gördüm. (Bir De Baktım Ki) Bu Hazîne, Hz. Âdem imiş. Bunun Altında, Tanıdığım (Bildiğimi) Birçok Hazîneler (Daha) Gördüm. Bunun Köşe Bucağında Uçuşan (Birçok) Güzel Kuşlar Gördüm.(!)
İbn’ul-Arabî’nin eriştiği müşahede’lerden başka bir tanesi de, hicrî 597 (m.1200-1201) senesinde Merrakeş’de bulunurken vâki olan «tuhaf bir keşf hâdisesi» dir. Bizzat kendisi anlatır ki:
«… Bu arş için Allah, nûrânî kaimeler (kavâ’im nûrâniye) yaratmıştır.
Bunların kaç tane olduğunu bilmiyorum, lâkin onlar bana müşahede ettirildi. Onların nuru, şimşek nuruna (ışığına) benzemektedir. Bununla beraber onda mikdarı ölçülemeyen bir gölge görmüştüm ve bu gölge, bu arş’ın içbükeyinin gölgesiydi. … Kendisinden la havle velâ kuvvete ilâ billâh’il-alıyy’il-azimlafzının çıktığı arş’ın altındaki hazîne’yi gördüm.
(Bir de baktım ki) bu hazîne, Hz. Âdem imiş. Bunun altında, tanıdığım (bildiğimi) birçok hazîneler (daha) gördüm. Bunun köşe bucağında uçuşan (birçok) güzel kuşlar gördüm.(!) Orda, kuşların en güzelinden (daha gü¬zel) bir kuş gördüm. O beni selâmladı: Sohbetimi, şark vilâyetlerine almamı ulaştırdı. (Yani şarka doğru seyâhata çıkmamı tenbîh etti.)
Bütün bunlar bana keşf edilince ben, Merrakes şehrindeydim. Dedim ki:
Kimdir o? (Doğu’da kiminle sohbet edeceğim?)
Fas’daki Muhammed el-Hassâr denildi. Çünkü o, şark vilâyetlerine se¬yahati, Allah’tan istemiştir. Sen de onu beraberinde al.
Bas üstüne dedim ………
Fas şehrine gittiğim zaman onu arattım. Bana geldi. Kendisine: Bir hacet (ihtiyaç) konusunda Allahtan birşey istedin mi? deyince:
Evet, beni şark şehirlerine taşımasını (seyahat ettirmesini) Allahtan istedim. Bana, denildi ki, filanca kimse seni (oralara) taşıyacak (götürecek)tir. İşte ben de seni bu zamandan (beri) bekliyorum. dedi. Bende 597 senesinde onunla sohbete (arkadaşlığa) başladım. Ve kendisini Mısır diyarına ulaştırdım: Orada rahmetli oldu…»
Kaynak: Muhyiddid İbn Arabi – El-Futahat-Mekkiyye, Prof.Dr.Nihat Keklik, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara-1990 (sy. 106-110) (s:48-49),
.
VI – Seyyid Abdülazîz Bin Mes’ûd Debbağ: Sonra Eşyalar Bana Keşf Olmağa Başladı, Sanki Her Şey Önümde İdi. Yeryüzünde Ne Varsa Önüme Geliyordu. Meselâ Bir Hristiyan Kadının Evinde Çocuğunu Emzirirken Görüyorum. Bütün Denizleri, Yedi Bat Yerleri, Gökleri Ve Arasında Bulunan Mahlûkatı Gördüm. Sanki Ben Semanın Üstüne Çıkmış Seyrediyordum
Abdülaziz Debbağ (r.a) buyurdu ki:
– Şeyhim Ömer Hz.lerinin vefatından 3 gün sonra, Allah’a hamdolsun, bana fetih nasip oldu. Bu da 1125 senesi Recep ayının 8. Perşembe günü oldu. Evimizden çıkmıştım. Allah’ın bazı tasadduk eden kullarından elime 4 altın geldi. Balık aldım, evime geldim. Karım bana “Git, Ali Harzem Hz’lerinin oradan yağ al da bunları kızartayım” dedi. Gittim, şehrin Fütuh kapısına vardım. Tüylerime bir ürperme geldi. Arkasından bir titreme geldi. Sonra, elim, etim karıncalanmağa başladı. Ben yürüyordum ama bu hal bir türlü benden gitmiyor, bilâkis artıyordu. Bu halde Seyyid Yahya Bin Allâl Hz’lerinin kabrine kadar vardım. O da Ali îbni Harzem türbesi yolunda idi. Hâlim daha şiddetlendi, göğsüm çok ızdıraplıydı. “Herhalde ölüyorum” dedim. Sonra benden bir şey çıktı ki, keskâs buharına benzer, ondan sonra boyum uzamağa başladı, öyle ki her şeyden daha uzun oldum. Sonra eşyalar bana keşf olmağa başladı, sanki her şey önümde idi. Yeryüzünde ne varsa önüme geliyordu. Meselâ bir Hristiyan kadının evinde çocuğunu emzirirken görüyorum. Bütün denizleri, yedi bat yerleri, gökleri ve arasında bulunan mahlûkatı gördüm. Sanki ben semanın üstüne çıkmış seyrediyordum. O anda büyük azametli bir nur geldi ki, büyük bir soğukluk verdi, dondum zannettim. Eğilip yüzüm üzerine’ bakayım dedim, bir de ne göreyim, benim vücudum hep göz olmuş. Gözüm de görüyor, başım da görüyor, ayağım da görüyor, bütün azâlarım göz olmuş hepsi görüyor! Üzerimdeki elbiseye baktım, hiç perde olmuyor, görüşe mâni olmuyor. O zaman anladım ki, yatmak da, eğilmek de, kalkmak da birdir. Bu hal bir saat devam etti. Ondan sonra kesildi, eski halime avdet ettim.
Kaynak: Kitab-ül-ibriz, Abdülaziz Ed-Debbağ, Seha Neşriyat, İst.1997 (S.21-22)