I – Seyyid Fevzeddin Efendi’nin İfadelerinin Tasavvufî Bağlılık ve İtaatle Bir İlgisi Yoktur! Video Kesitlerinde Kendisinden “Ğavs” Olarak Bahsedilen Şahsiyet, 1972 Senesinde Vefat Etmiş Olan, Bu Ailenin Büyüğü “Seyyid Abdülhakim” Efendidir
Seyyid Fevzeddin Efendi’nin İfadelerinin Tasavvufî Bağlılık ve İtaatle Bir İlgisi Yoktur!
Video kesitlerinde kendisinden “Ğavs” olarak bahsedilen şahsiyet, 1972 senesinde vefat etmiş olan, bu ailenin büyüğü “Seyyid Abdülhakim” Efendidir. Dolayısıyla yazı boyunca üzerinde duracağımız sözlerin hiçbirinin irşâd hizmetlerini günümüzde Menzil’de sürdüren Şeyh Efendi’ye tasavvufî bağlılık ve teslimiyetle bir ilgisi yoktur.
İzah Edelim…
Günümüzün Menzil Şeyhi Seyyid Abdülbaki Efendi ve birtakım sözlerini bahis mevzuu ettiğimiz Seyyid Fevzeddin Efendi, Seyyid Muhammed Raşid Efendi’nin (Kuddise Sirruhû) mürîdânı arasındadırlar. Seyyid Abdülbaki Efendi, Seyyid Muhammed Raşid Efendi’nin (Kuddise Sirruhû) -baba bir- kardeşi; Seyyid Fevzeddin Efendi ise büyük oğludur.
Seyyid Muhammed Râşid Efendi (Kuddise Sirruhû) 1993 senesinde vefat eder ve irşad hizmetlerinin devamı için altı halife vazifelendirir. Bunlardan birisi de günümüzün Menzil şeyhi- Seyyid Abdülbaki Efendi’dir.
Seyyid Fevzeddin Efendi, babası ve şeyhi Seyyid Muhammed Raşid Efendi’nin (Kuddise Sirruhû) 1993 senesindeki vefatının ardından, Menzil Şeyhi (ve amcası) Seyyid Abdülbaki Efendi’ye intisap eder ve onun vekillik vazifesini üstlenir.
Tarîkatın önde gelenlerinden biri olduğundan, vekilliğin yanında tarîkatın idarî işlerinde de etkindir.
Seyyid Fevzeddin Efendi bu vazifeyi, hilâfetle müşerref oluncaya dek sürdürür. 2003 senesinde bir başka Şeyh Efendi’den[4] hilâfetle müşerref kılınacağı yönünde tasavvufî işaretler hâsıl olur. Bu işaretler aynı zamanda manevî irşâd vazifesinin de habercisidir. Seyyid Fevzeddin Efendi bu manevî gelişmeler üzerine, hilâfetine mazhar olacağı Şeyh Efendiye intisap eder. Böylelikle Menzil Şeyhi Seyyid Abdülbaki Efendi’ye herhangi bir intisabı kalmaz ve vazifesi gereği, yine birtakım manevî işaretlere bağlı olarak Eskişehir’in Sivrihisar ilçesine bağlı Buhara köyüne yerleşerek irşâd hizmetlerini bu köyde, müstakil bir Şeyh olarak sürdürmeye başlar. Bu beklenmeyen gelişme, Menzil Şeyhi’ne bağlı çevreler arasında birtakım sıkıntılara ve Seyyid Fevzeddin Efendi’ye yönelik, istenmeyen bir tavır içine girilmesine sebep olur. Ortaya çıkan bu tavra mukabil, Seyyid Fevzeddin Efendi’nin mürîdânından da benzer şekilde mukabelede bulunulur.
Bu noktayı akıllarda tutmak ve biraz aşağıda sözlerin sarf edilme sebepleri başlığında yapılan izahla birlikte değerlendirmek meselenin anlaşılması adına büyük önem arzetmektedir.
Kaynak: http://www.musellem.net/seyyid-fevzeddin-efendiye-yonelik-iftira-kampanyasi-uzerine/
II – İlgili Video’da “Biz Her Şeyimizi Ğavs’a Borçluyuz, Bu Duruma Ğavsın Sebebiyle Geldik” Sözünü “Varlıklarını Allah’a (C. C.) Değil De Ğavs’a Borçlu Olanlar” Şeklinde Algılayanlar Ve Bu Anlayış Doğrultusunda Servis Edenler Acaba Hayatları Boyunca Hiçbir Zaman Mecaz Kullanmamışlar Mıdır? Kendilerine Ailelerinden Bir Şey Ulaştığında: “Bunu Bize Babam/Anam Bıraktı; Bu Konumu Ve Bu Varlığı Babamıza/Dedemize Borçluyuz.” Tarzında Söylemlerde Hiç Bulunmamışlar Mıdır?
İstismar Edilen Cümleler
İlgili video kesitlerini hazırlayanların gerek başlıklarından gerekse de eklemiş oldukları alt yazıdan anlaşılan şey, bu alana (tasavvufa) ciddî şekilde yabancı oldukları gerçeğidir. Nitekim Seyyid Fevzeddin Efendi’nin kullandığı tasavvufî unvanlardan biri olan “Ğavs”[5] unvanını “Gavus” şeklinde yazmış ya da başlıkta bu şekilde vermiş olmaları da bu yabancılığın en bariz göstergesidir.
İstismar edilen cümlelere biraz yakından bakalım…
“Biz Her Şeyimizi Ğavs’a Borçluyuz, Bu Duruma Ğavsın Sebebiyle Geldik” İfadeleri
Bu sözü: “Varlıklarını Allah’a (Celle Celâluhû) değil de Ğavs’a borçlu olanlar” şeklinde algılayanlar ve bu anlayış doğrultusunda servis edenler acaba hayatları boyunca hiçbir zaman mecaz kullanmamışlar mıdır? Mesela; evlerinin, arabalarının ve kendilerine geçici olarak lütfedilmiş olan varlıkların sahibi olduklarını hiçbir zaman söylememişler midir? Kendilerine ailelerinden bir şey ulaştığında:
“Bunu bize babam/anam bıraktı; bu konumu ve bu varlığı babamıza/dedemize borçluyuz.” tarzında söylemlerde hiç bulunmamışlar mıdır?
Muhakkak ki variyetin yegâne maliki Allah Te‘âlâ’dır. Kullara lütfedilmiş olan varlık ise geçici ve sınırlı bir tasarruftan ibarettir. Buna mukabil belagatte “aklî mecâz”[6] olarak tanımlanan, hayatın içindeki mecazî kalıpları kullanmak, iyi niyetli yaklaşıldığı takdirde anlaşılması zor bir şey değildir.
Seyyid Fevzeddin Efendi’nin: “Bugün biz insan olmuşsak Ğavsın sayesindedir. Bugün bizi herkes seviyorsa Ğavsın sayesindedir. Bize selâm veriyorlarsa onun sayesinde ve bereketindendir…” şeklindeki sözleri, daha önce de dikkat çektiğimiz gibi ailenin hürmet gören bir aile hâline gelmesini sağlayanın, Ğavs-ı Bilvânisî unvanıyla meşhur, “Seyyid Abdülhakim Efendi” ve oğulları olduğu
gerçeğine dayanmaktadır.
Kaynak: http://www.musellem.net/seyyid-fevzeddin-efendiye-yonelik-iftira-kampanyasi-uzerine/
III – Ğavs’ın Evlâtlarına İtaat Etmek Farzdır, Vâcibdir” İfadeleri: Arapçada Masdar Olan “Farz” Kelimesinin Her Istılah Gibi Bir Lügat Anlamı Bir De Istılah Anlamı Vardır. Arapça Bizim Anadilimiz Değildir. Dilimizdeki Fıkhî Terimlerin Bir Kısmı Arapçadan, Bir Kısmı İse Farsçadan Alıntıdır Araplarda Ve İlmî Çevrelerde Farz Ve Vâcib Gibi Kelimeler, Günlük Hayattaki Gerekli Olan İşleri İfade Ederken De Bazen Kullanılırlar. Üzerine Konuşmakta Olduğumuz Kesitleri Tekfir Malzemesi Hâline Getirenlerin, Konunun Bu Yönüne Vakıf Olup Olmadıklarını Bilemiyoruz. Bu El Çabukluğu(!) Ve Art Niyetle, Arap Ülkelerinden Birinde Ya Da Memleketimizde Bir Medreseye Gittiklerinde Kendilerine “Vâcibât” Başlığı Altında Ev Ödevleri Veren Bir Hocayla Karşılaşmaları Durumunda Yaşayabilecekleri Şaşkınlığı İse Tahmin Edebiliyoruz
“Ğavs’ın Evlâtlarına İtaat Etmek Farzdır, Vâcibdir” İfadeleri
Arapçada masdar olan “farz” kelimesinin her ıstılah gibi bir lügat anlamı bir de ıstılah anlamı vardır. Farz denildiğinde bizim anladığımız, “dinin mükelleften yapılmasını kesin ve bağlayıcı şekilde istediği fiil” anlamı, kelimenin usûl-i fıkıhtaki anlamıdır.[7]
Arapça bizim anadilimiz değildir. Dilimizdeki fıkhî terimlerin bir kısmı Arapçadan, bir kısmı ise Farsçadan alıntıdır. Bu sebeple toplumumuzda fıkhî terimlerin lügat manalarının günlük yaşamda kullanımı pek yaygın değildir.
Dolayısıyla farz ve vâcib gibi terimler kullanıldığında bizlerde direkt olarak dinî alanda kullandığımız manalar akla gelir. Hâlbuki bu durum Araplarda ve ilmî çevrelerde böyle değildir; farz ve vâcib gibi kelimeler, günlük hayattaki gerekli olan işleri ifade ederken de bazen kullanılırlar.
Üzerine konuşmakta olduğumuz kesitleri tekfir malzemesi hâline getirenlerin, konunun bu yönüne vakıf olup olmadıklarını bilemiyoruz. Bu el çabukluğu(!) ve art niyetle, Arap ülkelerinden birinde ya da memleketimizde bir medreseye gittiklerinde kendilerine “vâcibât” başlığı altında ev ödevleri veren bir
hocayla karşılaşmaları durumunda yaşayabilecekleri şaşkınlığı ise tahmin edebiliyoruz.
Farz ya da Vâcib Olan ne?
Üzerine konuştuğumuz söz, esasında ıstılah manasıyla söylenmiş olsa bile söylendiği bağlam açısından düşünüldüğü takdirde bir sorun teşkil etmeyecektir. Zira değerlendirmeye çalıştığımız cümlelerden müteşekkil bu ikaza, bir amcayla yeğenleri ve tarafların sevenleri/bağlıları arasında vuku bulması muhtemel derin bir ayrışma, çatışma hatta fitnenin önüne tez elden geçmek maksadıyla ihtiyaç duyulmuştur.
Kaynak: http://www.musellem.net/seyyid-fevzeddin-efendiye-yonelik-iftira-kampanyasi-uzerine/