I – Said Nursi Hazretleri Bizzat Demiştir “Yaz Kardeşim Mevlana” Diye.. Hatta Hz Mevlana Kendi Ağzıyla Okumuştur Bu Gerçeği: “Bu Aslın Mesmevisi de Risale-i Nurdur”
II – Hz. Mevlana, Benim Zamanımda Gelseydi, Risale-i Nur’u Yazardı. Ben De Hz. Mevlana Zamanında Gelseydim, Mesnevi’yi Yazardım. O Zaman Hizmet Mesnevi Tarzındaydı, Şimdi Risale-i Nur Tarzındadır
III – Mevlana mı Büyük Yoksa Said Nursi’mi? Kavgaya Gerek Yok, Evliyaullah da Birbirinin Aynasıdır: Emir Sultan Hazretlerinin, Hazret-i Mevlânâ’dan Daha Büyük Veya Aynı Mertebede Olduğu Yazılmaktadır. Bizce Buna Hiç Gerek Yoktur. Sebebi Şudur Ki: Aynı Mertebede Bulunan Ehlullah, Birbirinin Aynasıdır
.
I – Said Nursi Hazretleri Bizzat Demiştir “Yaz Kardeşim Mevlana” Diye.. Hatta Hz Mevlana Kendi Ağzıyla Okumuştur Bu Gerçeği: “Bu Aslın Mesmevisi de Risale-i Nurdur”

Hatta Hz Mevlana Kendi Ağzıyla Bizzat Söylüyor: “Bu Aslın Mesmevisi de Risale-i Nurdur” Diye, Daha Neyi İnkar Ediyorsunuz?

Birinci Söz; Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil, ey nefsim, şu mübarek kelime, İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudâtın lisan-ı hâl ile vird-i zebânıdır. Bismillâh ne büyük, tükenmez bir kuvvet, ne çok, bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle. Şöyle ki:Kaynak: Bismillah her hayrın başıdır”
http://www.risalehaber.com/bismillah-her-hayrin-basidir-226476h.htm
.
II – Hz. Mevlana, Benim Zamanımda Gelseydi, Risale-i Nur’u Yazardı. Ben De Hz. Mevlana Zamanında Gelseydim, Mesnevi’yi Yazardım. O Zaman Hizmet Mesnevi Tarzındaydı, Şimdi Risale-i Nur Tarzındadır
Said Nursi: Hz. Mevlana, benim zamanımda gelseydi, Risale-i Nur’u yazardı. Ben de Hz. Mevlana zamanında gelseydim, Mesnevi’yi yazardım. O zaman hizmet Mesnevi tarzındaydı, şimdi Risale-i Nur tarzındadır.”
Kaynak: bk. Tanıyanların Dilinden, Ahmet GÜMÜŞ.
http://www.bediuzzamansaidnursi.org/merakedilenler/ben-mevlana-devrinde-gelsem-oyle-bir-mesnevi-yazardim-mevlana-da-bu-zamanda-gelse-boy
(Veya)
Bediüzzaman Said Nursi, Hazreti Mevlana hakkında ne demişti?
Önemli bir hakikati ihtiva eden “Hazret-i Mevlânâ benim zamanımda gelseydi, Risâle-i Nûr’u yazardı. Ben de Hazret-i Mevlânâ zamanında gelseydim, Mesnevî’yi yazardım. O zaman hizmet Mesnevî tarzındaydı. Şimdi Risâle-i Nûr tarzındadır.” veciz ifadeleri nasıl anlaşılmalıdır.
‘Alimler Peygamberlerin varisleridirler’ ulvi hakikati doğrultusunda ümmetin yıldızları olan Alimler, Evliyalar ve nurani bir silsile olan Müceddidlerin birbirlerine olan taltifleri, güzel sözleri dahi bir ders nitaliğinde adeta…
Bediüzzaman’ın “Hazret-i Mevlânâ benim zamanımda gelseydi, Risâle-i Nûr’u yazardı. Ben de Hazret-i Mevlânâ zamanında gelseydim, Mesnevî’yi yazardım. O zaman hizmet Mesnevî tarzındaydı. Şimdi Risâle-i Nûr tarzındadır.” veciz ifadeleri öylesine şirin ve tatlı bir tarzda müceddidlik vazifesini ve asırlara göre Asr-ı Saadet’ten gelen Nurun başka başka yansıtıldığı ve ahirzamanda Risale-i Nurun öcelikli söz sahibi olarak İslam davasının nurani bir bürhanı olduğu hakikati vurgulanmıştır.
Kaynak: http://www.yeniasya.com.tr/gundem/bediuzzaman-said-nursi-hazreti-mevlana-hakkinda-ne-demisti_353098
.
III – Mevlana mı Büyük Yoksa Said Nursi mi? Kavgaya Gerek Yok, Evliyaullah da Birbirinin Aynasıdır: Emir Sultan Hazretlerinin, Hazret-i Mevlânâ’dan Daha Büyük Veya Aynı Mertebede Olduğu Yazılmaktadır. Bizce Buna Hiç Gerek Yoktur. Sebebi Şudur Ki: Aynı Mertebede Bulunan Ehlullah, Birbirinin Aynasıdır
İstitraten sunu arzedelim ki: Emir Gülâl Hazretleri cehri zikrin temsilcisiydi. Bir gün müridlerinden Nakşibendi Tarikatının kurucusu olan Şah Muhammedi Nakşibend Hazretleri zikre devam ettiği sıralarda güzeştegândan Abdülhâlik-ı Gücdüvâni Hazretlerinin Ru-hâniyyeti hem Emir Gülâl’e, hem de Şah Muhammed Nakşibend’e tecessüm ederek. Şah Nakşibend’in halka-i zikirden ayrılmasını ve kendisinin zikr-i hafî’yi te’sis buyuracak bir tarikata pir olacağını beyan buyurarak derhal zikr-i cehrî’den ayırarak halkadan çıkarmıştır. Emir Gülâl Hazretleri dahi şu beyitteki esrarın tecellisine boyun eğerek ilâhi emri derhal yerine getirmişi. . Nitekim oğullan da bilâhare aynı tariki tâkib buyurmuştur.
«Mir’ât-ı mukabildeki suret gibi Manâs,
Dilden dile menkul olur esrâr-ı Muhammedi».
Yalnız şu kadarına, işaret edelim ki, bütün bunlardan nümâyân olan, eserini yayınladığımız Koca Sultân’ın, nüfûs-ı sâfiyye ve kâmile erbabından, yâni A’raf mertebesindeki en büyük velilerden birisi olduğudur. Bu bakımdandır ki, bâzı tasavvuf! asarında Emir Sultan Hazretlerinin, Hazret-i Mevlânâ’dan daha büyük veya aynı mertebede olduğu yazılmaktadır. Bizce buna hiç gerek yoktur. Sebebi şudur ki: Aynı mertebede bulunan ehlullah, birbirinin aynasıdır. Biri olmadan diğeri kendi ilâhi kemâlâtının tecellilerini göremez.
Emir Sultan Hazretleri, kendilerine hem babalık, hem de mâder-lik vazifesi gören Emir Gülâl Hazretlerinin, vefatından sonra hem de yerini alacak kemâlde bulunduğu hâlde postu emsalsiz oğluna terketmemiş, Seyyid İsa’ya bırakmıştır. Bundaki hikmet şudur kir Emir Gülâl (K.S.) kutbiyyetin her zaman babadan oğula intikal eden bir nur olmadığını (Gah eznesti alist, gâhi velist) sırrının tatbiki gerektiğini anlatmak arzu buyurmuştur. Ancak Emir Sultan Hazretlerinin Medine-i Münevvere’ye gitmek arzusunu izhar buyurması üzerine Seyyid İsa (K.S.) seyr-i sülük âdabına riâyetle şöyle, demiştir: «Yâ Şemseddin! Mademki Medine’ye gidiyorsun, gittiğin mahal iki cihan servetinin bulunduğu yerdir, ben de sana el veriyorum»-diyerek kendisine icazetle halife seçmiştir.
Mehaz olarak istifâde ettiğimiz eserlerin bâzılarında İslâm dininin yalnız akla müstenid birdin olduğu, akıl dışı davranışlara hiç yer verilmediği beyân edilmiş ise de, bu fikre iştirak etmemize imkân yoktur.
Kaynak: Yasin-i Şerif’in Meal Tefsir ve Hassaları – Emir Sultan, Meral yayınevi, İstanbul, Yayına Hazırlayan: Kadir Meral (S.14-16)