(Yorum) Mevlana “Ne Olursan Ol Gel” Diyor. “Müslüman Ol Da Gel” Demiyorki? Hani Derler Ki “Kalenderi Meşrep” Ya, Her Şeyi Kabulleniyor, Her Şeyi Hoşgörü İle Karşılıyor, Hiç Kimseyi Ayıplamıyor, Kaide Kural Tanımıyor. “Yine Gel, Yine Gel! Kim Olursan Ol, Yine Gel” Rubaisi Mevlânâ’ya Ait Değildir Ama Günümüzde O Kutlama Günlerinde Batıdan Gelen Ziyaretçiler Niçin Geliyor? Onun İçin Geliyor. Dinler Arası Diyalog!

I – Mevlana “Ne Olursan Ol Gel” Diyor. “Müslüman Ol Da Gel” Demiyorki? Hani Derler Ki “Kalenderi Meşrep” Ya, Her Şeyi Kabulleniyor, Her Şeyi Hoşgörü İle Karşılıyor, Hiç Kimseyi Ayıplamıyor, Kaide Kural Tanımıyor. O Kutlama Günlerinde Batıdan Gelen Ziyaretçiler Niçin Geliyor? Onun İçin Geliyor. Dinler Arası Diyalog!

II – “Yine Gel, Yine Gel! Kim Olursan Ol, Yine Gel” Rubaisi Mevlânâ’ya Ait Değildir. Mevlânâ’ya Ait Hiçbir Eserde Bu Rubâî Yer Almamaktadır. Bu Şiir, Mevlânâ’nın Vefatından Sonra Ona İsnad Edilmiştir. Mevlânâ’ya Ait Olmadığı Halde Bu Dizelerin Onunmuş Gibi Addedilmesinin Sebebinin Mevlânâ Müzesi Görevlilerinden M. Necati Elgin Ve Mevlânâ’nın Eserlerinin Tamamını Türkçe’ye Çevirmiş Olan Abdülbaki Gölpınarlı Tarafından Hatalı Şekilde ‘Mevlana Rubâîsi’ Olarak Yayılmasından Kaynaklandığı iddia Edilmektedir.

.

I – Mevlana “Ne Olursan Ol Gel” Diyor. “Müslüman Ol Da Gel” Demiyorki? Hani Derler Ki “Kalenderi Meşrep” Ya, Her Şeyi Kabulleniyor, Her Şeyi Hoşgörü İle Karşılıyor, Hiç Kimseyi Ayıplamıyor, Kaide Kural Tanımıyor. O Kutlama Günlerinde Batıdan Gelen Ziyaretçiler Niçin Geliyor? Onun İçin Geliyor. Dinler Arası Diyalog!
Ali Akın:
mevlanada zaten kalenderidir.kalenderi tarikatının şeyidir o.
Şemsi Tebrizi geldi kafalarını karıştıran. Onun hocasıyla Kalendiri tarikatının mensubuydu kendiside .
kalenderi tarikatı nedir? Hoşgörmektir.
Şimdi diyor ki “ister kafir ol, ister putperest ol. gel gel gel” diyor ya. Birtakım kimselerde “yok Onu demek istemiyor, Müslüman ol da öyle gel” diyor
Nasıl “Müslüman oldu öyle gel” diyor?
“Olduğu gibi gel” (diyor)
Hani derler ki “kalenderi meşrep” ya, her şeyi kabulleniyor, her şeyi hoşgörü ile karşılıyor, hiç kimseyi ayıplamıyor, Kaide Kural tanımıyor.(….)

Fehmi İlkay Çeçen:
Hocam şu müdaheleyi yapayım dilerseniz.
şimdi bu Kalenderilik tarikatının o anlayışın böyle bir zihniyete sahip olduğu savunulabilir ancak malumunuz Profesör Doktor Mikail Bayram Mevlana üzerine uzmandır kendisi.
Onun yapmış olduğu bir tespite göre “Ne olursan ol gel” şiiri Mevlanaya değil, ondan 200 yıl önce yaşayan bir başkasına ait.
Ama bu manaya evrilipte “ne olursa ol gel” dediğiniz zaman maalesef sizin dediğiniz gibi bu dinler arası diyalog çalışmasının altına muhtemelen bu zihniyet yatıyor.
Ne olursa olsun gelsin. Oda İsa’nın Allah olduğunu…

Ali Akın:
zaten o değil mi o kutlama günlerinde batıdan gelen ziyaretçiler niçin geliyor? Onun için geliyor. Dinler arası diyalog!
Kaynak: Youtbe / Ali Akın Meali ve Müslümanlar İçinde Yok Edilen Tevhid İnancı.. (Dk: Dk:1.12.47)

.

II – “Yine Gel, Yine Gel! Kim Olursan Ol, Yine Gel” Rubaisi Mevlânâ’ya Ait Değildir. Mevlânâ’ya Ait Hiçbir Eserde Bu Rubâî Yer Almamaktadır. Bu Şiir, Mevlânâ’nın Vefatından Sonra Ona İsnad Edilmiştir. Mevlânâ’ya Ait Olmadığı Halde Bu Dizelerin Onunmuş Gibi Addedilmesinin Sebebinin Mevlânâ Müzesi Görevlilerinden M. Necati Elgin Ve Mevlânâ’nın Eserlerinin Tamamını Türkçe’ye Çevirmiş Olan Abdülbaki Gölpınarlı Tarafından Hatalı Şekilde ‘Mevlana Rubâîsi’ Olarak Yayılmasından Kaynaklandığı iddia Edilmektedir.
“Yine Gel, Yine Gel! Kim Olursan Ol, Yine Gel” Rubaisi Mevlânâ’ya Ait Değildir
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’ye atfedilen ve çok sık alıntılanan “Yine Gel” rubâîsi -her ne kadar mesajlarıyla uyumlu olsa da- Mevlânâ’ya ait değildir.
Rubâînin en yaygın bilinen kısmı günümüz Türkçesiyle, Farsçasıyla ve Farsça yazılışıyla şöyle:
Yine gel, yine gel! Kim olursan ol, yine gel! / Bâz â bâz â her ân çi hestî bâz â / بز‌آ‌ بز‌آ‌ هر‌آنچه‌ هستی باز آ
Kâfir, mecûsî, putperest olsan da yine gel! / Ger kâfir u gebr u but-perestî bâz â / گر‌کافر و گبر و بتپرستی بآز آ
Bu bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. / În dergeh-i mâ dergeh-i nevmîdî nîst / این درگه ما درگه نومیدی نیست
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel / Sad bâr eger tevbe şikestî bâz â / صد بار اگر توبه شکستی باز آ

Mevlânâ başkasına ait sözü alıp intihal yapmamıştır. Çünkü, Mevlânâ’ya ait hiçbir eserde bu rubâî yer almamaktadır. Mesnevî-i Şerif’in (Bkz: Mesnevi 1. cilt, 2. cilt, 3. cilt, 4. cilt, 5. cilt, 6. cilt) hiçbir yerinde bu söz geçmez. (Mutasavvıf Şefik Can’ın “Hz. Mevlânâ’nın Rubâîleri” (Konya, 2005, I, s. 32, no: 83) adlı çalışmasında geçse de yazar, bu rubâîyi yazma eserlerde bulamadığını belirtmiş ve muhtevasıyla ilgili görüşünü bildirmiştir). Mevlana’nın beyitlerinin yer aldığı bazı Divan-ı Kebir nüshalarında bu dizeler yer alsa da son yıllarda yapılan karşılaştırmalı metinlerle basılan nüshalarda bu ve buna benzer tartışmalı, Mevlana’ya ait olmadığı düşünülen beyitler ayıklanmıştır).
Müellifinin kim olduğuna dair kesin bir bilgi mevcut değildir. Rubâîlerde özellikle mahlas bulunmamasından doğan karışıklık sebebiyle, güçlü deliller olmaksızın bir rubâî, “kesin olarak şu şaire aittir” denemez.
Müellifinin kimliğine dair çeşitli rivayetler mevcuttur. Yakup Şafak’ın Tasavvuf Dergisi’nde yayınlanan “Mevlânâ’ya Atfedilen “Yine Gel…” Rubâîsine Dair” adlı makalesinde Mevlânâ’ya nispet edilen bu dizelerin kaynağına dair yaptığı kapsamlı incelemede kime ait olduğuna dair 2 isim öne çıkar: “Baba Efdal” diye bilinen ve 1260’ların sonunda ölen İranlı şair “Efdalüddin-i Kâşânî” ve (Mevlânâ ve Baba Efdal’den iki asır önce yaşamış olan) Horasanlı Sufî şair “Ebû Saîd-i Ebu’l-Hayr“. Said Nefîsî’nin “Rubaiyyat-ı Baba Efdal-i Kasani” (Tahran, 1363hş./1984, s. 85) adlı eserinde (7 numara kaydı ile) Baba Efdal’in rubasi olduğu; ancak, Ebû Saîd-i Ebu’l-Hayr’a da atfedildiği belirtilmektedir. Rubâiyyât-ı Baba Efdal-i Kâşânî ve Suhenân-ı Manzûm-i Ebû Saîd-i Ebu’l-Hayr gibi eserlerin hiçbirinde bu rubâî Mevlânâ’ya atfedilmemiştir. Yakup Şafak yaptığı incelemede bu rubâînin Ebû Said’in fikirlerine ve üslûbuna daha uygun düşse de, kaynaklar itibariyle Baba Efdal’e nispetinin daha kuvvetli göründüğü sonucuna varmaktadır.
Bu şiir, Mevlânâ’nın vefatından sonra ona isnad edilmiştir. Mevlânâ’ya ait olmadığı halde bu dizelerin onunmuş gibi addedilmesinin sebebinin Mevlânâ Müzesi görevlilerinden M. Necati Elgin ve Mevlânâ’nın eserlerinin tamamını Türkçe’ye çevirmiş olan Abdülbaki Gölpınarlı tarafından hatalı şekilde ‘Mevlana rubâîsi’ olarak yayılmasından kaynaklandığı iddia edilmektedir. Mutasavvıf Şefik Can Bey verdiği bir röportajda bu rubâîyi Abdülbaki Gölpınarlı’ya Necati Elgin’in haber verdiğini ifade eder. Akabinde Gölpınarlı, (Mevlânâ Celâleddin (İstanbul, 1951) ve Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik (İstanbul, 1953) adlı eserlerinde söz konusu rubâîden bahsetmezken, 1964 yılında neşrettiği rubâîler tercümesine (Rubâîler, İstanbul, 1964, s. 23, no: 69) ekler. Halbuki, Gölpınarlı’nın çeviriye esas aldığı yazmada bu rubâî yer almaz. Abdülbaki Gölpınarlı, Konya Mevlânâ Müzesi Yazmaları (İstanbul, 1971, II, s. 165, 242) adlı eserinde bu rubâînin, XV. yüzyıl başlarında yazılmış 1721 numaralı, öğütler içeren, başı ve sonu noksan, adı bilinmeyen bir kitapta bulunduğu zikreder; fakat aktardığı kaynakta da “Mevlânâ’ya aittir” denilmez.
Kaynak: https://www.malumatfurus.org/mevlanaya-atfedilen-yine-gel-rubaisi-hakkinda-kose-yazarlarinin-yanlis-bildikleri/

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın