I – İş Böyle Olunca, Hazret-i Muhammed’in İnsan Türünde En Mükemmel Varlık Olması Âşikârdır. (Muhammed Aleyhisselâm) İnsan Türü İçinde Mevcûd Olanların En Mükemmelidir. Bunun İçindir Ki Bütün Hikâye Onunla Bağladı Ve Onunla Sona Erer. Âdem Daha Henüz Su İle Balçık Arasında İken Bile O Peygamberdi. Daha Sonra Unsur Hâlinde Doğmasıyla Da Peygamberlerin Sonuncusu Ve Mührü Oldu…Resûl (Olarak Muhammed Aleyhisselâm) Rabb’inin İlk Delîlidir. Çünkü O’na Bütün Kelimeler Verildi Ki Bunlar (Allah’ın Öğretmesiyle) Âdem‘İn Bildiği Esmâ’nın (Delâlet Ettiği) Müsemmalarıdır
İş böyle olunca, Hazret-i Muhammed’in insan türünde en mükemmel varlık olması âşikârdır. (Muhammed aleyhisselâm) insan türü içinde mevcûd olanların en mükemmelidir. Bunun içindir ki bütün hikâye onunla bağladı ve onunla sona erer. Âdem daha henüz su ile balçık arasında iken bile o peygamberdi. Daha sonra unsur hâlinde doğmasıyla da peygamberlerin sonuncusu ve mührü oldu…Resûl (olarak Muhammed aleyhisselâm) Rabb’inin ilk delîlidir. Çünkü O’na bütün kelimeler verildi ki bunlar (Allah’ın öğretmesiyle) Âdem- ‘in bildiği esmâ’nın (519) (delâlet ettiği) müsemmalarıdır (520).
Daha önce de değinmiş olduğumuz vechile Hakk’ın yarattığı ilk varlık olarak Hazret-i Muhammed Plotinus’un felsefesinde, apaçık bir biçimde, Mutlak Tek’den neşet eden “ilk südûr (emanasyon)” olarak Akl-ı Evvel’e tekabül etmektedir. İbn Arabî de Hazret-i Muhammed’in bu vechesini Rûh-i Muhammedî diye isimlendirmektedir.
Plotinus’un âlem görüşünde Mutlak Tek’den neşet eden ilk südûr olan Nûs’un iki vechesi vardır: 1) südûr ettiği mahalle ilgili olarak pasif vechesi, ve 2) kendinden südûr edenlerle ilgili olarak da aktif vechesi. Nûs kendinin üstünde bulunan Varlık düzeyine karşı pasif, kendinin altında bulunan Varlık düzeylerine kar ı da aktiftir.
İbn Arabî’nin felsefesinde bu Plotinus’vârî pasiflik (infi’al) kulluğa (ubûdiyyet’e) ve aktiflik (fiil) de Rablığa (Rubûbiyyet’e) dönüşmektedir. Şu hâlde “Rûh-i Muhammedî” kendi zuhûrunun ve tecellîsinin kaynağı olan Hâlik ile olan ilişkisinde pasif ve kul olarak görünmesine karşılık âlemle olan ilişkisi açısından hilkatin temeli olmak hasebiyle fâil durumundadır. İbn Arabî bu hususu şâirâne bir efsâne şeklinde şöyle açıklamaktadır (*521):
Ne zaman ki Resûl (yâni Rûh-i Muhammedî) asâleten kul olarak yaratılmıştır asla efendilik dâvâsıyla baş kaldırmamıştır. Allah Teâlâ O’ndan yaratacağını yaratıncaya kadar, pasif (münfail) olması hasebiyle secde etmeye ve bu durumuna vâkıf olmaya da devâm etmiştir. Allah da ona (artık) fâil olma rütbesini ve lâtif bir ara âlem (a’râf-ı tayyibe) olan nefesler âleminde müessir olmayı lûtfetti.
Bu açıdan bakıldığında Hazret-i Muhammed’in “ara-olma-tabîatı” (berzâhiyye’si) kolayca görülmektedir. O Hakk’a karşı “kul” ve “pasif” (münfail), ama âleme karşı “efendi” (seyyid) ve aktiftir (fâil’dir).
Kaynaklar;
519 Kur’ân II/31 âyeti kastediliyor: “Allah Âdem’e bütün esmâ’ı (isimleri) öğretti”.
520 Fusûs, s. 267/214/441-442/IV-321.
İbn-i Arabi’nin Fususunda Anahtar Kavramlar
Toşihiko İzutsu
Çeviren: Ahmet Yüksel Özemre
.www.ozemre.com
Kaynak: http://www.muhyiddinibnularabi.com/hakikat-i-muhammediyye-muhammedin-gercegi/
(Ayet) Ey Muhammed De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyedilmiştir, öyleyse O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. O’ndan başkasına ilahlık yakıştıranların vay haline
Fussilet Suresi;
6. Ey Muhammed De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyedilmiştir, öyleyse O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. O’ndan başkasına ilahlık yakıştıranların vay haline