İnsan-ı Kâmil Olmak Kolay Değildir, Ancak, Kâmil Bir Zatı Bulup Elini Tutmakla, Ona Hizmet Etmekle Allah Dostlarının Himayelerine Almasıyla Mümkündür. Bu Dünyada, İnsanlar Arasında Kemale Ulaşamayanlar, Bir Hayvan-ı Natık (Konuşan Hayvan)’dır. Sende Kendini Bir Kâmil Mürşide Teslim Et. Sen Dahi Bir İnsan Ol

I – İbn Arabi: İnsan-ı Kamil’den Daha Mükemmel Bir Mevcut Yoktur. Bu Dünyada, İnsanlar Arasında Kemale Ulaşamayanlar, Bir Hayvan-ı Natık (Konuşan Hayvan)’dır

II – İnsan-ı Kâmil Olmak Kolay Değil; Ancak Kâmil Bir Zatı Bulup Elini Tutmakla, Ona Hizmet Etmekle Kabil Olur. Sende Kendini Bir Kâmil Mürşide Teslim Et. Sen Dahi Bir İnsan Ol.

.

I – İbn Arabi: İnsan-ı Kamil’den Daha Mükemmel Bir Mevcut Yoktur. Bu Dünyada, İnsanlar Arasında Kemale Ulaşamayanlar, Bir Hayvan-ı Natık (Konuşan Hayvan)’dır
İnsan-ı kamil’den daha mükemmel bir mevcut yoktur. Bu dünyada, insanlar arasında kemale ulaşamayanlar, bir hayvan-ı natık(: konuşan hayvan)’dır; (herhangi) bir suretin cüz’üdür; insanlık derecesine ulaşamaz. Aksine onun insanlığa nisbeti, bir ölü’nün insanlığa olan nisbetidir: Şu halde o, gerçek olarak değil, şeklen insandır.
Masivallah’da Allah’ın gölgesi, insan-ı kamil’dir.
Allah’ı ancak insan-ı kamil bilir*. Çünkü o, Allah’ın tecelli ettiği yerdir.
Kaynak: Muhyiddid İbn Arabi – El-Futahat-Mekkiyye, Prof.Dr.Nihat Keklik, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara-1990 (s:438)

.

II – İnsan-ı Kâmil Olmak Kolay Değil; Ancak Kâmil Bir Zatı Bulup Elini Tutmakla, Ona Hizmet Etmekle Kabil Olur. Sende Kendini Bir Kâmil Mürşide Teslim Et. Sen Dahi Bir İnsan Ol.
İNSAN-I KÂMİL olmak kolay değil; ancak kâmil bir zatı bulup elini tutmakla, ona hizmet et¬mekle kabil olur.
Yüce Hak o istidadı herkese vermiştir; ama, insan kendini alt derekeye düşürür; istidadını yitirir.
Kendini bir kâmil mürşide teslim et. Sen dahi bir insan ol.
Asıl kemal, insanlığı belli bir itikada bağlı bilmemektir. Ama sanılmaya ki: İNSAN-I KAMİL mezhepsiz ve itikadsız bir kişidir. Zira, onun mezhebi ve itikadı ilahi dilekte ve ilahi emrin varlığındadır. Onların inanışı, mecazi mezhep ve itikad degildir. Hak erenlerinden bazısına:
–Hangi mezheptensin?
Dendikte:
Huda mezhebindenim.
Dedi.
Bir şiir:
Bütün mezhepler kaydından beri ol;
Tüm yolcuların başta gideni ol..
Bazı büyüklere şöyle sordular:
-Anlatıldığına göre. irfan sahibi özel bir inanışa bağlı kalmaz; lakin halka uyar bir şekilde açığa çıkar. Çünkü;
«İnsanlara, akıl erdirecekleri kadar konuşunuz.»
Buyurulmuştur. Eğer kalbindekini açığa vursa, onu hemen öldürürler.
Durum böyle olunca, o irfan sahibi, münafık olmaz mı?
Cevap şu oldu:
Olmaz. Zira münafık ona denir ki, gizli bir itikada sahip olur; bu itikadının aksine amel izhar eder. Yaptığının yersiz olduğunu kendisi de bilir. Arif odur ki, hem izhar ettiği itikat Hak olur; hem de içinde olan itikada dışı zıt görünür; ama değildir. İrfan sahibinin çerçevesi geniştir. Onda iki zıt dahi birleşir; bu zıtlar zâhirdekilere göre ol¬ sa dahî, ona göre zıt olmaz. En iyi bilen Allah’tır.
Kaynak: Özün Özü – Muhiddin-i Arabi, Kamer Neşriyat, 3.Baskı, Ter.İsmail Hakkı Bursevi, Sadeleştiren Abdülkadir Akçiçek, İst-1984

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın