O Yerin Ve Göğün Kutbudur. O, Kâinata Sızar. En Umumî Feyzin Terazisi Onun Elindedir. O, En Yüce Ve En Esfel Kâinata Hayat Ruhunu Göndermekle Vazifelidir, İsrafil’in Kalbi Üzerindedir. Azrail’in Ondaki Hükmü, İnsandaki Def’edici Kuvvetin Hükmü Gibidir

I – İmam Şarani: Ahmet-i Rufai Yerin Ve Göğün Kutbudur. O, Kâinata Sızar. Kâinatın Bâtın Ve Zahir Âyinlerinde Ruhun Cesedde Dolaştığı Gibi Dolaşır. En Umumî Feyzin Terazisi Onun Elindedir. O, En Yüce Ve En Esfel Kâinata Hayat Ruhunu Göndermekle Vazifelidir. O, İnsanlık Bakımından Değil, Hayat Ve Hissetme Maddesini Yüklenen Meleklik Hissesi Bakımından İsrafil’in Kalbi Üzerindedir. Azrail’in Ondaki Hükmü, İnsandaki Def’edici Kuvvetin Hükmü Gibidir…
Şaraniye göre “Ahmet-i Rufai yerin ve göğün kutbudur.”
Çünkü Hazrete: «Sen kürre-i arzın kutbusun» denildiği zaman, cevab olarak:
«Beni -bu vazifeden uzak tutunuz» dedi.
Yine kendisine:
«Sen göğün kutbusun.» denildiğinde, ‘buyurdu ki:
«Beni bundan da uzak tutunuz.»
Şârânî diyor ki, bu söz, seyyid Ahmed-i Rifaî’nin bütün makamları geçtiğine delildir.
Seyyid Şerif el-Cürcânî. «To’rifât» adlı eserinde şöyle diyor:
«İhtiyaç sahibi ve sıkışan bir kimse ona iltica ettiği itibariyle kutba bozan «gavs» denir. Kutub her zaman Cenâb-ı Hakkın nazar-ı ilâhîsinin mahalli bulunan biricik insandır. Cenâb-ı Hak, nezd-i ilâhîsinde ona en büyük tılsım (bir çeşit mevhum nesnedir ki, onun hükmü definenin bulunmasına mânidir. Sihir ta’birîerindendir.) vermiştir. O, kâinata sızar. Kâinatın bâtın ve zahir âyinlerinde ruhun cesedde dolaştığı gibi dolaşır. En umumî feyzin terazisi onun elindedir. O, en yüce ve en esfel kâinata hayat ruhunu göndermekle vazifelidir. O, insanlık bakımından değil, hayat ve hissetme maddesini yüklenen meleklik hissesi bakımından İsrafil’in kalbi üzerindedir. Cebrailin ondaki hükmü, nefs-i natıkanın insan denilen varlıktaki hükmü gibidir. Mîkâil’in ondaki hükmü cezbedici kuvvetin insanlıktaki hükmü gibidir. Azrail’in ondaki hükmü, insan daki def’edici kuvvetin hükmü gibidir… »
Kaynak: Erenler’in Kalb Gözü – Osman Akfırat, Pamuk Yay (S.385-386)

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın