I – Ya Süleyman (a.s.)!.. Hiç üzülme! Âhir Zaman Peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in Temiz Soyundan, Öyle Secaatli Bir Velî Gelecektir Ki: Abdülkâdîr Geylânî (k.s.) İsmiyle Anılan O Velî, Bütün Cin Ve Şeytan Taifesini Hükmü Altına Alacaktır. Onları İlâhî Esrarı ile HAK (c.c.)’nün İzni İle Hapis Edecektir
II – Tasarruf, Herhangi Bir Velînin Görevi Gereği Olarak, Kendi Emrine Verilmiş Melekleri Veya Cinleri Kullanarak Herhangi Bir Olayı Oluşturmasıdır
III – İnsan-ı Kâmil De Bu Âlemde İlâhi İsimler Aracılığıyla Dilediğince Tasarrufta Bulunur
IV – Dünya Büyüksüz Olamaz, Dünyada Daima Gavs Vardır. Tâ Kıyamet’e, Nefha-İ Sûr’a Kadar Da Bulunacak, Böylece Tasarruf Edecektir. Zahiren De Ümmet-i Peygamber’ (A.S.V.)e Hidayet Saçıyordu, Batinen De. İnsan Yakinen Anlıyordu Ki Şah-ı Hazne Yeryüzünün Sultanıydı
.
I – Ya Süleyman (a.s.)!.. Hiç üzülme! Âhir Zaman Peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in Temiz Soyundan, Öyle Secaatli Bir Velî Gelecektir Ki: Abdülkâdîr Geylânî (k.s.) İsmiyle Anılan O Velî, Bütün Cin Ve Şeytan Taifesini Hükmü Altına Alacaktır. Onları İlâhî Esrarı ile HAK (c.c.)’nün İzni İle Hapis Edecektir
Büyük peygamberlerden Süleyman (a.s.) bir gün kendisin¬den sonra, Şeytanın ve Çin’lerin mahlûkata musallat olacak¬larını düşünerek, bundan elem duyarmış.
Bu üzüntü ve endişe içinde iken, hatiften kendilerine şu nida vâki olmuş:
— «Ya Süleyman (a.s.)!.. Hiç üzülme! Âhir zaman pey¬gamberi Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in temiz soyundan, öyle secaatli bir velî gelecektir ki: Abdülkâdîr Geylânî (k.s.) ismiyle anılan o velî, bütün Cin ve Şeytan taifesini hükmü altına alacaktır. Onları ilâhî esrarı ile HAK (c.c.)’nün izni ile hapis edecektir.»
Bu hâtîfi (gizli) nida ve sesleniş üzerine, Süleyman (a.s.)’ın kederi sevince dönüşmüş, ferahlayan Süleyman (a.s.) âlemlerin eşsiz Melîki, Sultanı, Hâlik-ı kâinat’a sonsuz şükür¬lerde bulunmuştur.
Bundan, şu ilâhî sır meydana çıkmaktadır ki: Es-seyyid Eş-şeyh Abdülkâdîr Geylânî Hazretleri, insü cinnin (insanların ve cinlerin) hâkimidir.
Hattâ melâike-i kiram dâhi, onun itaat halkasındadır.
Yüce velî Gavsü’l-âzâm’a, halifelerine binlerce selâm-ü salât ve rahmet olsun.
Kaynak: Gayb’ın Dili Abdülkadir Geylani’nin Menkıbeleri… – Muhammed Sadık Ul Sadi, Kitsan, İst. 1996, Tercüme: Seyyid Hüseyin Fevzi Paşa (S.122)
.
II – Tasarruf, Herhangi Bir Velînin Görevi Gereği Olarak, Kendi Emrine Verilmiş Melekleri Veya Cinleri Kullanarak Herhangi Bir Olayı Oluşturmasıdır
“Tasarruf” ise, herhangi bir velînin görevi gereği olarak, kendi emrine verilmiş melekleri veya cinleri kullanarak herhangi bir olayı oluşturmasıdır… Görevi gereği, emrindeki melek veya cinleri kullanarak o olayı oluşturması, “tasarruf” denen şeydir.
Tasarruf eden bu tasarrufunun farkındadır, değil mi, diye sorulursa…
Farkındadır tabii!.. Farkında olmadan yapıyorsa, o tasarruf değildir!
Zaten, görevli velîler, genellikle tasarruf sahibidirler ve farkındadırlar yaptıklarının…
Kaynak: (Ahmet Hulusi, 1994) / https://www.ahmedhulusi.org/tr/yazi/tasarruf-nedir
.
III – İnsan-ı Kâmil De Bu Âlemde İlâhi İsimler Aracılığıyla Dilediğince Tasarrufta Bulunur
“İnsan-ı kâmil de bu âlemde İlâhi isimler aracılığıyla dilediğince tasarrufta bulunur.” (Muhyiddin İbn el-arabi, Nakş El-Füsus Şerhi, İsmail Ankaravi, Ribat Yayınları, hazırlayan İlhan Kutluer 1981 Ocak baskısı, sayfa 14).
Kaynak: https://kiziroglu.wordpress.com/2007/06/09/m-arabinin-vahdeti-vucud-iddialari/
.
IV – Dünya Büyüksüz Olamaz, Dünyada Daima Gavs Vardır. Tâ Kıyamet’e, Nefha-İ Sûr’a Kadar Da Bulunacak, Böylece Tasarruf Edecektir. Zahiren De Ümmet-i Peygamber’ (A.S.V.)e Hidayet Saçıyordu, Batinen De. İnsan Yakinen Anlıyordu Ki Şah-ı Hazne Yeryüzünün Sultanıydı
Gerçi dünya büyüksüz olamaz, Dünyada daima Gavs vardır. Tâ Kıyamet’e, Nefha-i Sûr’a kadar da bulunacak, böylece tasarruf edecektir. Bazıları tasarruflarını zahiri olarak yaparlar, bazıları da bâtınî…. Kimse tarafından bilinmezler, tanınmazlar. Ama Şâh-ı Hazne’nin tasarrufu ise hem zahirî hem de bâtını idi. Zahiren de ümmet-i Peygamber’ (A.S.V.)e hidayet saçıyordu, batinen de. İnsan yakinen anlıyordu ki Şah-ı Hazne yeryüzünün sultanıydı.
Kaynak: Sohbetler – Seyyid Abdülhakim El Huseyni (S.225)