Ey Gavsım, Batılı Bilim Dünya’sının Yüzyıllardır Üzerinde Çalıştığı “Bu Evren Nasıl Yaratıldı?” Sorusunun Yanıtı Nedir: İnsanın ve Evrenin Yaratılışı Peygamber Efendimizin Nurundan Olmuştur

I – Debbağ Hz: Babamın Ve Annemin Dölsuyunda Hasıl Olan Meleklerin Sayısı 366’dır. Babanın Ye Annenin Nutfesinden Hasıl Olan Melekler 366’dır. Yarı Yarıyadır. Ancak Adem(a.s.), Havva Validemizden Evvel Yaratıldığı İçin Erkeğin Meleği On Fazladır. Allah O Nutfenin Evlâd Olmasını Hükmetmiş İse O Zaman O Meni Tanesi Bir Kan Pıhtısı Olur. Sonra Bir Çiğnem Et Olur. Ondan Sonra Da Boyuna Tavırları Değişir

II – Debbağ: Herkesin Vücudunda 366 Damar, Sinir Vardır. Herbir Sinir Cenab-ı Hak Ne İçin Yaratmışsa O Hassayı Hâmildir. Basirt Sahibi Arif İse Bu 366 Siniri Ziyalı, Işık Veren Bir Nur Olarak Görür

III – Muhyiddin Arabi: Allah Mahlukatı Yaratmadan Önce Bir ‘Ama’da İdi. Amanın Altında Da Hava, Üstünde De Hava Vardı

IV – Abdülaziz Ed-Debbağ’ın İnsanlardan Önce, Güneşin Diriminde Nuru Yaratılmadan Önce Âlem Karanlık İdi. Yer Ve Göğü Melekler İmar Ediyorlardı. Mağaralarda, Dağlarda, İnlerde, Ovalarda Hep Melekler Sakindi

V – Ömer Öngüt: Allah-u Teâlâ Her Şeyden Evvel Senin Peygamberinin Nurunu Kendi Nurundan Yarattı. Birinci Parçasından Müminlerin Gözlerinin Nurunu, İkinci Parçasından İlâhi Marifet Yuvası Olan Kalplerinin Nurunu, Üçüncüsünden De Dillerindeki Nuru Yarattı. Bu Da ‘La İlahe İllallah Muhammed’ür-Resulullah’ Tevhid Nurudur

VI – Haberde Geldi Ki: Melik-i Cebbâr Olan Mevlâmız Hayırlıların Efendisi Peygamberimizin Nurunu Yaratacağı Zaman Kendi Aziz Ruhundan Bir Parça Aldı, Ona Hitap Etmek İle Şereflendirdi Ve Şöyle Buyurdu: “Ey Nur, Kulum Muhammed Ol!”

VII – Allah’ü Teâlâ Mahlukatı Yaratmazdan Altı Yüz Yirmi Dört Bin Sene Evvel Habibinin Nurunu Yarattı..Efendimizin Nuru Bütün Bu Mertebeleri Elde Ettikten Sonra Cenabı Hak Kendisine Bu Denizlerden Yüz Yirmi Dört Bin Damla Almasını Emretti. O Da Aldı. Enbiyây-ı Mürselin’in Nurları Bu Damlalardan Oluştu

VIII – Sonra Hak Teâlâ Habibi’nin Nurundan Parlak Bir Mücevher Yarattı. Onu Yardı Ve İki Parçaya Ayırdı. Birine Heybet, Diğerine De Şefkat Nazarıyla Baktı. Heybet Nazarı İle Baktığı Parçadan Akarsular, Denizler Ve Nehirler Yaratıldı

IX – Kalemin Yaratılmasından Sonra Hazreti Allah Kendisine Heybet Nazarı İle Baktı Ve O Da İkiye Ayrıldı. Cenab-ı Hak Kaleme “Benden Başka İlâh Yoktur. Mülkümde Benim Ortağım Da Yoktur. Muhammed Benim Kulum Ve Rasülüm’dür” Yazmasını Emretti. -“İlâhi, Sen Allah’sın, Senden Başka İlâh Yok. Tek Sen Varsın. Senin Şerîkin De Yok. Ancak, İsmini Zatının İsmi İle Beraber Zikrettiğin Muhammed Kimdir?” Allah C.C. Şöyle Buyurdu: -“Ey Kalem, İzzetim Ve Celâlim Hakkı İçin, Muhammed Olmasa idi Arş’ı, Sema’yı, Arz’ı, Cennet ve Cehennemi, Gece Ve Gündüzü Yaratmazdım. Mahlukatı Da Ancak Muhammed’e İkram Olsun Diye Yarattım

X – Sonra Ay’ı Yarattı Ve Gecenin Karanlıklarını Onunla Kaldırdı. Sonra Güneş’i Yarattı Ve Gündüzü Onunla Aydınlattı. Gündüzü De Maişet Kazanmaya Sebep Kıldı. Melekleri Yarattı Ve Onlara Habibi’nin Nuruna Salavat İle Emretti. Kullarının Faydalanmaları İçin De Semavat, Arz Ve Yıldızları Yarattı.

XI – Sonra Allah C.C. Yeryüzünde Bir Halife Yaratmak İstedi. “Yeryüzünün Her Bir Tarafından Bir Miktar Toprak Almasını” Emretti. Cebrail Aleyhisselâm Da Seyyid Ül Mürselin Efendimiz’in Mübarek Kabri (Olacak) Olan Mukaddes Toprağa İndi. Oradan Bir Parça Beyaz Toprak Aldı. Oranın Suyu İle Bu Toprağı Çamur Yaptılar. Parlak Bir Yıldız Gibi Oldu. Cennetin Bütün Nehirlerinde Onu Yıkadılar. Sonra Allah’ü Teâlâ Parlak Bir Yıldız Gibi Olan Bu Mukaddes Maddeyi Hazreti Adem’in Çamuruna Katmalarını Emretti. Onlar Da Kattılar. Uzun Zaman Böylece Kaldı. Sonra İnsan Cesedinin Sureti Yaratıldı Ve Nebi Aleyhisselâm’ın Hicaz Toprağından Alınan Bu Nuru Adem’in Yüce Sulbüne Konuldu. Seyyid-Ûl Enâm’ın Nuru Sebebi İle Melekler Bu Yüce Varlığa Secde Ettiler.

XII – Adem Aleyhisselâm, Kendisinden Zelle Sadır Olduğu Zaman Yüz Yıl Gece-Gündüz Ağladı. Öyle Ki Akan Gözyaşlarından Nehir Oldu. Bakliyat Ve Ağaçlar Bitti. Sonra Bir Gün Başını Arşa Doğru Kaldırdı. Bir De Ne Görsün Orada; “Lâ İlâhe İllallah, Muhammedün Rasülüllah” Yazılı. Bunun Üzerine Şöyle Yalvardı: Allah’ım, Muhammed Hakkı İçin Hatamı Affet Ve Tevbemi Kabul Buyur.”

.

I – Debbağ Hz: Babamın Ve Annemin Dölsuyunda Hasıl Olan Meleklerin Sayısı 366’dır. Babanın Ye Annenin Nutfesinden Hasıl Olan Melekler 366’dır. Yarı Yarıyadır. Ancak Adem(a.s.), Havva Validemizden Evvel Yaratıldığı İçin Erkeğin Meleği On Fazladır. Allah O Nutfenin Evlâd Olmasını Hükmetmiş İse O Zaman O Meni Tanesi Bir Kan Pıhtısı Olur. Sonra Bir Çiğnem Et Olur. Ondan Sonra Da Boyuna Tavırları Değişir
Yine A. Debbağ Hz.lerinden işittim, buyurdu ki: – Allah-u Teâlâ livatayı haram kıldı. Çünkü erkeğin menisinden nutfesiyle beraber melekler de iner. O nutfe ile melekler beraber oldukları için, ekin mahalli olmayan bir dübüre, makata düştüğünde hem melekler ölür, hem tohumlar ölür. Meselâ bir güvercinin yavrusu yuvasından yere bir taş üzerine düşerse ondan eser kalır mı, yaşayabilir mi? Ölür. İşte erkeğin tohumu ekin mahalli olan kadının fercine düşerse orada o nutfe meleklerle beraber ya¬şar. Bu babanın ye annenin nutfesinden hasıl olan melek¬ler 366 dır. Yarı yarıyadır. Ancak Adem(a.s.), Havva validemizden evvel yaratıldığı için erkeğin meleği on fazla¬dır. Allah o nutfenin evlâd olmasını hükmetmiş ise o za¬man o meni tanesi bir kan pıhtısı olur. Sonra bir çiğnem et olur. Ondan sonra da boyuna tavırları değişir, büyür. Me¬leklerin de her birisi böyle nüma bulur, büyür. Evlâd do¬ğup dünyaya çıkınca kendisiyle beraber yetişen melekler de beraber çıkarlar. O melekler onun zatını muhafaza ederler. Bu meleklerin en büyüğü de onun sağındaki hafız melektir. Çocuk nasıl ana ile baba arasında büyüyüp yetişirse, melekler de böyle babanın ve annenin melekleri arasında yetişiyorlar. Fakat Cenab-ı Hak o nutfenin boşa gitmesini, ondan çocuk olmamasını hüküm etmiş ise o nutfe ile beraber melekler rahme inerler ve ölürler. Bun¬dan kula zarar gelmez. Çünkü o mahalline atılan tohum¬ların ölümünde kendi dahil, tesiri yoktur, bu hal yanan kandildeki yağın damlayan katrelerine benzer. O damla¬lar yanarak iner, yere erişmeden yanar söner, îşte bu se¬bepten meniyi rahimden dışarı döküp telef etmek caiz ol¬maz. Çünkü bu çıkan meniden Cenab-ı Hak çocuk murad etti mi, etmedi mi bilemeyiz. Onun için dışan atılan meni ile bir çok melâikenin helakine telef olmasına biz sebep olmuş oluruz. Fakat rahimde ölmelerinde bizim bir kusu¬rumuz yoktur, işte Cenab-ı Hak zinayı bunun için haram kıldı. Zina da büyük fesad vardır. Zinanın haram olmasının sebebi meleklerin sebebiyle değil, nesebin kesilmesi cihetinden haramdır. Çünkü kıyamet gününde insanların nesebde büyük faydası vardır. Nesebin sübutu bakımın-dan Resulullah(s.a.s.) Efendimiz nikâhı emretti. Zina ise gizlice yapılır. Çünkü zinayı açıktan yapsa ceza terettüp eder. Zina nesebin kesilmesine saiktir, nesebi karıştırır. Allah bunlardan bizi muhafaza buyursun.
Kaynak: Kitab-ül-ibriz, Abdülaziz Ed-Debbağ, Seha Neşriyat, İst.1997 (S.269-71)

.

II – Debbağ: Herkesin Vücudunda 366 Damar, Sinir Vardır. Herbir Sinir Cenab-ı Hak Ne İçin Yaratmışsa O Hassayı Hâmildir. Basirt Sahibi Arif İse Bu 366 Siniri Ziyalı, Işık Veren Bir Nur Olarak Görür
O zahir hocası A. Debbağ Hz.lerinden yine sordu ki:
-Öyle Şeyhler görüyoruz ki, Resulullah Efendimiz’i yakazada uyanıkken görüyorum. Sorduklarımıza cevap veriyor diyorlar. Halbuki ârif-i billâhlar demişler ki: Böyle bir idiya yapanın iddiası kabul olunmaz. Ancak beyyine getirmesi lâzımdır. Onun da isbatı 3000 makamı geçmiş olmaktır. Efendim, Allah seyyidliğinizi idame ettirsin, bunları bize hiç değilse remizle olsun beyan edin de, Resulullah Efendimizle uyanıkken konuşanların alâmeti nedir, bilelim.
Debbağ Hz.leri cevap verdi:
-Herkesin vücudunda 366 damar, sinir vardır. Herbir sinir Cenab-ı Hak ne için yaratmışsa o hassayı hâmildir. Basirt sahibi arif ise bu 366 siniri ziyalı, ışık ve¬ren bir nur olarak görür. Yalanın da, hasedin de, riyanın da, ücûb, kibir v.s. nin de her birinin birer damarı ve ışığı vardır. Arif olan bir kimse insanlara baktığı vakit her bi¬rini, üzerinde 366 fener asılmış, ışıklandırılmış bir âlem gibi görür. Her bir lâmbanın kendine has rengi vardır.
Sonra bu hassaların her birinin de kısımları vardır. Sonra bu hassaların her birinin de kışından vardır. Meselâ, mal şehvetinin aynbir kısmı vardır. Mansıb, mevki şehvetinin de ayrı birer kısımları vardır. Bir kimsenin bütün bu damarlardan, kısımlarıyla birlikte ilgisi kesilmedikçe keşfi açılmaz. Allah bir kuluna hayır murad ettikçe, onu keşfe ehil görürse, o kulunu yavaş yavaş bunlardan keser. Meselâ, yalan söylemek hassasını kesince, o zaman doğruluk makamına erer. Ondan sonra daha ilerliyerek tasdik makamına gelir. Mal şehveti hassasını kestiği vakitte zühd, zahidlik makamına girer. Günah şehvetini kesince tövbe makamında yer tutar, işte böylece Cenab-ı Hak bu kötü hassalardan kurtarıp, ona fetih nasib edip, zatine sırrı da koyunca, o zaman âlemleri müşahede makamlarında yükselir. İlk göreceği şey toprağa mensub olan ecramdır. Ondan sonra ulvi, yüce cürümleri görür. Sonra mura-ni cürümleri görür. Sonra nurani cürümleri görür. Sonra Cenab-ı Hakk’ın ef’ali mahlûkata nasıl nüfuz ediyor, onları görür. Toprağa ait müşahede de derece derece olur. Evvela arz ve onda olanları, sonra ikinci arzı, sonra 3. cü kat arzı, sonra ilâ 7. ci kat arza kadar görür. Ondan sonra birinci kat gök ile kendi arasındaki boşluğu, semayı görür. Sonra 1. ci kat semayı, sonra hakeza yerdeki tertip üzere böylece göklerde yükselir. Ondan sonra berzahı görür ve oradaki ruhları görür. Sonra melekleri, hafaza meleklerini ve âhirette olan işleri görür. Kulun bu gördüğü müşahedelerde rabubbiyet haklarından bir hakkı müşahede vardır. Ubudiyet edeplerinden edep de vardır. Bu müşahedelerde türlü manialar ona arız olur.
Kaynak: Kitab-ül-ibriz, Abdülaziz Ed-Debbağ, Seha Neşriyat, İst.1997 (S.359-364)

.

III – Muhyiddin Arabi: Allah Mahlukatı Yaratmadan Önce Bir ‘Ama’da İdi. Amanın Altında Da Hava, Üstünde De Hava Vardı
Muhyiddin Arabi Allah’a “Buluta benzer bir duman şeklinde olmasıdır.” demiş bu doğru mu? Allah’ın önceki şekli buluta benzer duman olabilir mi; Allah hiç yaratılana benzer mi?
Cevap: Muhyiddin İbn Arabî, “Hakk Teâlâ’nın evvelki şekli, buluta benzer bir duman şeklinde olmasıdır.” şeklinde bir ifade kullanmamıştır. Onun ifadesi aynen şöyledir:
“Allah mahlukatı yaratmadan önce bir ‘AMA’da idi. Amanın altında da hava, üstünde de hava vardı.”(bk. El-Futuhatu’l-Mekkiye, I/148).
İbn Arabî, bu konuyu bir hadis-i şerife dayanarak açıklamaktadır. Hadiste gelen rivayet şöyledir: Ashap’tan Ebu Rezîn anlatıyor:
“Ben: “Ey Allah’ın Resulü! Rabbimiz, mahlukatı yaratmadan önce neredeydi?” diye sordum. “Allah mahlukatı yaratman önce bir ‘AMA’da idi. Amanın altında da hava, üstünde de hava vardı. Sonra Arşını su üzerinde yarattı.” diye cevap verdi.”(Ahmed b. Hanbel; IV/11-12; Tirmizî, Tefsir, 12; İbn Mace, Mukaddime,13)
Alimlerin bildirdiğine göre, ‘Amâ’dan maksat, Allah ile birlikte hiçbir şey yoktu demektir. (Tirmizî, agy.) İbn Mace’nin rivayetinde yer alan “Onunla birlikte hiçbir yaratık yoktu” ilavesi de bu anlamı pekiştirmektedir.
Kaynak: https://sorularlaislamiyet.com/muhyiddin-arabi-allaha-buluta-benzer-bir-duman-seklinde-olmasidir-demis-bu-dogru-mu-allahin-onceki

.

IV – Abdülaziz Ed-Debbağ’ın İnsanlardan Önce, Güneşin Diriminde Nuru Yaratılmadan Önce Âlem Karanlık İdi. Yer Ve Göğü Melekler İmar Ediyorlardı. Mağaralarda, Dağlarda, İnlerde, Ovalarda Hep Melekler Sakindi
Ondan sonra Şeyh Hz.leri Kadir Gecesi’nin sebebini bize anlattı ve buyurdu ki:
–Güneşin diriminde nuru yaratılmadan önce âlem karanlık idi. Yer ve göğü melekler imar ediyorlardı. Mağaralarda, dağlarda, inlerde, ovalarda hep melekler sakindi. Vakta ki, Cenab-ı Hak güneşe nur verdi ve âlemi güneş ile ışıklandırdı. Yer ve gök melekleri âleminin harab olmasından korktular da gök melekleri yere indiler. Güneşin ışığından gölgelere, gecenin karanlığına kaçtılar. Çünkü o zamana kadar güneş nuru nedir bilmezler, hep karanlığa alışmışlardı. Bunun için korkarak Allah’a iltica
ettiler. Zannettiler ki, Cenab-ı Hak bu kâinatı artık dürecek, helak edecektir. Bu suretle korktukları her an başlarına gelecek diye titrediler ve Allah’a niyaz ve tazarruda toplandılar. Güneş geceyi takip ettikçe onlar da devamlı dünyayı tavaf etmeğe başladılar. Baktılar ki, hiçbir tehlike yok, böylece devredip duruyor, o zaman kendilerine emniyet geldi. Tekrar arz ve semadaki merkezlerine döndüler. Ondan sonra her sene bir gecede melekler toplanmağa başladılar, îşte Kadir Gecesi’nin sebebi budur.
–Efendim, dedim. O halde Leyle-i Kadir, daha Âdem (a.s.) yaratılmadan önce vardı. Söylediğinizden böyle anlaşılıyor. Halbuki Hadis-i Şerifte Leyle-i Kadir’in bu ümmeti Mufeammede has olduğu anlaşılıyor? diye sordum.
Buyurdu ki:
–Kadir Gecesi Âdem Aleyhisselam yaratılmazdan önce mevcud idi. Fakat Leyle-i Kadir’in ecri sevabı bu ümmeti Muhammede has olarak verildi. Resulullah Efendimizin bereketiyle has olarak verildi. Resulullah Efendimizin bereketiyle Leyle-i Kadir’i bilmek marifeti hasıl oldu. Fakat bizden önceki milletler nasıl ki, Cuma saatini bilemedikleri gibi Leyle-i Kadir’i de bilemediler. Leyle-i Kadir Yahudilere teklif edildiyse de onlar Cumartesi’ni seçtiler. Hristiyanlar da Pazar gününü seçtiler. Allahü Teâlâ keremiyle Leyle-i Kadir’e bizi muvaffak kıldı. Vallahü âlem.
Kaynak: Kitab-ül-ibriz, Abdülaziz Ed-Debbağ, Seha Neşriyat, İst.1997 (S.327-28)

.

V – Ömer Öngüt: Allah-u Teâlâ Her Şeyden Evvel Senin Peygamberinin Nurunu Kendi Nurundan Yarattı. Birinci Parçasından Müminlerin Gözlerinin Nurunu, İkinci Parçasından İlâhi Marifet Yuvası Olan Kalplerinin Nurunu, Üçüncüsünden De Dillerindeki Nuru Yarattı. Bu Da ‘La İlahe İllallah Muhammed’ür-Resulullah’ Tevhid Nurudur
“Allah-u Teâlâ her şeyden evvel senin peygamber inin nurunu kendi nurundan yarattı. O nur, Allah’ın izniyle dilediği yerde dolaşırdı. O zaman Levh, Kalem, Cennet, Cehennem, Melekler, yerler, gökler, insanlar ve cinler daha yaratılmamıştı.
Allah-u Teâlâ âlemleri yaratmayı murad edince, o nuru dört parçaya ayırdı.
Birinci parçadan Kalem’i, ikincisin den Levh-i mahfuz’u, üçüncüsünden Arş-ı rahman’ı halketti.
Dördüncü parçayı tekrar dörde böldü. Birinci parçasından Arş’ı taşıyan melekleri, ikincisin den Kürsi’yi. üçüncüsünden diğer melekleri yarattı.
Diğer parçayı da yine dörde böldü. Birincisinden gökleri, ikincisin den yerleri, üçüncüsünden cennet ve cehennemi yarattı.
Kalan parçayı da dörde böldü. Birinci parçasından müminlerin gözlerinin nurunu, ikinci parçasından ilâhi marifet yuvası olan kalplerinin nurunu, üçüncüsünden de dillerindeki nuru yarattı. Bu da ‘La ilahe illallah Muhammed’ür-resulullah’ tevhid nurudur.” (El-Mevâhib’ül-Ledüniyye)
Kaynak: Nur-i Muhammedi (s.a.v.) – Ömer Öngüt, Hakikat Yayıncılık, 10.Baskı, İstanbul-1999 (S.23)

.

VI – Haberde Geldi Ki: Melik-i Cebbâr Olan Mevlâmız Hayırlıların Efendisi Peygamberimizin Nurunu Yaratacağı Zaman Kendi Aziz Ruhundan Bir Parça Aldı, Ona Hitap Etmek İle Şereflendirdi Ve Şöyle Buyurdu: “Ey Nur, Kulum Muhammed Ol!”
Haberde geldi ki:
Melik-i Cebbâr olan Mevlâmız hayırlıların efendisi Peygamberimizin nurunu yaratacağı zaman kendi aziz ruhundan bir parça aldı, ona hitap etmek ile şereflendirdi ve şöyle buyurdu:
-“Ey nur, kulum Muhammed ol!”
Nur bu sözü dinledi ve itaat etti, en güzel bir şekilde telbiye etti. (Lebbeyk). Onun nurundan bir direk oluştu ve tespih ile meşgul oldu. Bu hadise insan ve cin, zamanlar ve mekânlar yaratılmazdan önce idi.
Kaynak: http://www.fetvalar.com/sorularla-cevabi-2521.html

.

VII – Allah’ü Teâlâ Mahlukatı Yaratmazdan Altı Yüz Yirmi Dört Bin Sene Evvel Habibinin Nurunu Yarattı..Efendimizin Nuru Bütün Bu Mertebeleri Elde Ettikten Sonra Cenabı Hak Kendisine Bu Denizlerden Yüz Yirmi Dört Bin Damla Almasını Emretti. O Da Aldı. Enbiyây-ı Mürselin’in Nurları Bu Damlalardan Oluştu
Hazreti Ali Radıyallâhü Anh’dan:
Allah’ü Teâlâ mahlukatı yaratmazdan altı yüz yirmi dört bin sene evvel habibinin nurunu yarattı. Sonra on iki perde icat etti ve habibinin nuruna bu on iki perdenin hepsinde uzun müddet durmasını emretti. O nur her birinde Allah’ı tespih etti. Efendimizin nuru bu tabakalarda durma vazifesini tamamladığında Hazreti Allah kendisine on denizde seyir etmesi emrini verdi. Gaffâr olan Allah’ın izniyle bu denizlerde marifet cevherlerine dalıp bolca istifade etti. Her denizde Allah’ın dilediği kadar tespih ediyordu. Efendimizin nuru bütün bu mertebeleri elde ettikten sonra Cenabı Hak kendisine bu denizlerden yüz yirmi dört bin damla almasını emretti. O da aldı. Enbiyây-ı Mürselin’in nurları bu damlalardan oluştu. (6)
Daha sonra Hazreti Allah Efendimizin nuruna bütün alemleri dolaşmasını ve oralarda kendi zikri ile meşgul olmasını emretti. Peygamberimizin nuru şöyle zikrediyordu:
Kendisine cehalet arız olmayan âlimi tesbih ederim.
Kendisine cimrilik arız olmayan cömerdi tesbih ederim.
Kaynak: http://www.fetvalar.com/sorularla-cevabi-2521.html

.

VIII – Sonra Hak Teâlâ Habibi’nin Nurundan Parlak Bir Mücevher Yarattı. Onu Yardı Ve İki Parçaya Ayırdı. Birine Heybet, Diğerine De Şefkat Nazarıyla Baktı. Heybet Nazarı İle Baktığı Parçadan Akarsular, Denizler Ve Nehirler Yaratıldı
Sonra Hak Teâlâ Habibi’nin nurundan parlak bir mücevher yarattı. Onu yardı ve iki parçaya ayırdı. Birine heybet, diğerine de şefkat nazarıyla baktı. Heybet nazarı ile baktığı parçadan akarsular, denizler ve nehirler yaratıldı. İşte bu (heybet nazarı ile bakılmış olması), bunlardaki istikrarlı olmayışın sırrıdır. Şefkat nazarı ile müşerref olan parçadan ise dört şey; Arş, Kürsî, Levh ve Kalem yaratıldı.
Kaynak: http://www.fetvalar.com/sorularla-cevabi-2521.html

.

IX – Kalemin Yaratılmasından Sonra Hazreti Allah Kendisine Heybet Nazarı İle Baktı Ve O Da İkiye Ayrıldı. Cenab-ı Hak Kaleme “Benden Başka İlâh Yoktur. Mülkümde Benim Ortağım Da Yoktur. Muhammed Benim Kulum Ve Rasülüm’dür” Yazmasını Emretti. -“İlâhi, Sen Allah’sın, Senden Başka İlâh Yok. Tek Sen Varsın. Senin Şerîkin De Yok. Ancak, İsmini Zatının İsmi İle Beraber Zikrettiğin Muhammed Kimdir?” Allah C.C. Şöyle Buyurdu: -“Ey Kalem, İzzetim Ve Celâlim Hakkı İçin, Muhammed Olmasa idi Arş’ı, Sema’yı, Arz’ı, Cennet ve Cehennemi, Gece Ve Gündüzü Yaratmazdım. Mahlukatı Da Ancak Muhammed’e İkram Olsun Diye Yarattım
Kalemin yaratılmasından sonra Hazreti Allah kendisine heybet nazarı ile baktı ve o da ikiye ayrıldı. Cenab-ı Hak kaleme yazmasını emretti. Kalem:
-“Ne yazayım?” diye sordu. Allah’ü Teâlâ:
-“Şu kavlimi yaz,” buyurdu.
-“Benden başka ilâh yoktur. Mülkümde benim ortağım da yoktur. Muhammed benim kulum ve Rasülüm’dür.
Kalem bu hitap ile müşerref olunca Cenab-ı Hakk’ın tevhidinin lezzetine hayran kaldı ve şöyle dedi:
-“İlâhi, sen Allah’sın, senden başka ilâh yok. Tek sen varsın. Senin şerîkin de yok. Ancak, ismini zatının ismi ile beraber zikrettiğin Muhammed kimdir?” Allah C.C. şöyle buyurdu:
-“Ey Kalem, İzzetim ve Celâlim hakkı için, Muhammed olmasa idi Arş’ı, Sema’yı, Arz’ı, Cennet ve Cehennemi, gece ve gündüzü yaratmazdım. Mahlukatı da ancak Muhammed’e ikram olsun diye yarattım.”
Kalem, Muhammed Aleyhisselâm ile ilgili bu övgü dolu sözlerin tadından uzun süre şaşkınlık içinde kaldı. Sonra da:
-“Selâm senin üzerine olsun Ey Muhammed,” demesi kendisine ilhâm edildi ve o da öyle dedi. Allah’ü Teâlâ bu selâma Habib’i tarafından şöyle cevap verdi:
-“Selâm, rahmetim ve bereketim senin üzerine olsun ey Kalem.”
İşte bu esrar (lı sebep)tendir ki selâm vermek sünnet, almak ise vacib oldu.
Sonra Hazreti Allah Kaleme, kıyamete kadar meydana gelecek hâdiseleri Levh-i Mahfuz’a yazmasını emretti.
Kaynak: http://www.fetvalar.com/sorularla-cevabi-2521.html

.

(Ayet) Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır.
Al-i İmran
144.Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır.

.

X – Sonra Ay’ı Yarattı Ve Gecenin Karanlıklarını Onunla Kaldırdı. Sonra Güneş’i Yarattı Ve Gündüzü Onunla Aydınlattı. Gündüzü De Maişet Kazanmaya Sebep Kıldı. Melekleri Yarattı Ve Onlara Habibi’nin Nuruna Salavat İle Emretti. Kullarının Faydalanmaları İçin De Semavat, Arz Ve Yıldızları Yarattı.
Daha sonra Allah’ü Teâlâ Cenneti yarattı ve onu dört şey ile süsledi:
1-Ta’zim,
2-Halâvet (tat, zevk),
3-Sehâ (cömertlik),
4-Emânet (emin, korkusuz olmak). (8)
Sonra Ay’ı yarattı ve gecenin karanlıklarını onunla kaldırdı. Sonra Güneş’i yarattı ve gündüzü onunla aydınlattı. Gündüzü de maişet kazanmaya sebep kıldı.
Melekleri yarattı ve onlara Habibi’nin nuruna salavat ile emretti. Kullarının faydalanmaları için de Semavat, Arz ve yıldızları yarattı.
Kaynak: http://www.fetvalar.com/sorularla-cevabi-2521.html

.

XI – Sonra Allah C.C. Yeryüzünde Bir Halife Yaratmak İstedi. “Yeryüzünün Her Bir Tarafından Bir Miktar Toprak Almasını” Emretti. Cebrail Aleyhisselâm Da Seyyid Ül Mürselin Efendimiz’in Mübarek Kabri (Olacak) Olan Mukaddes Toprağa İndi. Oradan Bir Parça Beyaz Toprak Aldı. Oranın Suyu İle Bu Toprağı Çamur Yaptılar. Parlak Bir Yıldız Gibi Oldu. Cennetin Bütün Nehirlerinde Onu Yıkadılar. Sonra Allah’ü Teâlâ Parlak Bir Yıldız Gibi Olan Bu Mukaddes Maddeyi Hazreti Adem’in Çamuruna Katmalarını Emretti. Onlar Da Kattılar. Uzun Zaman Böylece Kaldı. Sonra İnsan Cesedinin Sureti Yaratıldı Ve Nebi Aleyhisselâm’ın Hicaz Toprağından Alınan Bu Nuru Adem’in Yüce Sulbüne Konuldu. Seyyid-Ûl Enâm’ın Nuru Sebebi İle Melekler Bu Yüce Varlığa Secde Ettiler.
Haberde şöyle geldi:
Sonra Allah C.C. yeryüzünde bir halife yaratmak istedi. Azrail Aleyhisselâma “yeryüzünün her bir tarafından bir miktar toprak almasını” emretti. Azrail Aleyhisselâm indi ve yeryüzünün her bir köşesinden toprak parçası aldı. Sonra onu çamur ve hamur haline getirdi ve Adem Aleyhisselâma “meleklerden bir topluluk ile yeryüzüne inmesini ve Arz’ın kalbi ve vâsıliyn’in gözlerinin sürmesi olan beyaz toprak almasını” emretti. Cebrail Aleyhisselâm da Seyyid ül Mürselin Efendimiz’in mübarek kabri (olacak) olan mukaddes toprağa indi. Oradan bir parça beyaz toprak aldı. Onu Naîym Cenneti’ndeki Ayn-ı Tesnîm’e (Cennetteki ırmaklardan birinin adı) götürdü. Oranın suyu ile bu toprağı çamur yaptılar. Parlak bir yıldız gibi oldu. Cennetin bütün nehirlerinde onu yıkadılar.
Sonra Cebrail Aleyhisselâm Muhammed Aleyhisselâm’ın nuru için olan bu maddeyi aldı. Onunla beraber Semavat, Arz ve deniz-okyanusları gezdi. Şerefini mahlukata bildirdi. (9) Adem Aleyhisselâm yaratılmadan bin sene evvel mahlûkat Efendimiz Aleyhisselâm’ın kadrini anlamış oldular.
Sonra Allah’ü Teâlâ parlak bir yıldız gibi olan bu mukaddes maddeyi Hazreti Adem’in çamuruna katmalarını emretti. Onlar da kattılar. Uzun zaman böylece kaldı. Sonra insan cesedinin sureti yaratıldı ve Nebi Aleyhisselâm’ın Hicaz toprağından alınan bu nuru Adem’in yüce sulbüne konuldu. Seyyid-ûl enâm’ın nuru sebebi ile melekler bu yüce varlığa secde ettiler. (10)
Kaynak: http://www.fetvalar.com/sorularla-cevabi-2521.html

.

XII – Adem Aleyhisselâm, Kendisinden Zelle Sadır Olduğu Zaman Yüz Yıl Gece-Gündüz Ağladı. Öyle Ki Akan Gözyaşlarından Nehir Oldu. Bakliyat Ve Ağaçlar Bitti. Sonra Bir Gün Başını Arşa Doğru Kaldırdı. Bir De Ne Görsün Orada; “Lâ İlâhe İllallah, Muhammedün Rasülüllah” Yazılı. Bunun Üzerine Şöyle Yalvardı: Allah’ım, Muhammed Hakkı İçin Hatamı Affet Ve Tevbemi Kabul Buyur.”
Melekler kendisinin arkasında saf oldular. Hazreti Adem de meleklerin kendi önünde olması için bu nuru alnına koymasını Rabb’inden istedi. Nur alnına nakledildi. Sonra Rabb’inden bu nuru kendisinin de görebileceği bir uzvuna nakletmesini istedi. Tespih parmağına konuldu. Cennette olduğu sürece o nuru gözlerine sürerdi.
Zillet evi (olan dünyaya) intikal ettiğinde bu nur da sulbüne iade edildi.
Denildi ki:
Adem Aleyhisselâm, kendisinden zelle sadır olduğu zaman yüz yıl gece-gündüz ağladı. Öyle ki akan gözyaşlarından nehir oldu. Bakliyat ve ağaçlar bitti. Sonra bir gün başını Arşa doğru kaldırdı. Bir de ne görsün orada;
“Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Rasülüllah” yazılı. Bunun üzerine şöyle yalvardı:
-“Allah’ım, Muhammed hakkı için hatamı affet ve tevbemi kabul buyur.”
Bunun üzerine Hazreti Allah tevbesini kabul etti.
Haberde şöyle geldi:
Allah ü Teâlâ Hazreti Adem’e şöyle vahyetti:
-Sen tevbenin kabulünde Habibim Muhammed’i vesile kıldın. İzzetim ve Celâlim hakkı için, eğer hata eden müminlerin tamamının affına vesile kılmış olsaydın, Habibim Muhammed hürmetine elbette affederdim.
Rivayet:
Peygamberimiz A.S.’ın nuru Mekke’de Hazreti Adem’in, gemide Hazreti Nuh’un, ateşin içinde iken Hazreti İbrahim’in sulbüne intikal etti. Böylece, secde eden sulplerden temiz rahimlere geçmek suretiyle ana babasından bu alemi şereflendirinceye kadar intikal etti.
Kaynak: http://www.fetvalar.com/sorularla-cevabi-2521.html

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın