Bütün Bunlar Küfür Değilmi? Yüce Allah’ın Bir Şarabı Var, Gece Olunca Evliyanın Kalbine Bu Şarap’tan Sunar; Bu Bilgilerin Serhoşu Oldum. O Anlarda, Bu Serhoşluğumun Derecesini Gösteren Çılgınca Yazılarım Vardır

I – İmama Rabbani: Bu Ma’rifetlere, O Kadar Daldım, O Kadar Kapıldım Ki, Vahdet-i Vücûd Hâli, Herşeyi Unutturdu. Bu Bilgilerin Serhoşu Oldum. O Anlarda, Hocamın Yüksek Huzûruna Arz Etdiğim Mektûblarımda, Bu Serhoşluğumun Derecesini Gösteren Çılgınca Yazılarım Vardır
ALLAHü teâlâ, sonsuz ihsânı ile, büyük rehber, hakîkatlerin, ma’rifetlerin kaynağı, islâm dîninin hâmisi, hocam, önderim, kurtuluş yoluna kavuşdurucu, Muhammed Bâkî “kuddise sirruh” hazretlerine kavuşdurdu. Bu fakîre tarîkat-i aliyye-i Nakşibendiyyeyi ta’lîm buyurdu. Hiçbirşeye yaramıyan bu miskîni, mubârek kalblerinin ışıkları altında bulundurmakla şereflendirdi. Bu üstün yolda ilerlemeğe alışdırınca, az zemânda, vahdet-i vücûd bilgileri önüme çıkdı. Bu makâmın çeşidli ilmleri, ma’rifetleri kapladı. Bu mertebenin inceliklerinden, göstermedikleri hemen birşey kalmadı. Muhyiddîn-i Arabînin “kuddise sirruh” bildirdiği ince bilgiler, olduğu gibi meydâna çıkdı. (Füsûs) kitâbında yazdığı ve urûcun, bu yolun sonu olduğunu sanıp, bundan ötesi ademdir, yoklukdur dediği, tecellî-i zâtî ile de, şereflendirdiler. Kendisine Evliyânın sonuncusu diyerek yalnız Evliyânın sonuncusuna mahsûs olduğunu yazdığı, bu tecellînin çeşidli bilgilerini, ma’rifetlerini uzun uzadıya, bu fakîre bildirdiler. Bu ma’rifetlere, o kadar daldım, o kadar kapıldım ki, vahdet-i vücûd hâli, herşeyi unutturdu. Bu bilgilerin serhoşu oldum. O anlarda, hocamın yüksek huzûruna arz etdiğim mektûblarımda, bu serhoşluğumun derecesini gösteren çılgınca yazılarım vardır.
Kaynak: Mektubat-ı Rabbani, Cilt 1-2, Çile Yay.Türdav Ofset, İst.1980, 3. Baskı, Çev.Abdülkadir Akçiçek (S.118)
Kaynak: http://kitap.mollacami.com/mektubati-rabbani/konu-1736.htm


II – Yüce Allah’ın Bir Şarabı Var, Gece Olunca Evliyanın Kalbine Bu Şarap’tan Sunar. Ondan İçenler İlâhî Sevgi Ve Özlem Sebebîyle Melekût’a Uçarlar
Bâyezîd der ki: Yüce ALLAH’ın bir şarabı var, gece olunca evliyanın kalbine bu şarap’tan sunar. Ondan içenler ilâhî sevgi ve özlem sebebîyle Melekût’a uçarlar. (Refi’, 210)
Kaynak: Bayezid-i Bistami – Prof.Dr. Süleyman Uludağ, Diyanet Vakfı Yay., Ankara-1994 (S.144)


III – Enel-Hak Kadehiyle Bir Yudumcuk İçen Sızdı Tanrılık Şarabından. Şişelerle, Küplerle İçtim Ben, Sızmadım, Ben, Sultanların Aradığı Sultan
İşte Mevlânâ’nın Şems sonrası, vahdet-i vücûd inancı içeren şiirlerinden bir demet: “Enel-hak kadehiyle bir yudumcuk içen sızdı Tanrılık şarabından. Şişelerle, küplerle içtim ben, sızmadım, ben, sultanların aradığı sultan.”, “Ben hacetler kıblesiyim. Gönlün kıblesiyim ben. Ben Cuma mescidi değilim, insanlık mescidiyim ben.”, “Gönlü sâf sûfiyim ben; benim tekkem âlem, medresem dünya benim. Değilim abalı sûfilerden.”,“İster münacat eri ol sen, Meyhane rindi istersen; bundan sanki ne çıkar? Yok Cumartesiymiş, yok Cumaymış, bence ne fark var?”
Kaynak: Abdulbâki Gölpınarlı, Mevlânâ Celâleddin, İnkılâb Kitabevi, İstanbul 1985, Dördüncü Basım., sayfa 292
Kaynak: http://www.gencbirikim.net/hangi-mevlana-gercek-mevlana-1/


IV – İbn-i Faris: Biz Habibin Zikrini Yaparak Aşk Şarabını İçtik
Şeyh Abdülaziz Debbağ Hz.lerine İbni Faris Hz.leri-nin şu kasidesini sordum. İbni Faris Hz.leri demiş ki: (Bizhabibin zikrini yaparak aşk şarabını içtik, bağ çubuğu daha yere konmadan önce sarhoş olduk.)
Debbağ (r.a.) buyurdu ki:
– Bu, âlemi ervahta olan bir şeye işarettir. Habib’ten murad Resulullah Efendimizdir. O âlemde Resulullah Efendimizin zikri müşahede-i tâmme husulüne sebeptir. Bu müşahedeye nail olan ruh, bu müşahededen başka bir-hale terakki eder de, o halette bütün marifet, esrar hepsi değişir, azîm bir kuvvet husule gelir ve bütün nurları ya¬rar. Birinci hali sanki hiç bilmemiş gibi, onlardan kesilir, yükselir.
Şu 3 umur sebebiyledir ki,
1. aşkı muhabbette devam bir halden diğer hale geçmeğe sebeptir.
2. bu aşkın devamı ilk halinden kesilmeğe sebeptir.
3. bu müşahede¬nin devam edip yükselmesi onun şecaatini, teşebbüsünü artırır.
Bu muhabbet devam ettikçe herşeyi hakir görür. ‘Hak Teâlâ’nın müşahedesiyle Habibinin zikrine bir cür’et ettik ve o zikir sebebiyle Allah’tan mağda sair mahlukat-tan kesildik, sırf Allah’a bağlandık, sarhoşluğumuz bu¬dur” demektir. (Bağ çubuğu yaratılmadan önce) demek de “Bu âlemi ervahta oldu. Halbuki bağ çubuğu dünyada yaratıldı. Ruhun suvarıldığı bu müşahede, Resulullah Efendimizin zikri sesebiyle oldu. Lâkin, o müşahede ruh¬tan zaten sirayet etti, fakat o vücut dünya şehvetlerine dü¬şünce, o zaman ruhtaki o müşahededen kesildi. Ama o şahıs habibi zikre devam edince, ruhda alemi ervahta mü¬şahede ettiği o hal vücuda iniyor ve yavaş yavaş o vücu¬dun dünyaya bağlılığını çözüyor. Ta ki, o vücutta yukardaki 3 umur husule geliyor. O zaman bu unsur, vücud halden hale intikal ediyor, ilk halden kurtuluyor ve Al¬lah’tan gayrısından kesiliyor. Ona bağlanıyor” demektir.
Kaynak: Kitab-ül-ibriz, Abdülaziz Ed-Debbağ, Seha Neşriyat, İst.1997 (S.511-512)


V – Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi: Bugün Ahmet Benim, Ama Dünkü Ahmet Değil. Enel Hak Kadehiyle Bir Yudum İçen Sızdı Tanrılık Şarabından. Şişelerle, Küplerle İçtim Ben, Sızmadım, Ben, Sultanların Aradığı Sultan. Ben Hâcetler Kıblesiyim. Gönlün Kıblesiyim Ben. Ben Cuma Mescidi Değilim, İnsanlık Mescidiyim Ben. Üzüm Sarhoşluğu Değil Benim Sarhoşluğum, Benim Sarhoşluğumun Sonu Yok. Tarhana Çorbası İçmem Ben..
BUGÜN AHMET BENİM
Bugün Ahmet benim,
ama dünkü Ahmet değil.
Bugün anka benim,
ama yemle beslenen kuşcağız değil.

Enel hak kadehiyle
bir yudum içen sızdı
Tanrılık şarabından.
Şişelerle, küplerle içtim ben, sızmadım,
ben, sultanların aradığı sultan.

Ben hâcetler kıblesiyim.
Gönlün kıblesiyim ben.
Ben cuma mescidi değilim,
insanlık mescidiyim ben.

Ben saf aynayım,
sırrım dökülmemiş, paslanmamışım.
Ben kin dolu bir gönül değilim,
Sinâ dağının gönlüyüm ben.

Üzüm sarhoşluğu değil benim sarhoşluğum,
benim sarhoşluğumun sonu yok.
Tarhana çorbası içmem ben,
can yemeği yerim,
içerim can şerbeti.

İşte sararttı seni
bir gümüş bedenlinin özlemi.
Altın haline geldin artık.
Sen altına âşıksın,
altın benim rengime âşık.

Gönlü saf sûfiyim ben,
benim tekkem âlem,
medresem dünya benim.
Değilim abalı sûfilerden.

İster yakarış eri ol sen,
meyhane eri istersen,
bundan sanki ne çıkar?
Yok cumartesiymiş, yok cumaymış,
bence ne farkı var?

Gerçeğin tadını alan er
ne altına aldırış eder,
ne kalendar tacına bakar.
Ne tasası vardır, ne kini.

Ey Tebriz’li hak Şems’i,
yüzünü göstermeseydin sen,
yoksul, çaresiz kalırdı kulun;
ne gönlü olurdu, ne dini…
Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi
( 1207 – 1273 )
Kaynak: Bugünün Diliyle Mevlânâ, A. Kadir
Kaynak: http://www.siirparki.com/mevlana15.html


(Ayet) Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın
Nisâ Suresi
43. Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculukta bulunursanız, veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince ya da eşlerinizle cinsel ilişkide bulunup, su da bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelip, (niyet ederek onunla) yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Şüphesiz Allah, çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.


(Ayet) Allah kendisine şirk koşulmasını kesinlikle affetmez. Bunun dışındaki günâhları dilediği kimseler için affeder. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur
Nisâ Suresi;
48. “Allah kendisine şirk koşulmasını kesinlikle affetmez. Bunun dışındaki günâhları dilediği kimseler için affeder. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur.”

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın