I – Saidi Nursi Merhum, Gençken İstanbul’a Geldi. Fatih Camii’ne Direklerine İlan Astı. Fatih Caminin Direklerine Daha 15-16 Yaşındayken İlan Astı “Var Mı Benimle Mübareze İlmiyede Bulunacak Olan”. Bu İlanı Gördük. Biz Bunu Kelli Felli Bir Adam Zannediyorduk. Sonra Camiye Gelirken Gördük Ki, Daha Sakalı Çıkmamış Bir Delikanlı. Bu Nasıl Bir Adam, Bu Yaşta Ulemaya Meydan Okuyor. Gidelim Dinleyelim Dedik..
Saidi Nursi merhum, gençken İstanbul’a geldi.
Fatih Camii’ne Direklerine ilan astı.
Bakın size bir şey söyleyeyim benlik kötü bir şeydir, ama benliği şiddetli olmayan adamlar küfrün galebe zamanda ortaya çıkıp da mücadele edemezler.
Mesela Necip Fazıl, mazişkün harfleriyle yazılmış bir bendi. ben ben ben ben ben
O kadar benliği şiddetli olmasaydı, bir kenarda geçinir giderdi kafa tutmazdı rejime
Bediüzzaman da benliği şiddetlidir.
Şu hadise ile sabittir ki, Fatih caminin direklerine daha 15-16 yaşındayken ilan astı “var mı benimle mübareze ilmiyede bulunacak olan”
Rahmetli Celaleddin Ökten’den dinledim, medresede talebeydik.
Bu ilanı gördük. Biz bunu kelli felli bir adam zannediyorduk. sonra camiye gelirken gördük ki Şabı emret, yani daha sakalı çıkmamış bir delikanlı.
Sonra duyduk ki (…) konferans verecekmiş
Bu nasıl bir adam, bu yaşa bir adam ulemaya meydan okuyor. Gidelim dinleyelim dedik
Bunu yaşayan adamdan naklediyorum beyler, daha başka ne kaynat söyleyeceğim? yaşayan adamdan söylüyorum, gören adamdan
Kaynak: Youtube / Said Nursi sahtekar mıydı_ – Kadir Mısıroğlu dk: 1.00
II – Bediüzzaman Hazretleri, Herhangi İlme Sorulan Suale Bila-Tereddüt Derhal Cevap Verirdi. Sorulacak Suallere Cevap Vermeye Hazır Bulunduğu Gibi Kimseye Sual Sormayacağını Da Beyan Ederek Bu Kararda Yirmi Sene Sebat Etti. Hiçbir Ulemadan Soru Sormazdı.
Abdullah Tekhafızoğlu:
Herhangi ilme sorulan suale bila-tereddüt derhal cevap verirdi.[1]
Sorulacak suallere cevap vermeye hazır bulunduğu gibi kimseye sual sormayacağını da beyan ederek bu kararda yirmi sene sebat etti.[2]
Hiçbir ulemadan soru sormazdı. Yirmi sene daima mûcib kaldı. Bu hususta kendileri derlerdi ki: “Ben ulemanın ilmini inkar etmem. Binaenaleyh kendilerinden sual sormak fazladır. Benim ilmime şüphe edenler var ise sorsunlar onlara cevap vereyim. Şu halde sormak şüphe edenlerin hakkıdır.”[3]
Said Nursi kırk sene evvel İstanbul?da iken, “kim ne isterse sorsun” diye, hârikulâde bir ilânat yapmıştır.
Böyle had ve hududu tayin edilmeyen, yani “şu veya bu ilimde veya mevzuda, kim ne isterse sorsun” diye bir kayıt konulmadan ilânat yapmak ve neticede daima muvaffak olmak; beşer tarihinde görülmemiş ve böyle ihatalı ve yüksek bir ilme sahip böyle bir İslâm dâhisi, Asr-ı Saadet müstesna şimdiye kadar zuhur etmemiştir.[4]
[1] Tarihçe-i Hayat, 34, İlk Hayatı; İctimâi Reçeteler I, 11, Tarihçe-i Hayat/Rü’ya.
[2] Tarihçe-i Hayat, 37, İlk Hayatı/O Zamanki Hayatına Kısa Bir Bakış; İctimâi Reçeteler I, 14, Tarihçe-i Hayat/O Zamandaki Hayatları Şöylece Tasvir Olunur.
[3] İctimâi Reçeteler I, 23-24, Tarihçe-i Hayat/Ders; Tarihçe-i Hayat, 44, İlk Hayatı.
[4] Sözler, 702, Teşrin-i Sani (1950) de Ankara Üniversitesinde (…) bir konferanstır.
Kaynak: https://forum.memurlar.net/konu/2084982/