Kendimi Tenzîh Ederim, Sânım Ne De Yücedir! Eşyanın Ta Kendisi Olduğu Halde Eşyayı İzhâr Eden Allah’ı Tenzih Ve Teşbih Ederim. Doğrusu Sonradan Meydana Geleni Mahlûkatın Vücudu, Yaradanın Vücudunun Aynıdır. Küf Rab’dir; Rab De Kuldur. Keşke Bilseydim Mükellef Olan Kimdir?

I – Eşyanın Ta Kendisi Olduğu Halde Eşyayı İzhâr Eden Allah’ı Tenzih Ve Teşbih Ederim, Doğrusu Sonradan Meydana Geleni Mahlûkatın Vücudu, Yaradanın Vücudunun Aynıdır
Biz tasavvuf tarihine küçük bir kapı açarken kronolojik sıralamayı burada bırakıp elinizdeki eserin yazılmasına konu teşkil eden Büyük Velî Ebû Yezîd Bestâmî Hazretleri’nin İslâm tasavvufuna açtığı değişik bir kapıdan söz etmek istiyoruz. Bilindiği gibi Ebû Yezîd Hazretleri Vahdet-İ Vücud felsefesine kapı açan ve bunun ana fikrini ortaya koyan ilk mutasavvıftır. Bu kapıyı genişleten ve konuyu daha çekici ve işlek hale sokan ise Şeyh-i Ekber Muhyiddin Arabî (K.S.) Hazretleri’dir. Fü-tuhat-ı Mekkiyye ve Füsûsu’l-Hikem adlı kıymetli eserlerinde bu konuyu izah etmiş ve yer yer dikkatleri çekip şübheleri büyütmemek ya da kaldırmak için bazı tekrar ve açıklamalara yer vermiştir.
Ebû Yezid Bestâmî (K.S.) Hazretleri: «Sübhânî Mâ A’zame Şanî» «Feizâ Ene Hüve Ve Hüve Ene» diyerek vücud-i hakikînin ALLAH’a mahsus olduğunu anlatmak istemiş ve bir vecd ve istiğrak içinde ilâhî nur ve tecellilerden başka bir şey göremeyince bu sözü sar-fetmiştir. İbn-i Arabî (K.S.) Hazretleri bunu biraz genişleterek şöyle demiştir: «Sübhâne Men Azhara’l-Eş-Yâe Ve Hüve Aynühâ… İnne Vücûde’l-Hâdisâti’l-Mahlûkati Hüve Aynü Vücûdi’l-HâliKI… EL-Abdü Rabbün Ve’r-Rabbü Abdün Yâ Leyte Şiiri Meni’l-Mükellef» demiştir. Bunların Türkçe anlamı şöyledir: «Kendimi tenzîh ederim, sânım ne de yücedir!» «Eşyanın ta kendisi olduğu halde eşyayı izhâr eden Allah’ı tenzih ve teşbih ederim.» «Doğrusu sonradan meydana geleni mahlûkatın vücudu, Yaradanın vücudunun aynıdır.» «Küf Rab’dir; Rab de kuldur. Keşke bilseydim mükellef olan kimdir?»
Kaynak: Beyazıd Bestami ve İslam tasavvufunun özü – Celal Yıldırım, Demir Kitabevi, İstanbul-1978 (S.17-18)

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın