I – Marifet, Allah-u Teala’yı (cc) Bilmek Ve O’nun Ahlakıyla Ahlâklanarak Sıfatlarının Tam Olarak Hissedilmesidir. Böylece Hakk’ın Sıfatları Müride Yansır
Marifet, Allah-u Teala’yı (cc) bilmek ve O’nun ahlakıyla ahlâklanarak sıfatlarının tam olarak hissedilmesidir. Böylece Hakk’ın sıfatları müride yansır.
Kaynak: Adab-ı Fethullah – Şeyh Fethullahi Verkanisi – Menzil Yayınevi, Adıyaman, 1997 (S.17-18)
II – Ey Kulum, Bana İtaat Et Ki, Seni De Kendim Gibi Yapayım.,
“… İslâm, Allah’ın deyimiyle, onu, insandaki ilahi fıtratın gelişmesi ve olgunlaşmasının bir faktörü olarak görür: ‘Ey kulum, bana itaat et ki, seni de kendim gibi yapayım.”
Kaynak: Dürretül Vaizin – Ermişlerden Osman Efendi – Tercüme Eden- Abdullah Aydın – İkinci Baskı: 1976 Sayfa 86:
(Ayet) Hiçbir şey, (hiçbir konuda) O’na denk (ve benzer) değildir.
İhlâs Suresi
4. Hiçbir şey, (hiçbir konuda) O’na denk (ve benzer) değildir.”
III – Kul, Kendi İnsanlık Sıfatlarından Fâni Olunca, Mevlâ’nın Sıfatları İle Beka Bulur. İşte “Allahü Tealâ’nın Ahlâkı İle Ahlâklanınız” Emrine Uyup, Esmâ-l Hüsnâ’sı İle Sıfatlanmış Olur
Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki, kul, kendi insanlık sıfatlarından fâni olunca, Mevlâ’nın sıfatları ile beka bulur. İşte «ALLAHü Tealâ’nın ahlâkı ile ahlâklanınız» emrine uyup, Esmâ-ı Hüsnâ’sı ile sıfatlanmış olur. Fena fillah, süfli, aşağı nefse uymamaktır. Ulvî ruha uymaktır. Nefsinden fena olmak, Hak ile beka bulmaktır. Halkın fenası, Hakk’ın bekasıdır. Fena fillah, Hak’dan, gayrısını fâni etmektir. Beka bili ah, Hakk’ın bekasıdır, devamıdır. Fena fillah, beka billahtır. Beka hakikatlerinin başlangıcı, bütün mâsivadan fâni olmaktır. O halde, halkı bilmez, ancak Hakk’ı biliri O’nu müşahede eder. O’na kavuşur.
Kaynak: Marifetname – Erzurumlu İbrahim hakkı, Bedir yay., İst-1993 (S.908)
IV – Müride Beka-billah Tecellisi Zuhur Edince Allah’ın Sıfatlarını Bürünür; En Küçük Zerreye Kadar, Bütün Mevcudat Sâlike İtaat Eder Ve Boyun Eğer. Kendisi: Evveliyn Ve Âhiriyn İlimlerini Sana İhsan Eyledim. Var, Git Kullarımı İrşat Edip Bana Getir, Hitâbpizzetine Mazhar Olur.
BEKA – BİLLAH tecellisini zuhura getirir. Bu, Hakla baki alâmetidir ki, âlem-i-lâhuta kadar çıkar. Doğudan batıya bütün mevcudat, melekler, ins ve cin, vahşi hayvanlar ve kuşlar, ağaçlar, nebatlar, meyveler ve çiçekler zerreye varıncaya kadar her şey önünde açılır ve kendisine artık gizli – örtülü bir şey kalmaz. Karanlık gecede, kara taş üzerinde kara karıncanın yürüdüğünü görür, ayağının sesini işitir. Bu öylesine bir ihsandır ki, anlatmakla anlamağa imkân ve ihtimal yoktur. En küçük zerreye kadar, bütün mevcudat sâlike itaat eder ve boyun eğer. Kendisi:.
— Evveliyn ve âhiriyn ilimlerini sana ihsan eyledim. Var, git kullarımı irşat edip bana getir, hitâbpizzetine mazhar olur.
Sâlike, Libâs-ı-Hakkani giydirilir, Şeriat-ı-Ahmediyye’ye büründürülür ve mülk âlemine döndürülür.
Kaynak: Miftahul Kulub 2 (Kalblerin Anahtarı) Mehmed Nuri Şemsüddin Nakşibendi, Salah Bilici Kitabevi, İst-1979 (s: 38)
V – Hakkın, Yaratıkların Sıfatlarıyla Ortaya Çıktığını (Göründüğünü) Görmüyor Musun? Aratıkların Da Başından Sonuna Kadar Hakkın Sıfatlarıyla Ortaya Çıktığını Görmüyor Musun? Yaratıkların Sıfatları O’nun İçin Hak Olduğu Gibi, O’nun Sıfatları Da Yaratıklar İçin Haktır
Hakkın, yaratıkların sıfatlarıyla ortaya çıktığını (göründüğünü) görmüyor musun? Bunu kendisi belirtmiştir. Noksanlık ve kötülük sıfatlarıyla ortaya çıktığını kendisi ifade etmiştir. Yaratıkların da başından sonuna kadar hakkın sıfatlarıyla ortaya çıktığını görmüyor musun? Yaratıkların sıfatları O’nun için hak olduğu gibi, O’nun sıfatları da yaratıklar için haktır.
Kaynak: Fususu’l-Hifcem, 80
Açıklama:
İbn Arabi, Allah’ın sıfatlarını mecazi olarak yaratıklara verdiğini yahut yaratıkların sıfatlarının mecazi manada Allah’ın sıfatları olduğunu söyledi¬ğini herhangi bir insanın tevehhüm etmesinden korkmuş ve birinci şıkta söylenenlerin mecazi manada değil, gerçek manada olduğunu söylemiştir. “Onun için yaratıkların sıfatları da hakkın sıfatlarıdır” diyerek mecazi ma¬nada değil, gerçek manada böyle olduğunu belirtmiştir. İnsanlara anlayışındaki tanrı hakkındaki hükümlerinde yahut onu acizlik, noksanlık ve kötülük gibi sıfatlarla nitelemesinde ve diğer yaratıklarla aynı görmesinde bir mecazın bulunmadığını vurgulamak istemekte ve şöyle demektedir: “Al¬lah’ın Rablık, ilahlık, yaratma, rızık verme ve diğer bütün sıfatları yaratık¬lar için haktır. “Yani bu sıfatlar aynı zamanda yaratıkların da sıfatlarıdır. Onun için yaratıklar mecaz olarak değil, gerçek olarak Allah’ın sıfatlarını taşırlar. İşte İbn Arabi’nin tanrı anlayışı bu şekildedir.
Kaynak: İbrahim Sarmış, Tasavvuf ve İslam, Ekin Yayınları: 178-179.