Ancak ve Ancak Hz Hızır İle Birebir Görüşen Gavsın Bilebileceği, Hayallerine Kavuşmak İsteyen 3 Gencin Hikayesi

I – Geçmiş Zamanda Buhara Şehrinde Üç Genç (Hayallerindeki İsteklerine Kavuşabilmek İçin) Yabancı Ülkelere Seyahat Etmeye Karar Verirler. Şehrin Dışında Bir Yol Kavşağında Her Birisi Ayrı Ayrı Yönlere Gitmeye Niyet Ederler. Birbirleriyle Vedalaşacaklan Sırada, Hazret-i Hızır Bir İhtiyar Kılığında Üç Gencin Karşısına Çıkarak: Nereye Gidiyorsunuz? İsteğiniz Nedir? (Delikanlılar,) Size Yardımcı Olabilir Miyim?” Diye Sorunca, İçlerinden Birisi: “Ben, Allah’tan Dinî İlim Tahsil Etmek İsterim”; Diğeri: “Ben, Allah’tan Kolay Yoldan Para Kazanıp Zengin Olmayı İsterim”; Üçüncüsü: “Ben De Allah’tan Helâl Süt Emmiş Sâliha Bir Hanım İsterim” Der

.

I – Geçmiş Zamanda Buhara Şehrinde Üç Genç (Hayallerindeki İsteklerine Kavuşabilmek İçin) Yabancı Ülkelere Seyahat Etmeye Karar Verirler. Şehrin Dışında Bir Yol Kavşağında Her Birisi Ayrı Ayrı Yönlere Gitmeye Niyet Ederler. Birbirleriyle Vedalaşacaklan Sırada, Hazret-i Hızır Bir İhtiyar Kılığında Üç Gencin Karşısına Çıkarak: Nereye Gidiyorsunuz? İsteğiniz Nedir? (Delikanlılar,) Size Yardımcı Olabilir Miyim?” Diye Sorunca, İçlerinden Birisi: “Ben, Allah’tan Dinî İlim Tahsil Etmek İsterim”; Diğeri: “Ben, Allah’tan Kolay Yoldan Para Kazanıp Zengin Olmayı İsterim”; Üçüncüsü: “Ben De Allah’tan Helâl Süt Emmiş Sâliha Bir Hanım İsterim” Der
Geçmiş zamanda BUHARA şehrinde üç genç (hayallerindeki isteklerine kavuşabilmek için) yabancı ülkelere seyahat etmeye karar verirler. Şehrin dışında bir yol kavşağında her birisi ayrı ayrı yönlere gitmeye niyet ederler. Birbirleriyle vedalaşacaklan sırada, Hazret-i Hızır bir ihtiyar kılığında üç gencin karşısına çıkarak :
«— Nereye gidiyorsunuz? İsteğiniz nedir? (Delikanlılar,) size yardımcı olabilir miyim?» diye sorunca, gençler memnun olurlar, içlerinden birisi:
«— Ben, Allah’tan dinî ilim tahsil etmek isterim.»
Diğeri: «— Ben, Allah’tan kolay yoldan para kazanıp zengin olmayı isterim.»
Üçüncüsü: «— Ben de Allah’tan helâl süt emmiş sâliha bur ha nım isterim,» der.
İlk önce ilim isteyene, Hz. HIZIR:
«— Hak Teâlâ (C.C.) sana ilim ihsan ederse, o ilimle gurur lanırsan, nimete şükretmemiş olursun. O zaman bu nankörlüğünün cezasını çekersin…» deyince, o genç:
« — Ben âlim olursam, asla kibirlenmem! Hem ilmimden fayda lanmak isteyenlere de parasız olarak öğretir, bütün talebelerime yardımcı olurum…» deyince, Hz. Hızır bu gence EÛZÜ BESMELE yazılı bir kâğıt verir. (Ve bu kâğıdı kaybetmemesini de sıkı sıkı tembih ettikten sonra):
— «Allah (C.C.) senin ilmini artırsın,» diye dua eder. İkinci kere zengin olmak isteyen gence dönerek:
— Allah sana çok para ve mal verir de onları İlâhî Emirlere uygun olmayan yerlerde harcarsan, (şükrünü yerine getirmemiş olursun. O zaman) servetin elinden çıkacağı gibi sıkıntıya düşer ve nankörlüğünün cezasını da acı bir şekilde çekersin. Önce iyi düşün. Verilecek servetin şükrünü yapabilecek misin?» diye sorunca, İkinci genç:
«— Ben zengin olursam, fakir fukarayı görür, gözetirim. Evi me gelen (yerli ve yabancı bütün) misafirlere yedirir, içirir ve ağırlarım. Bana müracaat edenlerin hiçbirisini boş çevirmem…» de yince, Hz. HIZIR: ,
«— O halde Allah (C.C.) sana çok çok para ve mal versin,» diye dua ettikten sonra, kendisine bereket olması için İKİ AKÇE verir. Bu iki akçeyi harcamadan kesesinde saklamasını da tembih eder.
Bu kere, sıra, sâliha hanım isteyen gence gelir.
Hz. HIZIR:
«— Böyle bir kızım olsaydı sana verirdim evlâdım. Ama ihlâs ile isteyenler asla mahrum olmaz… Allah (C.C.) sana da gönlüne göre bir hanım (kız) versin,» diye dua ettikten sonra, gençlere seyahatten vazgeçmelerini ve memleketlerine geri dönmelerini, Al lah’ın izniyle isteklerine kavuşacaklannı söyleyerek gözden kaybolur.
Üç arkadaş bu nur yüzlü ihtiyarın (kim olduğunu tanımadan) sözlerine inanır. Ve memleketleri olan BUHARA’ya geri dönerler.
— İlk olarak ilim isteyen kimse, Hz. Hızır’ın duası bereketiyle vehbî olarak DİNÎ İLİM’leri bütün inceliklerine varıncaya kadar öğrenir.
Cehaletten kurtulan bu genç, 8-10 sene içerisinde o ülkede en yüksek âlimlerin arasına katılır… Yakından uzaktan gelen Müslümanların bütün müşkillerini halletmeye başlayınca, şöhreti ülkenin her yanına yayılır.
Çok geçmeden kendisini oy birliğiyle ŞEYHÜLİSLÂM makamına getirir ve bol da maaş bağlarlar.
— İkinci, servet isteyen genç de, babasından kalan bir hara beyi yıktırıp, temelini kazdırırken, kıymetli bir hazine bularak, zengin olur.
— Üçüncü genç ise, sâliha bir kızla evlendikten sonra, helâlin den para kazanmak arzusuyla, bir san’atla uğraşır. Günlük geçimini rahatlıkla te’min ederse de, fazla bir para artıramaz. Ama, hayatları huzur içinde devam eder.
Aradan (25 sene kadar) uzun bir müddet geçtikten sonra: Hz. Hızır (A.S.), Allah’ın (C.C.) emriyle bu üç arkadaşı teker teker imtihan etmeye başlar.
önce onbeş-onaltı yaşlarında bir delikanlı kıyafetinde ŞEYHÜL-İSLÂM’ı makamında ziyaret ederek, elini öper.
Şeyhülislâm ziyaretinin sebebini sorunca Genç (Hazret-i Hı zır):
«— Efendim, Kur’ân-ı Kerîm’i ve ilm-i hâlimi öğrendim. Bir âlimden özel olarak ders almaya maddî durumum müsait değildir, Ama dinî ilimleri öğrenmeye çok hevesim var. Uygun bir zama nınızda günde bir saatinizi bana ayırabilirseniz, size çok minnettar kalırım,» deyince, Şeyhülislâm:
«— Oğlum, burası fetvahanedir. Benim, seninle meşgul olacak zamanım yoktur. Benden başka hiçbir din adamı bulamadın mı da buraya geldin? Sen kendine göre, bir hoca efendi bul da ondan bilmediklerini öğren,» dedi.
Çocuk (yani Hz. Hızır), Şeyhülislâm’ı uyarmak için tekrar söze başladı ve:
«— Muhterem efendim, şüphesiz ilim ve yeteneğiniz çok yüksek olmasaydı, sizi bu makama getirmezlerdi. Ama bir kere siz de benim yasmadaki halinizi düşünün! Her halde o zaman sizin de durumunuz benimkinden pek farklı değildi. Ne olur, bana bir imkân tanışanız ve bir iki günlük olsun bir tecrübe yapsanız ne kaybedersiniz? Şayet verdiğiniz dersleri kavrayamaz veya liyakatsiz liğimi görürseniz, illâ ki okutmanız için size ısrar edecek değilim. Ama ilminizden yararlanmak isteyenlere (az bir zaman ayırarak) yardımcı olamazsanız, bu ilmi size bahşeden Allah’a (C.C.) nasıl şükretmiş olabilirsiniz?» dedi ise de Şeyhülislâm, hiç ayılmadı. O, gençliğinde verdiği sözü çoktan unutmuş., ilim, makam ve şöhretin etkisiyle kibir ve gurura kapılmıştı.
Hülâsa: Hz. Hızır (bu kadar rica ve yalvarmasına rağmen) olumsuz cevap alınca:
– Seneler öncesi verdiği EÛZÜ BESMELE yazılı kâğıdı, Şeyhülislâm’ın koyduğu kitabın arasından, onun haberi bile olmadan) aldı. Ve fetvahaneden ayrıldı.
O günden sonra vehbî olarak kendisine ihsan edilen ilâhi İlim ler sür’atle hafızasından silinmeye başladı. Herkesin takdir ve hür met gösterdiği ŞEYHÜLİSLÂM, bu kere en basit sorulara bile doğru dürüst cevap veremeyince, aklî dengesinin bozulduğunu zannederek, hemen kendisini Şeyhülislâmlıktan azlettiler (görevinden uzaklaştırdılar).
İkinci kere Hz. Hızır (A.S.) akşam üzeri, bir ihtiyar kıyafetin de zengin olan kimsenin konağına vararak -.
— Efendi, Hicaz’dan geliyorum. Yorgun ve uykusuzum. Ne olur, bir gecelik beni Allah (C.C.) için misafir eder misiniz?» dediği zaman, konak sahibi (yakın dostlarıyla meşgul olduğu için) kendisi ni içeri kabul edemeyeceğini ve çok meşgul olduğunu söyledi.
İhtiyar (Hz. Hızır):
«— Efendi evlâdım, Allah (C.C.) zengini fakir, fakiri de zen gin yapar.. Herhalde sana da bu köşk babandan kalmadı. Servetin şükrü böyle mi yapılır? Şu konağında bir gecelik beni barındırsan, ne olur?.. Sizden yemek de istemem…» diye ricada bulun duysa da, zengin adam bu sözleri işitince, yumuşayacak yerde aksine sinirlendi ve öfkeli bir şekilde:
— Amma da uzattın be ihtiyar… Sana akıl danışan mı var ki? Bir de bana nasihat vermeye kalkışıyorsun?.. Al sana İKİ AKÇE de, akşam üzeri beni daha fazla meşgul etme. Bu parayla biraz ilerdeki hanlardan birisinde kendine yatacak bir yer bulur sun,» dedi. Ve (İKİ AKCE’yi konağın penceresinden aşağı atarak) içeri girdi.
Hazret-i Hızır da:
« — Öyle ise, seneler öncesi sana verdiğim İKİ AKCE’yi almış oldum. Böylece birbirimizle alış-verişimiz kalmadı…» diyerek oradan ayrıldı.
O günden sonra bu zengin adam, ne ile uğraştı ise, işi hep tersine gitti. Ve devamlı olarak yaptığı işlerde zarar etmeye başladı. Malı ve serveti, az zamanda elinden çıktı ve birkaç sene içerisinde, eskisi gibi fakir haline döndü…
Hazret-i Hızır (A.S.) üçüncü kere aynı kıyafetiyle sâliha hanımla evlenen kişinin evine vardı. İkindiden sonra kapıyı çaldı. Kocası henüz işinden dönmemişti.
Hazret-i Hızır:
«— Falan efendinin evi burası mıdır?» deyince, evin hanımı:
«— Evet, efendi amca…» dedi.
Hazret-i Hızır:
«— Kocanı çok eskiden tanırım… Fakir ve garibim. Allah içki beni misafir edeceğini tahmin ederek, yanına uğramak istedim,» deyince, hanım, durumu kızına söyledi ve (kapının deliğinden bak tıktan sonra) ihtiyarı içeri buyur ettiler.
Hava çok sıcaktı. Misafirin serinlenmesi için, kızı eline su dök tü, annesi de havlusunu tuttu.
Bu sırada işinden dönen kocası da oğlu ile birlikte eve gir diler.
Misafiri görünce, onlar da memnun oldular. (Her ne kadar bu ihtiyar, ev sahibini tanıyorsa da, ev sahibi, misafiri çoktan unut muştu.)
Adamcağız, ihtiyarın altına minder açtı. Arkasına yastık ge tirdi. Hanımı ile çocukları bütün imkânlarını harcayarak, akşam yemeği için hazırlığa başladılar. Hanımının, kocasının ve çocuk larının samimi olarak gösterdikleri saygı ve hizmetten çok memnun kalan ihtiyar (yani Hazret-i Hızır) söze başlayarak:
«— Ey bekârlığında, sâliha hanım isteyen ER KİŞİ! Falanca zamanda siz üç arkadaştınız. Seyahata giderken yolunuza rastlayıp, sizi BUHARA’ya geri çevirmiştim. Benim gerçek hüviyetim ise, HIZIR’dır.
O zamanda, arkadaşlarınızdan birisi ALLAH’tan (C.C.) İLİM, diğeri SERVET, sen ise SÂLİHA BİR HANIM istemiş… Ben de size dua etmiştim.
Hakikaten de üçünüzün de isteklerini Yüce Mevlâ (C.C.) ihsan buyurdu. Ama senden önce o iki arkadaşına uğradım. Maalesef onlar, verdikleri sözü unutup (kibir ve gurura kapıldıkları için) imtihanı kaybettiler.
25 sene önce, birisine verdiğim EÛZÜ BESMELE yazılı kâğıdı ve diğerlerine verdiğim İKİ AKCE’yi onlardan aldım. Bu kâğıtla, şu iki akçe size lâyıktır…» dedi.
Emanetleri sâliha hanımın kocasına teslim ettikten sonra, selâm vererek gözden kayboldu.
Bu üç arkadaşın içinde SÂLİHA HANIM’la evlenen diğerlerin den kârlı çıkmıştı. Çünkü az zamanda hem mânevi bir ilme, hem de büyük bir servete sahip oldu.
Karı-koca ve çocuklar, yalnız eş ve dosta değil, (tanıdık veya tanımadık ayrımı yapmadan) herkese, ellerinden gelen iyiliği yap maya gayret ettiler. Böylece hem toplum içinde, saygınlık kazan dılar. Hem de fakir ve zayıfların dualarını aldılar.
Hülâsa: Allah’ın ihsan ettiği nimetlerin şükrünü gereği gibi yerine getirdikçe, evlerinde bolluk ve bereket artarak devam etti. Böylece bu dünyada rahat ve huzur içinde yaşadıkları gibi, ebedî saadeti de kazanmış oldular…
Kaynak: Nerden Gelip, Nere Gidiyoruz – Mustafa Güllü, Yaylacık Matbaası, İstanbul-1987 (S.328-332)

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın