O Makanına 40 Gün Aç Kalarak Ulaşmıştır: Kırk Gün Kesintisiz Aç Kalmayı Başaran Kimseye Melekûttan Bir Kudret Verilir. Bu Yola Giren Kul İçin, Senede En Az Kırk Gün Aç Kalmak Gerekli Olur. Öğün Vakitlerini Ertelemek Suretiyle De Dört Ay Aç Kalabilir.

I – Uzun Süre Aç Kalma Haliyle Bilinen Bir Çok Alim Vardır. Ulemadan Bir Zat Şöyle Demiştir: Kırk Gün Kesintisiz Aç Kalmayı Başaran Kimseye Melekûttan Bir Kudret Verilir. Bu Yola Giren Kul İçin, Senede En Az Kırk Gün Aç Kalmak Gerekli Olur. Öğün Vakitlerini Ertelemek Suretiyle De Dört Ay Aç Kalabilir. Bunun Nasıl Olacağını Daha Önce Açıklamıştık. Nefs Riyazetiyle İlgili Tarif Ettiğimiz Bu Yol Sayesinde Geceler Gündüzlere, Gündüzler De Gecelere Karışır Ve Kırk Gün, Bir Gün Bir Gece Gibi Olur.

II – Abdulkadir Geylani Yine Bir Hâlini Şöyle Anlatmıştır: “Yıllarca Bir Yerde Durdum. Allahü Teâlâya Söz Verdim, Bana Birisi Yedirmeyince Birşey Yemeyeceğim Dedim. Lokma Lokma Ağzıma Koymazlarsa Ve Su Vermezlerse, Kendim Yiyip İçmeyeceğim Dedim. Ve Kırk Gün Yemedim…Sonra Bana İcâzet Ve Hilâfet Verildi.

.

I – Uzun Süre Aç Kalma Haliyle Bilinen Bir Çok Alim Vardır. Ulemadan Bir Zat Şöyle Demiştir: Kırk Gün Kesintisiz Aç Kalmayı Başaran Kimseye Melekûttan Bir Kudret Verilir. Bu Yola Giren Kul İçin, Senede En Az Kırk Gün Aç Kalmak Gerekli Olur. Öğün Vakitlerini Ertelemek Suretiyle De Dört Ay Aç Kalabilir. Bunun Nasıl Olacağını Daha Önce Açıklamıştık. Nefs Riyazetiyle İlgili Tarif Ettiğimiz Bu Yol Sayesinde Geceler Gündüzlere, Gündüzler De Gecelere Karışır Ve Kırk Gün, Bir Gün Bir Gece Gibi Olur.
Uzun süre aç kalma haliyle bilinen bir çok alim vardır. Bunlardan kimisi onbeş, kimisi yirmi gün, kimisi debir ay aç durabilmek¬teydi. Örnek olarak İbni Anar el-Avefi, Abdurrahman b. İbrahim, İbrahim et-Temimi, Haccac b. Karafîsa, Hafs b. el-Abid el-Masısi, Müslim b. Sa’d, Züheyr el-Bena’i, Süleyman el-Havvas, Sehl b. Ab¬dullah ve İbrahim el-Havvas’ı zikredebiliriz.
Ebu Bekir-i Sıddık (ra) altı gün aç durabilirdi. Abdullah b. Zübeyr (ra) ise yedi gün aç kalabilirdi. İbni Abbas’ın (ra) arkadaşı Ebu’l-Cevza’ da yedi gün aç duranlardandı.
Rivayete göre Süfyan-ı Sevri (ra) ve İbrahim Edhem (ra) üçerli günler halinde aç dururlardı. Biz de dokuzar ve beşer günlük süre¬lerle aç duranlara şahit olduk. Ancak çoğunluk üçer günlük dönem¬lerde aç kalmayı tercih ederdi.
Ulemadan bir zat şöyle demiştir: Kırk gün kesintisiz aç kalma¬yı başaran kimseye melekûttan bir kudret verilir. Aynı alimin şöyle dediği de nakledilir: Kul, gaybi melekûttan bir kudrete muttali olmadıkça zühdün hakikatine ermiş sayılmaz.
Başka bir zat ise şöyle demiştir: Kul, gaybi kudretlerden birini bizzat gözüyle görmedikçe ve bu kudreti devamlılık üzere müşahede etmedikçe melekût ilmine nüfuz eden bir ilme, kendinden ayrılmaz bir irfan haline, istikamet üzere daim olmaya ve sağlam bir yakini imana ulaşmış sayılmaz. Gaybi kudrete şahit olan kul, onu sürekli müşahede eder ve bu noktada Allah Teala tarafından malum olur. O’nun havass kullarından ve kayyumiyetine mazhar olanlardan biri olur. Bu yola giren kul için, senede en az kırk gün aç kalmak gerekli olur. Öğün vakitlerini ertelemek suretiyle de dört ay aç kalabilir. Bunun nasıl olacağını daha önce açıklamıştık.
Nefs riyazetiyle ilgili tarif ettiğimiz bu yol sayesinde geceler gündüzlere, gündüzler de gecelere karışır ve kırk gün, bir gün bir gece gibi olur. Mukarrebun zümresinden bazıları da bu yolu izle¬mişlerdir. Buna ancak, Allah Teala tarafından murad edilen, o yola sevkedilen ve nefsini oyalayacak, beşeri tabiatını susturacak, adet ve alışkanlıkları unutturacak derecede güçlü bir mükaşefeye muttali kılınan kullar muktedir olabilirler. Bu mükaşefe, onları açlığı unutturup işin hakikatini gösterir. Bu sayede açlığı da hiç far¬kında olmaksızın uzayıp gider.
Kaynak: Kalplerin Azığı – Kutü’l – Kulub, Ebu Talib El-Mekk, Cilt 4 (S.68)

.

II – Abdulkadir Geylani Yine Bir Hâlini Şöyle Anlatmıştır: “Yıllarca Bir Yerde Durdum. Allahü Teâlâya Söz Verdim, Bana Birisi Yedirmeyince Birşey Yemeyeceğim Dedim. Lokma Lokma Ağzıma Koymazlarsa Ve Su Vermezlerse, Kendim Yiyip İçmeyeceğim Dedim. Ve Kırk Gün Yemedim…Sonra Bana İcâzet Ve Hilâfet Verildi.
Yine bir hâlini şöyle anlatmıştır: “Yıllarca bir yerde durdum. Allahü teâlâya söz verdim, bana birisi yedirmeyince birşey yemeyeceğim dedim. Lokma lokma ağzıma koymazlarsa ve su vermezlerse, kendim yiyip içmeyeceğim dedim. Ve kırk gün yemedim. Kırk gün sonra birisi geldi. Bir parça yiyecek getirip, gitti. Nefsim yemeğe saldıracak gibi oldu. Çok acıkmış olduğum hâlde, Allahü teâlâya verdiğim sözü bozmayacağım dedim, içimden feryâd eden bir ses duydum. Açım, açım diyerek inliyordu. Aniden yanımda Şeyh Ebû Sa’îd Mahzûmî göründü. Bu sesi duyup, “Ey Abdülkâdir, bu ses nedir?” dedi. “Bu, nefsimin ızdırabıdır. Rûhum rahat ediyor. Rabbimi murâkabededir” dedim. “Bizim eve buyur” dedi. Nefsime, buradan ayrılmayacağım dedim. O sırada Hızır aleyhisselâm geldi. “Kalk, Ebû Sa’îd’in huzûruna git!” dedi. Kalkıp gittim. Ebû Sa’îd, evinin kapısında durmuş beni bekliyordu. “Ey Abdülkâdir, benim dediğim kâfi gelmedi de Hızır’ın söylemesini mi bekledin?” dedi. Beni içeri aldı. Hazırladığı yemeği, lokma lokma ağzıma koydu. Doydum. Sonra bana icâzet ve hilâfet verdi.”
Kaynak: http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Islam-Alimleri-Ansiklopedisi/Detay/SEYYID-ABDULKADIR-I-GEYLANI/1440

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın