I – Şeytan: Yâ Rabbi! Ben De Senden Birkaç Şey Dilerim. Hak Teâlâ Buyurdu Ki: Yâ Mel’un Söyle, Ne Dilersen Dile
II – “Hak Teâlâ Nefsi Yarattığı Zaman Sordu: Ey Nefis! Sen Kimsin, Ben Kimim? Biliyor Musun? Nefis: Sen Sensin, Ben De Benim Diye Cevap Verdi. İşte, Nefis Tâ O Zamanda Hak Teâlâ’nın Huzurunda Senlik Benlik Davasında Bulundu. Hak Teâlâ Buyurdu: Bunu Bin Yıl Daha Cehennemde Yakın!. Toplam Olarak Nefs-İ Emmare Üçbin Yıl Cehennemde Yandı. Henüz Senlik-Benlik Davasını Elden Bırakmadı. Tekrar Hak Teâlâ Emretti Ki: Gidin Bunun Gıdasını Kesin…”
(Kuran-ı Kerim) Allah’a karşı nasıl yalan uyduruyorlar, bir bak. Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerden veya kendisine hak geldiği zaman onu yalan sayandan daha zalim kimdir?
III – Allah Öyle Bir Melek Yaratmıştır Ki, İki Kaşının Arası, Bin (l000) Sene Mesafe Büyüklüğündedir.. Onun Dört Tane Yüzü Vardır. Bir Yüzüyle Secde Eder, “Ya Rabbi! Senin Cemalin Ne Güzeldir, Ne Büyüktür.” Bir Yüzüyle De Cehenneme Bakar “
IV – Günahkar Bir Adam Vefat Ettikten Sonra Allah-u Zülcelâl Onun Ruhunu Huzuruna Çağırdı Ve Sordu “Senin Niyetin, Maksadın Ne İdi? Niçin Böyle Vasiyette Bulundun?..” Onun Ruhu; “Yarabbi! Benim İşlemediğim Günah Kalmamıştı Ve Senin Azametinden Korktuğum İçin, Ben De Böyle Bir Vasiyette Bulundum. Ne Yapacağımı Şaşırmıştım.
V – Böylece Mümin Bir Tek Balık Bile Tutamazken, Kâfir Balık Dolu Torba İle Geri Dönmüştü. Bu Durum, Müminin Koruyucu Meleğini Üzmüştü. Fakat Gökyüzüne Çıkınca, Allan Ona Müminin Cennetteki Yerini Gösterdi. Melek Orayı Görünce; ‘Vallahi, O Buraya Gelecek Olduktan Sonra, Karşılaştığı Hiç Bir Tersliğin Zaran Yoktur.” Dedi
VI – Hesap Günü Sonrası Arkadaşının Cehenneme Gitmemesi İçin Gözyaşı Döken Kulu İçin Allah-u Zülcelâl Şöyle Buyurdu: “O bir Kul Olduğu Halde, Ona Acıyor, O Asi Kulum Da Bir Kaç Seher Vakti, Bana Yalvardı, Ağladı. Madem İki O Ona Acıdı, Ben De Yalvardığından Dolayı Onu Af Ve Mağfiret Ettim.”
VII – Allahu Teâlâ, Merhamet Ederek, Şöyle Bildirdi Kî, Bu (Tür) Kâfirler, Ne Cennette, Ne Cehennem’de Kalmayacak, Âhirette Dirildikten Sonra, Hesaba Çekilip, Kabahatlari Kadar Mahşer Yerinde Azâb Çekeceklerdir. Herkesin Hakkı Verildikten Sonra, Bütün Hayvanlar Gibi, Bunlar Da, Yok Edileceklerdir
VIII – “Melekler, ‘Yâ Rabbi! Bu Kulun, Camide Dünya Kelâmı Söylemesinden Dolayı Ağzından Çıkan Fena Koku, Bizleri Rahatsız Ediyor.’ Derler. Hak Teâlâ Da Buyurur Ki: ‘Îzzetim, Celâlim Hakkı İçin, Onlara Büyük Bir Bela Veririm
IX – Birgün Cebrail (A.S.) Rabbül Âlemîn’den Soruyor : «Ey Rabbimiz, Diyor, Şu Anda Senin Yanında En Makbul Kulun Kimdir Acaba? Lütfen Bana Haber Ver, Onu Görüp Tanımak İstiyorum» Rabbül Âlemin de Cebrail’e : «Falan Şehre Git, Filân Yerde Bir Köprü Vardır, Şafaktan Evvelki Bir Saatte Orada Bulun. Her Kim Öncelikle O Köprüden Geçerse Bu Zamanda En Makbul Kulum İşte Odur.»
.
I – Şeytan: Yâ Rabbi! Ben De Senden Birkaç Şey Dilerim. Hak Teâlâ Buyurdu Ki: Yâ Mel’un Söyle, Ne Dilersen Dile
“… Şeytan:
– Yâ Rabbi! Ben de senden birkaç şey dilerim. Hak Teâlâ buyurdu ki:
• Yâ Mel’un söyle, ne dilersen dile. Şeytan dedi ki:
• Bana asker lâzımdır. Hak Teâlâ buyurdu ki:
• Sokaklarda gezen kadınlar senin askerin olsun.
Şeytan dedi ki:
• Bana duracak yer lazımdır.
Hak Teâlâ buyurdu ki:
• Hamamlar, fıskhaneler sana durak olsun.
Şeytan dedi ki:
• Bana bir yer ver ki benim adamlarım orada bölük bölük dursun. Yalan ve mâlâyanileri varsa o mekânda söylesinler.
Hak Teâlâ buyurdu ki:
• Pazarlar senin ehlinin mekânı olsun. Orada mâlâyani konuşsunlar.
Efendimiz buyurdular ki: Çarşı pazar ehli (eğer ihanet ederlerse) cehennem ehlidir’
Şeytan dedi ki:
• Yâ Rabbî! Bana binmek için eşek gerek.
Hak Teâlâ buyurdu ki:
• Emrimi tutmayan ve namaz kılmayanlar senin eşeğin olsunlar..”
Kaynak: Tam Müzekkin Nüfus – Eşrefoğlu Rumi – Arslan Yayınları (Sayfa 283)
.
II – “Hak Teâlâ Nefsi Yarattığı Zaman Sordu: Ey Nefis! Sen Kimsin, Ben Kimim? Biliyor Musun? Nefis: Sen Sensin, Ben De Benim Diye Cevap Verdi. İşte, Nefis Tâ O Zamanda Hak Teâlâ’nın Huzurunda Senlik Benlik Davasında Bulundu. Hak Teâlâ Buyurdu: Bunu Bin Yıl Daha Cehennemde Yakın!. Toplam Olarak Nefs-İ Emmare Üçbin Yıl Cehennemde Yandı. Henüz Senlik-Benlik Davasını Elden Bırakmadı. Tekrar Hak Teâlâ Emretti Ki: Gidin Bunun Gıdasını Kesin…”
“Hak Teâlâ nefsi yarattığı zaman sordu:
• Ey nefis! Sen kimsin, ben kimim? Biliyor musun?
Nefis:
• Sen sensin, ben de benim diye cevap verdi.
İşte, nefis tâ o zamanda Hak Teâlâ’nın huzurunda senlik benlik davasında bulundu. El’an da bu davasını elinden bırakmadı. Hak (celle ve âlâ) bunun üzerine nefse hışım etti. O hışım kıvılcımlarından cehennem yaratıldı. Hakkın emriyle cehennemi üçbin yıl yaktılar. Öylesine karardı ki cehennemin içinde göz gözü görmez hale geldi. Gayet de sıcak. Hak Teâlâ’nın emriyle nefsi getirdiler. Cehennemin içine attılar, îyice yandıktan sonra çıkarıp Allahu Teâlâ’nın huzuruna getirdiler. Tekrar Hak Teâlâ nefse sordu:
• Ey nefis! Sen kimsin, ben kimim? Yine nefis Hak Teâlâ’ya:
• Ben benim, sen sensin, dedi. Hak Teâlâ yine bu yurdu:
• Bunu bin yıl daha cehennemde yakın!. Tekrar çıkardılar ve kendisinden soruldu. Tekrar eskisi gibi cevap verdi. Tekrar Hakk’ın emriyle bin yıl daha cehennemde yakıldı. Böyle toplam olarak nefs-i emmare üçbin yıl cehennemde yandı. Henüz senlik-benlik davasını elden bırakmadı. Tekrar Hak Teâlâ emretti ki:
• Gidin bunun gıdasını kesin…”
Kaynak: Tam Müzekkin Nüfus – Eşrefoğlu Rumi – Arslan Yayınları Baskı: 1976 (Sayfa 311)
.
(Kuran-ı Kerim) Allah’a karşı nasıl yalan uyduruyorlar, bir bak. Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerden veya kendisine hak geldiği zaman onu yalan sayandan daha zalim kimdir?
Nisa Suresi, 50. ayet:
Allah’a karşı nasıl yalan uyduruyorlar, bir bak. Bu, apaçık bir günah olarak yeter.
Şuara Suresi, 223. ayet:
Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler.
Ankebut Suresi, 68. ayet:
“Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerden veya kendisine hak geldiği zaman onu yalan sayandan daha zalim kimdir? İnkar edenlere cehennem içinde bir konaklama yeri mi yok?”
Araf Suresi, 37. ayet:
Öyleyse, Allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kimdir? Kitaptan kendilerine bir pay erişecek olanlar bunlardır. Nihayet elçilerimiz, hayatlarına son vermek üzere kendilerine gittiklerinde onlara diyecekler ki: “Allah’tan başka taptıklarınız nerede?” “Onlar bizi (yüzüstü) bırakıp-kayboldular” diyecekler. (Böylelikle) Bunlar, gerçekten kafirler olduklarına kendi aleyhlerinde şehadet ettiler.
Bakara Suresi, 10. ayet:
“Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır.”
Nur Suresi, 12. ayet:
“Onu işittiğiniz zaman, erkek mü’minler ile kadın mü’minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: “Bu, açıkça uydurulmuş iftira bir sözdür” demeleri gerekmez miydi?”
.
III – Allah Öyle Bir Melek Yaratmıştır Ki, İki Kaşının Arası, Bin (l000) Sene Mesafe Büyüklüğündedir.. Onun Dört Tane Yüzü Vardır. Bir Yüzüyle Secde Eder, “Ya Rabbi! Senin Cemalin Ne Güzeldir, Ne Büyüktür.” Bir Yüzüyle De Cehenneme Bakar “
ALLAH öyle bir melek yaratmıştır ki, iki kaşının arası, bin (l000) sene mesafe büyüklüğündedir.. Onun dört tane yüzü vardır. Bir yüzüyle secde eder, “Ya Rabbi! Senin cemalin ne güzeldir, ne büyüktür.” Bir yüzüyle de cehenneme bakar “Azap olsun. kahrolsun buraya giren şahıslara” der. Bir yüzüyle de cennete bakar Ne mutlu buraya girenlere” der. Diğer yüzüyle de Ramazan Ayı’nda oruç tutan, ibadet ve zikir yapanlar için istiğfar eder. Kıyamet Günü’ne kadar böyle yapmaya devam eder.
Kaynak: Sohbetler 3 – Şeyh Muhammed Konyevi(S.47)
.
IV – Günahkar Bir Adam Vefat Ettikten Sonra Allah-u Zülcelâl Onun Ruhunu Huzuruna Çağırdı Ve Sordu “Senin Niyetin, Maksadın Ne İdi? Niçin Böyle Vasiyette Bulundun?..” Onun Ruhu; “Yarabbi! Benim İşlemediğim Günah Kalmamıştı Ve Senin Azametinden Korktuğum İçin, Ben De Böyle Bir Vasiyette Bulundum. Ne Yapacağımı Şaşırmıştım.
Ebu Said el Hudri (r.a.) anlatıyor:
“Bir insan vardı… Dünyada yapmadığı günah kalmadı. En sonunda eceli gelip öleceği vakit kendi vasiyetini yaptı. Şöyle vasiyet etti; “Ben öldükten sonra benim vücudumu parça parça yapın. Parçalarımı ateşte yakın. Bir kısmını denizlere, bir kısmını dağlara, bir kısmını rüzgara savurun, atın. Ayrı ayrı yerlere dağıtın” diye vasiyet etti. Vefat ettikten sonra ALLAH-u Zülcelâl onun ruhu nu huzuruna çağırdı ve sordu “Senin niyetin, maksadın ne idi?Niçin böyle vasiyette bulundun?..” Onun ruhu; “Yarabbi! Benim işlemediğim günah kalmamıştı ve senin azametinden korktuğum için, ben de böyle bir vasiyette bulundum. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Ecelim de gelmişti, Ya rabbi ben senin, korkundan böyle yapmalarını vasiyet ettim. Benim maksadım buydu” dedi.
Kaynak: Sohbetler 2 – Şeyh Muhmmed Konyevi, Reyhani Yayınları, İstanbul 1998(S.57)
.
V – Böylece Mümin Bir Tek Balık Bile Tutamazken, Kâfir Balık Dolu Torba İle Geri Dönmüştü. Bu Durum, Müminin Koruyucu Meleğini Üzmüştü. Fakat Gökyüzüne Çıkınca, Allan Ona Müminin Cennetteki Yerini Gösterdi. Melek Orayı Görünce; ‘Vallahi, O Buraya Gelecek Olduktan Sonra, Karşılaştığı Hiç Bir Tersliğin Zaran Yoktur.” Dedi
Anlatıldığına göre zamanın birinde, bir mümin ile bir kâfir balık ayına çıkmıştı. Kâfir, putların adını anarak ağını atıyor ve ağını yukarı çektiğinde balıkla dolu olduğunu görüyordu. Mümin ise ALLAH’ın adını anarak ağını atıyor ve ağını çektiğinde hiç balık tutamıyordu. Nihayet akşam üzeri ağına bir balık takıldı. Fakat o da sıçrayarak tekrar dereye atlayıverdi. Böylece mümin bir tek balık bile tutamazken, kâfir balık dolu torba ile geri dönmüştü. Bu durum, müminin koruyucu meleğini üzmüştü. Fakat gökyüzüne çıkınca, Allan ona müminin Cennetteki yerini gösterdi. Melek orayı görünce; ‘VALLAHi, o buraya gelecek olduktan sonra, karşılaştığı hiç bir tersliğin zaran yoktur.” dedi.
ALLAH aynı meleğe bir de kâfirin yerini gösterince. ‘VALLAHi, o sonunda buraya gelecek olduktan sonra, eline geçen bir dünya nimeti kendisine yaramaz.” dedi.
Hz. Peygamber (a.s,v.) Efendimiz’in şöyle buyurduğu anlatılmıştır:
“Sabır üç türlüdür; şöyle ki; musibete sabır, taata sabır, mahiyetten uzak durmaya sabır.”
Kaynak: Sohbetler 2 – Şeyh Muhmmed Konyevi, Reyhani Yayınları, İstanbul 1998 (S.66)
.
VI – Hesap Günü Sonrası Arkadaşının Cehenneme Gitmemesi İçin Gözyaşı Döken Kulu İçin Allah-u Zülcelâl Şöyle Buyurdu: “O bir Kul Olduğu Halde, Ona Acıyor, O Asi Kulum Da Bir Kaç Seher Vakti, Bana Yalvardı, Ağladı. Madem İki O Ona Acıdı, Ben De Yalvardığından Dolayı Onu Af Ve Mağfiret Ettim.”
Dünyada iki kişi arkadaş oldular. Birisi ALLAH’a çok muti (bağlı) idi. Diğeri de çok asi idi. Hepimiz biliyoruz ki muti olan cennetlik, asi olan ise cehennemliktir. Bunlar öldükten sonra, ALLAH-ü ZülCelâl muti olanı cennete doğru, asiyi de cehenneme doğru gönderdi. Asi olan şahıs, yalvarmaya başlayıp şöyle dedi: “Ey arkadaş! Dünyada seninle o kadar beraber gezdik. Şimdi burada, beni nereye bırakıyorsun?”
O itaatkar kul da Cennet’in yakınında durdu ve arkadaşına çok acıdı, ağlamaya başladı. Melekler: “Cennete gir, ALLAH’a şükret!” demelerine rağmen içeriye girmedi. “Arkadaşım bana yardım et diye yalvarıyor, benim de onu kurtarmak için kuvvetim yok, ben de onunla beraber cehenneme gireceğim, başka çarem yok” dedi. (Dikkat edersek, bu kula ALLAH (cc) böyle yaptırıyor.)
Sonra ALLAH Meleklere dedi ki: “Kulum ne demek istiyor, ona sorun.” itaatkar kul dedi ki: “Ya Rabbi! Ya o benimle beraber cennete girecek ya da ben onunla beraber cehenneme gireceğim.” ALLAH-u Zülcelâl “Niçin?” buyurdu. Kul “acıyorum ona” diye cevap verdi. ALLAH-u Zülcelâl şöyle buyurdu: “O bir kul olduğu halde, ona acıyor, o asi kulum da bir kaç seher vakti, bana yalvardı, ağladı. Madem İki o ona acıdı, ben de yalvardığından dolayı onu af ve mağfiret ettim.”
Kaynak: Sohbetler 2 – Şeyh Muhmmed Konyevi, Reyhani Yayınları, İstanbul 1998 (S.150)
.
VII – Allahu Teâlâ, Merhamet Ederek, Şöyle Bildirdi Kî, Bu (Tür) Kâfirler, Ne Cennette, Ne Cehennem’de Kalmayacak, Âhirette Dirildikten Sonra, Hesaba Çekilip, Kabahatlari Kadar Mahşer Yerinde Azâb Çekeceklerdir. Herkesin Hakkı Verildikten Sonra, Bütün Hayvanlar Gibi, Bunlar Da, Yok Edileceklerdir
“.. Çok zaman sonra, AllahuTeâlâ, merhamet ederek, bu mes’elenin (bir çeşit kâfirin ebediyette halinin ne olacağı konusu) hallini ihsan eyledi. Şöyle bildirdi kî, bu (tür) kâfirler, ne Cennette, ne Cehennem’de kalmayacak, âhirette dirildikten sonra, hesaba çekilip, kabahatlari kadar mahşer yerinde azâb çekeceklerdir. Herkesin hakkı verildikten sonra, bütün hayvanlar gibi, bunlar da, yok edileceklerdir…”
Kaynak: Mektûbât -İmam-ı Rabbânî Ahmed Farukî Serhendî -Tercüme: Hüseyin Hilmi Işık (Sayfa 371)
.
VIII – “Melekler, ‘Yâ Rabbi! Bu Kulun, Camide Dünya Kelâmı Söylemesinden Dolayı Ağzından Çıkan Fena Koku, Bizleri Rahatsız Ediyor.’ Derler. Hak Teâlâ Da Buyurur Ki: ‘Îzzetim, Celâlim Hakkı İçin, Onlara Büyük Bir Bela Veririm
“Melekler, ‘Yâ Rabbi! Bu kulun, camide dünya kelâmı söylemesinden dolayı ağzından çıkan fena koku, bizleri rahatsız ediyor.’ derler. Hak Teâlâ da buyurur ki: ‘îzzetim, Celâlim hakkı için, onlara büyük bir bela veririm.”
Kaynak: Camide Konuşmak -Ali Güler -23.5.1991 Türkiye Gazetesi
.
IX – Birgün Cebrail (A.S.) Rabbül Âlemîn’den Soruyor : «Ey Rabbimiz, Diyor, Şu Anda Senin Yanında En Makbul Kulun Kimdir Acaba? Lütfen Bana Haber Ver, Onu Görüp Tanımak İstiyorum» Rabbül Âlemin de Cebrail’e : «Falan Şehre Git, Filân Yerde Bir Köprü Vardır, Şafaktan Evvelki Bir Saatte Orada Bulun. Her Kim Öncelikle O Köprüden Geçerse Bu Zamanda En Makbul Kulum İşte Odur.»
Birgün Cebrail (A.S.) Rabbül Âlemîn’den soruyor : «Ey Rabbimiz, diyor, şu anda senin yanında en makbul kulun kimdir acaba? Lütfen bana haber ver, onu görüp tanımak istiyorum» Rabbül Âlemin de Cebrail’e : «Falan şehre git, filân yerde bir köprü vardır, şafaktan evvelki bir saatte orada bulun. Her kim öncelikle o köprüden geçerse bu zamanda en makbul kulum işte odur.» Cebrail (A.S.) emredilen memlekete gidip şafaktan evvel köprünün başında bekler. Bakar ki; fakir, kendi halinde bir adam, omuzunda bir ip olduğu halde çıkıp gelir. Doğruca köprüden geçip su başına giderek abdest alır. Seccadesini yayıp sabah namazının sünnetini kılar. Şafak atınca farz namazını da kılar. Sonra otu rup da güneş doğuncaya kadar virdini çeker. Güneş doğunca kalkıp odun toplar. Topladığı odunları sırtlayıp şehre doğru gitmeye başlar. Tam köprünün üstüne gelince karşıdan bir atlı belirir. Ayağında çizme, elinde kamçısı olduğu halde o da köprüye gelir. O sırada atı birden ürkerek üzerindeki süvariyi yere atar. Yerden kalkan süvari sofiye, sen benim atımı ürküttün, diye elindeki kamçıyla vurmaya başlar. Fena halde döver. Sofî’den ise hiç ses çıkmaz. Süvari dayağını bitirip atına binmeye gidince, sofi ondan evvel koşup atının başını tutarak süvarinin binmesine yardım eder. Süvariye, «benim yüzümden attan düştün, üstün hep toz toprak oldu, özür dilerim, beni affet» diyerek helâllik ister ve «eğer hakkını helâl etmezsen, vallahi atının başını bırakmam» der. Atın dizginlerini tutup durur. Süvari nihayet bırak, git, işte, helâl ettim. Allah belânı versin» deyince sofî atı bırakır. Süvari yoluna devam ederken sofi de odunlarını sırtlamak üzere odunlarının yanına gelir. Tam odunlarını sırtlayıp gideceği zaman Cebrail (A.S.) oradan çıkıp sofiyi durdurur. «Vallahi seni bırakmam. Eğer bana Cibril-i Emin’in yerini söylemezsen giden süvariden yüz defa daha fazla seni döver, ondan sonra da köprüden aşağıya atarım» der. Sofî feryad u figan ederek: «Aman ben fakir, ben biçare, ben yüzükara bir kimseyim, nereden Cibril-i Emîn’in yerini bilebilirim, onu nerden görmüşüm ki tanıyayım» diye yakınır ise de Cebrail (A.S.), «hayır elimden kurtulamazsın, vallahilazim, eğer Cebrail’in yerini söylemezsen seni fena halde döver, sonra da köprüden aşağıya atarım.
Sofiye kanaat gelir ki bu adam dediğini yapacak kendini dövüp köprüden atacak. Çaresiz olduğu yerde oturur, gözlerini yumar, öylece bir müddet rabıtada kalır, sonra gözlerini açıp Cebrail’e (A.S.) Allah’a kasem ederim ki, bütün gök tabakalarım aradım, Cibril-i Emîn gökte değildi. Yer tabakalarını aradım, orada da bulamadım. Bütün Dünyayı dolaştım, yine yoktu. Geriye yalnız biz ikimiz kaldık, ya sen Cebrailsin yahutta ben, Kendimin Cebrail olmadığını biliyorum, geriye sen kalıyorsun, öyleyse Cebrail senden başkası değildir» diyor. Bunun üzerine Cebrail, (A.S.) elini beline vurup, «Allah dostluğu sana mübarek olsun.” diyerek oradan ayrılıyor.
Kaynak: Sohbetler – Seyyid Abdülhakim El Huseyni, (S.31-32)