Allah’u Teala Hz İbrahim’i Geçici Olarak Ateşte Yanmaz Kılmışken, Gavsımız Kendi Müritlerini veya Kendisine İnanmayanları Bile Ateşten Yanmaz Hale Getirmiştir

I – Ömer Dede De Bunun Üzerine Tam Ortaya Bir Ateş Yakar Ve “Keramet Taçta Hırkada İse Biz Yanarız, Bizde İse Tac İle Hırka Yanar” Diyerek Ateşe Girer. Ateşten Sapasağlam Çıkar Ama Taç İle Hırka Yanar. Bu Vakitten Sonra Akşemseddin Hazretleri Bir Daha Ömer Dede’ye Karışmaz

II – Şeyh Mangaldaki Ateşleri (Feylesofun) Üzerine Attı. (Ateşler) Onun Elbiseleri Üzerinde (Yakmaksızın) Bir Müddet Kaldı. Kendisi Bunları Eliyle Evirip Çeviriyordu. Yakmadıklarını Görünce, Şaşıp Kaldı. Sonra Onları Mangala İade Etti (Geri Koydu)

III – Filozofun Elini Bu Sefer Ateşe Yaklaştırdı. Filozofun Eli Derhal Yandı. O Zat (Muhyiddîn); «Şimdi Ateş Yakmağa Memurdur. Emredersem Yine Yakmayı Terkeder. Allah Dilediğini İşler» Dedi. Filozof Da Derhal Kelime-i Şehâdet Getirerek İslâm Oldu

IV – Şeyhin Emriyle Fırına Giren Müride Ateş Bile Gül Bahçesine Dönmüştür. Dervişi Tandırdan Aldıktan Sonra Sırtını Sıvazladı Ve Ona Himmet Eyledi Ve Muradına Erdirdi. Dervişte Gitti Büyük Şeyhlerden Bir Şeyh Oldu. Bu Durum Onun Şeyhine Teslim Oluşunun Bereketidir

.

I – Ömer Dede De Bunun Üzerine Tam Ortaya Bir Ateş Yakar Ve “Keramet Taçta Hırkada İse Biz Yanarız, Bizde İse Tac İle Hırka Yanar” Diyerek Ateşe Girer. Ateşten Sapasağlam Çıkar Ama Taç İle Hırka Yanar. Bu Vakitten Sonra Akşemseddin Hazretleri Bir Daha Ömer Dede’ye Karışmaz
Hacı Bayram Veli’nin vefat ettikten sonra o zamanki irşat makamına Akşemsettin Hazretleri geçmiş ve bütün müritler ona tabi olmuşlardır. Bu sırada Akşemseddin Hazretleri ile Ömer Dede arasındaki anlaşmazlık çıkmış ve bu olay ateş hadisesi ile bitmiştir.
Ateş hadisesi şöyle olmuştur. Bir Cuma, namazdan sonra Akşemseddin Hazretleri bir zikir halkası kurar. Fakat Bıçakcı Dede bu sırada halkaya katılmayarak bir köşede oturur. Bunun üzerine Akşemseddin Hazretleri: “Halkamıza katılmaz ise Hacı Bayram Hazretleri’nin tacını ve hırkasını alırız, der.
Ömer Dede de bunun üzerine tam ortaya bir ateş yakar ve “keramet taçta hırkada ise biz yanarız, bizde ise tac ile hırka yanar” diyerek ateşe girer. Ateşten sapasağlam çıkar ama taç ile hırka yanar. Bu vakitten sonra Akşemseddin Hazretleri bir daha Ömer Dede’ye karışmaz.
Kaynak: http://www.onaltiyildiz.com/?haber,3419

Veya

Kefevî’nin anlattığına göre Hacı Bayram’dan sonra Bayramiyye postuna oturan Akşemseddin ile Ömer Sikkînî arasında meşrep farklılığı ortaya çıkar. Zikir meclislerine, kılık kıyafet ve tarikata ait şeklî unsurlara karşı olan Ömer Sikkînî Akşemseddin’in yönettiği zikirlere katılmaz, mescidin bir köşesine giderek orada bekler. Bu durumdan rahatsız olan Akşemseddin Ömer Sikkînî’ye zikir halkasına katılmasını, katılmadığı takdirde Hacı Bayram’ın taç ve hırkasını kendisinden alacağını söyler.
O da, “Yarın cuma namazından sonra bizim eve gelirseniz Allah’ın izniyle size tacı ve hırkayı teslim ederim” diye cevap verir. Ertesi gün evinin avlusunda büyük bir ateş yaktıktan sonra mescide gider. Namazdan sonra cemaat hep birlikte Ömer Sikkînî’nin evine gelir. Ömer Sikkînî ateşe girerek oturur, taç ve hırka yanar, kendisine bir şey olmaz (Ketâʾibü aʿlâmi’l-aḫyâr, vr. 450a vd.; ondan naklen Müstakimzâde, Risâle-i Melâmiyye-i Şettâriyye, vr. 4a; Tomar-Melâmîlik, s. 37-38).

 

II – Şeyh Mangaldaki Ateşleri (Feylesofun) Üzerine Attı. (Ateşler) Onun Elbiseleri Üzerinde (Yakmaksızın) Bir Müddet Kaldı. Kendisi Bunları Eliyle Evirip Çeviriyordu. Yakmadıklarını Görünce, Şaşıp Kaldı. Sonra Onları Mangala İade Etti (Geri Koydu)
«… (Hicrî) 556 yılında bulunduğumuz bir mecliste… yanımızda, peygamberliği, müslümanların isbat (=tasdik) ettiği derecede inkâr eden ve peygamberlerin getirdiği (=yaptığı) mucizeleri de inkâr eden feylesof bir şahıs vardı ki, hakikatların tebeddül etmediğini (değişmediğini) söylerdi. Soğuk ve kış zamanlarıydı: Önümüzde ateş dolu büyük bir mangal vardı. (Dinî gerçekleri) inkâr eden ve yalanlayan bu feylesof dedi ki:
Halk tabakası (avam), Hz. İbrahim aleyhisselâm’ın (Nümrûd tarafından) ateş’e atıldığını veateş’in onu yakmadığını söyler. Halbuki ateş, bünyesi itibârı ile, yanmağı kabul eden cisimleri elbette yakar. (Oysa) Kur’anda İbrahim kıssasında zikr edilen ateş, Nümrûd’un ona olan kin ve garaz’ından ibarettir… ki bu da «gazab ateşi» (demek)tir. (Hz. İbrahim’in) buna atılmış olması, onun üzerine Nümrûd’un gazabı vardı (demektir) ve onu yakmaması da, cebbar Nümrud’un gazabı, Hz. İbrahim’e tesir etmedi (manasına) dır.(Feylesof) sözünü bitirince (keramet) ve temekkün makamında bulunanlardan biri ona dedi ki:
Şayet ben sana Allah’ın, ateş konusunda (işin) zahirinde de doğru söylediğini ve ateş’in Hz. İbrahim’i yakmadığını göstersem… (ne yaparsın)?
Münkir (feylesof):
Olmaz öyle şey dedi. (Şeyh) ona:
(Mangal içindeki) bu yakan bir ateş değil mi? deyince:
Evet dedi.
(Şimdi) bunu kendi nefsinde (yani bizzat) göreceksin diyerek mangaldaki ateşleri (feylesofun) üzerine attı. (Ateşler) onun elbiseleri üzerinde (yakmaksızın) bir müddet kaldı. Kendisi bunları eliyle evirip çeviriyordu. Yakmadıklarını görünce, şaşıp kaldı. Sonra onları mangala iade etti (geri koydu). Şeyh ona:
Sen de ona elini (kendin) yaklaştır (bakalım) deyince, (feylesof) elini yaklaştırdı ve ateş onu (bu sefer) yaktı. Şeyh de ona:
(Kur’andaki) mesele böyledir: Ateş, emir almıştır, emirle yakar ve yakmayı (emirle) terk eder (=yakmaz). Allah Teâlâ, her istediğini yapandır dedi. Böylece bu inkarcı (feylesof) doğru yola girdi ve (aczini) itiraf etti…»
Kaynak: Muhyiddid İbn Arabi – El-Futahat-Mekkiyye, Prof.Dr.Nihat Keklik, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara-1990 (s:132-133)

.

III – Filozofun Elini Bu Sefer Ateşe Yaklaştırdı. Filozofun Eli Derhal Yandı. O Zat (Muhyiddîn); «Şimdi Ateş Yakmağa Memurdur. Emredersem Yine Yakmayı Terkeder. Allah Dilediğini İşler» Dedi. Filozof Da Derhal Kelime-i Şehâdet Getirerek İslâm Oldu
Hicrî 586 senesinde bir filozof, Nemrud’ un ateşinin İbrahim Aleyhisselâm’ı yakmadığı meselesini inkâr ediyordu. O filozof, «ateş Nemrud’un gazabından ibaretti. İbrahim Aley hisselâm’ın ateşe atılması Nemrud’un gazabının onun üzerine vukuu ve ateşin yakmaması da, envârın üfûlüdür,» gibi sözler söylüyordu.
Velî bir zat (Muhyiddîni Arabî), «eğer ben Allah’ın ateşinin İbrahim’i yakmadığına, onu kendisi için berdi selâm ettiğine dair sözün doğruluğunu isbat edersen ne yaparsın? Ben İbrahim’i müdafaa yerine kaim oluyorum» dedi.
Filozof yine inkârında devam etti. O zat (Muhyiddîn) hemen, mangalda olan ateşi filozofun kucağına attı. Ateş filozofun elbisesi üzerinde kaldı. Filozof ona eliyle dokunduğu zaman ne elinin ne de elbisesinin yanmadığını hayretle gördü. O zat (Muhyiddîn) ateşi yine mangala koydu. Filozofun elini bu sefer ateşe yaklaştırdı. Filozofun eli derhal yandı. O zat (Muhyiddîn); «Şimdi ateş yakmağa memurdur. Emredersem yine yakmayı terkeder. Allah dilediğini işler» dedi. Filozof da derhal kelime-i şehâdet getirerek İslâm oldu.
Muhyiddîni Arabî bu kerametini yazarken kendisini gizlemiş, kendini «bir kimse» şeklinde ifade etmiştir. Biz de o zatı aydınlatmak için Muhyiddîni Arabî ismini parantez içine aldık.
Görülüyor ki, nefha-i Hak o büyük velîde tecellî etmekle keramet şeklini almıştır. Muhyiddîni Arabî yine bir gün bir tecelliyatla, bir yaşındaki kızı Zeyneb’e, bir zevk âleminde bir mes’ele-i fıkhiyye sordu. Henüz memede olan küçük kızın fasîh bir lisanla Muhyiddîni Ara bi’ye cevap verdiği görüldü.
Şüphesiz bu da, mevtayı söyleten enbiyânın ondaki bir tecellîsi idi. Çünkü o nûr-u nübüvvetle her şey bu makamda ayan olur. Bundandır ki, Muhyiddîni Arabî Endülüs’teyken bütün hayatını bir sinema şeridi gibi görmüş, seyretmiştir. Şüphesiz ki, bu büyük bir keramettir.
Kaynak: Muhyiddini Arabi Hazretleri – M.Kemal Pilavoğlu, Elifbe Yayınları, 3.Baskı, İst-1979 (S.42-43)

.

IV – Şeyhin Emriyle Fırına Giren Müride Ateş Bile Gül Bahçesine Dönmüştür. Dervişi Tandırdan Aldıktan Sonra Sırtını Sıvazladı Ve Ona Himmet Eyledi Ve Muradına Erdirdi. Dervişte Gitti Büyük Şeyhlerden Bir Şeyh Oldu. Bu Durum Onun Şeyhine Teslim Oluşunun Bereketidir
Eğer mürit, şeyhine teslim olur ve ona tam bir itaatle bağlanırsa, bu takdirde şeyhten nasibini alır. Nitekim şeyh süleyman darani çok dürüst ve sadık bir müridi vardı. Şeyhin ekmek işlerine bakardı. Ona danışmadan hiç bir iş yapmazdı. Bir gün şeyhin yanına gelir ve hamuru yoğurup yoğuramayacağını sorar. Şeyh’i de ”git yoğur” der. sonra tekrar döner gelir ve ekmek fırınını yakıp yakmayacağını sorar. O da yakmasını söyler. Bu mürit gidip hamur yoğurduktan sonra tandırı yakıp kızdırır, sonrada döner şeyhinin yanına gelir: ”Efendim tandırı yakıp hazırladım, şimdi ne buyurursunuz” der. Şeyh’i de ona ”git ve tandırın içine gir” der. Derviş hiç itiraza kalkışmadan hemen gider kendisini o kızgın tandırın içine atıverir. Orada bağdaş kurup oturur ve Allahı zikretmeye başlar. Çünkü bu derviş hiç bir zaman şeyhinin sözüne itirazda bulunmaz ve ona karşı çıkmazdı. bir süre geçtikten sonra şeyh dedi ki: ”Benim bu dervişim hiç bir sözüme itirazda bulunmadı ve karşı çıkmadı. Kendisine tandıra atlamasını söyledim. İtirazsız kalktı gitti. Sakın kendisini ateşe atmasın gideyim de uyarayım, bakayım ne yapıyor göreyim” der. Şeyh oturduğu yerden kalkar ve doğruca tandırın yerine varır. Bir de ne görsün derviş tandırın içine girmiş orada bağdaş kurup oturmuş ve orada Allahı zikretmekle meşkul. Dervişin tek bir kılına bile zarar gelmemiş. Şeyh hemen dervişe el uzatır ve onu oradan çıkarır. ”Bu durum senin samimiyetinin sonucudur” der. Sana ateş bile gül bahçesine dönmüştür. Dervişi tandırdan aldıktan sonra sırtını sıvazladı ve ona himmet eyledi ve muradına erdirdi. Dervişte gitti büyük şeyhlerden bir şeyh oldu. Bu durum onun şeyhine teslim oluşunun bereketidir.
Kaynak: Eşrefoğlu Rumi: Müzekkin Nüfus, Sayfa: 485
Kaynak: http://bumudin.blogspot.com.tr/2017/09/tarikatlarin-islam-tahrifati.html

.

(Ayet) Biz de dedik ki: “Ey ateş, İbrahim’e karşı soğuk ve esenlik ol.
Enbiya,
66. (İbrahim) dedi: “O halde, Allah’ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara mı tapıyorsunuz?”
67. “Size de, Allah’ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun, siz hâlâ akıllanmayacak mısınız?”
68. Onlar: “Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin” dediler.
69. Biz: “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve zararsız ol” dedik.
70. Ona düzen kurmak istediler, fakat biz kendilerini daha fazla hüsrana uğrattık.
71. Onu da, Lût’u da, âlemler için bereketli ve kutsal kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık.
72. Ona (İbrahim’e) İshak’ı, üstelik bir de Yakub’u ihsan ettik ve herbirini salih kimseler kıldık.

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın