I – Bir Değil, Yüz Değil, Belki Bin Defa; Gecede, Hiç Düşünmediğim Halde Gördüğüm Bazı Adamlar Veyahut Söylediğim Mes’eleler, O Gecenin Gündüzünde Az Bir Tabir İle Aynen Çıkıyor
II – Hiç Üzülmeye Değmez. Ben Şimdiki Bu Halleri, Bugünün Böyle Olacağını, Seneler Evvel Görmüştüm. Hani Şimdi Sinema Diyorlar Ya, Bunun Ben Böyle Olacağını, Aynen Bu Taşın Üzerine Oturmuştum Ve Aşağıdaki Denizi Seyrediyordum, Sinema Perdeleri Gibi Bugünler Gözlerimin Önünden Gelip Geçmişti
III – Bediüzzaman’ın Komünizmin Yıkılacağını, Avrupa Birliğinin Kurulacağını Bilmesi: “Asya’da Alem-i İslam’da Üç Nur Birbiri Arkasında İnkişafa Başlıyor (Görülüyor, Meydana Çıkıyor). Sizde Birbiri Üstünde Üç Zulmet (Zulümat, Karanlık) İnkişafa Başlayacaktır (Görülmeye Başlayacaktır). Şu Perde-i Müstebidane (Keyfi Perde, Zorbaca) Yırtılacak, Takallüs Edecek (Toplanacak), Ben De Gelip Burada Medresemi Yapacağım
IV – Muhyiddîni Arabi’nin Öyle Bir Nazarı Mahsusu Vardı Ki, Her Ne Vakit Bir Kimsenin Ahvaline Muttali Olmak İstese, Ona Bir Nazarla Baksa, Dünyevî Ve Uhrevî Her Türlü Ahvalinden Haber Verirdi
V – Karşısındaki Lise Mektebinin Büyük Kızları, Onun Avlusunda Gülerek Raksediyorlardı. Birden Manevî Bir Sinema İle Elli Sene Sonraki Vaziyetleri Bana Göründü. Ve Gördüm Ki: O Elli-Altmış Kızlardan Ve Talebelerden Kırk-Ellisi Kabirde Toprak Oluyorlar, Azab Çekiyorlar
.
I – Bir Değil, Yüz Değil, Belki Bin Defa; Gecede, Hiç Düşünmediğim Halde Gördüğüm Bazı Adamlar Veyahut Söylediğim Mes’eleler, O Gecenin Gündüzünde Az Bir Tabir İle Aynen Çıkıyor
Bediüzzaman’ın Gece gördüklerinin gündüz aynen çıkması
Rü’ya-yı sâdıka benim için hakkalyakîn (Mârifet mertebesinin en yükseği. En yakînî bir surette hakikatı müşahede edip yaşamak hali.) derecesine gelmiş …. Bir değil, yüz değil, belki bin defa; gecede, hiç düşünmediğim halde gördüğüm bazı adamlar veyahut söylediğim mes’eleler, o gecenin gündüzünde az bir tabir ile aynen çıkıyor. Demek en cüz’î hâdisat (en küçük bir olay) vukua gelmeden (meydana gelmeden) evvel hem mukayyeddir (kayıtlıdır), hem yazılmıştır. Demek tesadüf yok, hâdisat (olaylar) başıboş gelmiyor, intizamsız değillerdir. (Mektubat, s.372)
Kaynak:http://m.harunyahya.org/tr/works/25348/Hz-Mehdi-(as)-Hakkinda-Bilgiler/chapter/8012/Bediuzzaman-Said-Nursi-Hazretlerinin-bazi-kerametleri
.
II – Hiç Üzülmeye Değmez. Ben Şimdiki Bu Halleri, Bugünün Böyle Olacağını, Seneler Evvel Görmüştüm. Hani Şimdi Sinema Diyorlar Ya, Bunun Ben Böyle Olacağını, Aynen Bu Taşın Üzerine Oturmuştum Ve Aşağıdaki Denizi Seyrediyordum, Sinema Perdeleri Gibi Bugünler Gözlerimin Önünden Gelip Geçmişti
“1926 senesinde, İdris Köşkü Caddesi’ndeki, yine İdris-i Bitlisi Çeşmesi’nin karşısındaki evde dünyaya gelmişim. Babam merhum Vanlı Fakih İsa Cafer (1876-1963) Efendiydi. Pederim de Hizan’da dünyaya gelmişti. Daha çok gençken, Sultan Abdülhamid zamanında on beş-yirmi yaşlarında buraya, İstanbul’a tahsile gelmişti. Üstad Bediüzzaman’ı tâ Hizan ve Van’dan tanıyordu. Üstad Bediüzzaman’ın gıyabında evimizde bizlere, onun ilminden ve kahramanlığından sitayişle bahisler açardı. Üstad için ‘Molla Said’ ifadesini kullanırdı. “Üstad Bediüzzaman Rus esaretinden geldiği zamanlarda Eyüp’te bir müddet kalmıştı. Hatta İdris-i Bitlisi’nin hanımının adıyla anılan Zeyneb Hatun Camiinde bir Ramazan’da itikafta kalmıştı.
“Birgün, zannediyorum 1952 veya 53 senelerindeydi. Ben yalnız başıma evimizden çıkıp İdris-i Bitlisi’nin hanımının adıyla anılan Zeyneb Hatun Camii’ne doğru gidiyordum. Sokağın başında karşıma üç kişi çıktı. Bunların ikisi genç ve kıravatlıydı. Talebe oldukları belliydi. Üçüncü zat, cübbeli ve dar şalvarlı birisiydi. Ben bu zatlara selam verdim. Bu zat heybetli bir şekildeydi. Selam verince de zaten bakışlarıyla heybetini göstermişti. Gençler yirmi-yirmi sekiz yaşlarını gösteriyorlardı. Temiz kıyafetliydi ve üniversiteli oldukları anlaşılıyordu. Bu heybetli zat bana selam verdi ve ‘Sen kimin oğlusun?’ diye sordu. Ben hiç cevap vermeyerek, hemen eve koştum. Babamı çağırdım, ‘Baba, baba, bir muhterem zat seni soruyor’ dedim. Babam, ‘Bu zat bizim Molla Said Efendi olmasın?’ dedi. ‘Bilmiyorum’ dedim. Babam ise kapıdan çıkarak, bu zatları karşılamak için koştu. Bize doğru on beş-yirmi adım kadar gelmişlerdi. Babam tanıdı ve hemen Üstad’ın ellerine kapandı, ellerini öpmek istedi, Üstad elini çekti ve öptürmedi. Yürüyerek mezarlığın başına kadar gittiler.
Üstad Bediüzzaman, uzun bir ağacın yanındaki yuvarlak bir taşın üzerine varıp oturdu.
“Merhum babam da Üstadın yanına oturdu, diğer genç üniversiteliler de oraya oturdular. Ben ise arkada ve ayakta durarak konuşmalarını dinlemeye çalışıyordum. Bazen Kürtçe konuşuyorlardı. Ben o zaman konuşmalarını anlayamıyordum. Türkçe konuştukları zaman ben de anlıyordum. Galiba babam Üstada bir şey söyledi.
Üstad ona cevaben: ‘hiç üzülmeye değmez. Ben şimdiki bu halleri, bugünün böyle olacağını, seneler evvel görmüştüm. Hani şimdi sinema diyorlar ya, bunun ben böyle olacağını, aynen bu taşın üzerine oturmuştum ve aşağıdaki denizi seyrediyordum, sinema perdeleri gibi bugünler gözlerimin önünden gelip geçmişti.’
“Bu bahisten sonra Üstad’la babam yine Kürtçe konuşmaya başladılar. Bu yuvarlak taşın üzerinde on beş dakika kadar oturdular. Oradan kalkarak babamla vedalaştılar ve ayrıldılar. Üstad Bediüzzaman Eyüb’e doğru yürüyüp gitti. Biz babamla eve dönerken, ben babama sormaya başlamıştım. Babam bana ‘Bu zat benim sana daima bahsini ettiğim Molla Said dediğim zattır,Bediüzzaman’dır.’
“Üstad Bediüzzaman Zeyneb Hatun Camiinde itikafta kalırken, ablam Emine akşamları iftarlık yemek götürürdü. Üstad ise sadece bir çorbayı alırdı.
“1952 senelerinde ‘Üstad Bediüzzaman’ın Sirkeci’deki ağır ceza mahkemesinde mahkemesi var’ demişlerdi ve ben de bu mahkemeyi takip etmek için gitmiştim. Ama o zaman mahkeme günü Sirkeci’deki şimdiki postahane olan yerde mahşerî bir kalabalık vardı. Bu kalabalık ve izdiham yüzünden mahkemeye girememiş, sadece seyirci olarak dışarıda kalmıştım.”
Kaynak: (Son Şahitler adlı eserin, dördüncü cildinden derlenmiştir.)
Kaynak: http://m.harunyahya.org/tr/works/25348/Hz-Mehdi-(as)-Hakkinda-Bilgiler/chapter/8012/Bediuzzaman-Said-Nursi-Hazretlerinin-bazi-kerametleri
.
III – Bediüzzaman’ın Komünizmin Yıkılacağını, Avrupa Birliğinin Kurulacağını Bilmesi: “Asya’da Alem-i İslam’da Üç Nur Birbiri Arkasında İnkişafa Başlıyor (Görülüyor, Meydana Çıkıyor). Sizde Birbiri Üstünde Üç Zulmet (Zulümat, Karanlık) İnkişafa Başlayacaktır (Görülmeye Başlayacaktır). Şu Perde-i Müstebidane (Keyfi Perde, Zorbaca) Yırtılacak, Takallüs Edecek (Toplanacak), Ben De Gelip Burada Medresemi Yapacağım
I – Bediüzzaman’ın Komünizmin yıkılacağını bilmesi
“Divan-ı Harb-i Örfi’den beraat alıp, İstanbul’dan ayrılır. Deniz yolu ile Batum’a gelir ve Tiflis’e geçer. Şeyh Sanan Tepesine çıkarak, şehri yukarıdan temaşa ederken, yanına bir Rus polisi gelir ve sorar:
– “Niye böyle dikkat ediyorsun?”
Bediüzzaman der;
– “Medresemin planını yapıyorum.”
O der;
– “Nerelisin?”
Bediüzzaman;
– “Bitlisliyim”
Rus Polisi
– “Bu Tiflis’tir”
Bediüzzaman;
– “Bitlis, Tiflis birbirinin kardeşidir”
Rus polisi:
– “Ne demek?”
Bediüzzaman;
– “Asya’da alem-i İslam’da üç nur birbiri arkasında inkişafa başlıyor (görülüyor, meydana çıkıyor). Sizde birbiri üstünde üç zulmet (zulümat, karanlık) inkişafa başlayacaktır (görülmeye başlayacaktır). Şu perde-i müstebidane (keyfi perde, Zorbaca) yırtılacak, takallüs edecek (toplanacak), ben de gelip burada medresemi yapacağım.”
Rus Polisi:
– “Heyhat şaşarım senin ümidine?”
Bediüzzaman:
– “Ben de şaşarım senin aklına. Bu kışın devamına ihtimal verebilir misin? Her kışın bir baharı, her gecenin bir neharı vardır.” (Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, sf.144, Nesil Yayınevi)
Kaynak: http://m.harunyahya.org/tr/works/25348/Hz-Mehdi-(as)-Hakkinda-Bilgiler/chapter/8012/Bediuzzaman-Said-Nursi-Hazretlerinin-bazi-kerametleri
II – Avrupa Birliği’nin oluşacağını haber vermesi ve sonrasında İslam ahlakının hakimiyetini müjdelemesi
O vakit Eski Said demiş: Osmanlı hükûmeti Avrupa ile hâmiledir. Avrupa gibi bir hükûmeti doğuracak. Avrupa da İslâmiyete hâmiledir; o da bir İslâm devleti doğuracak,” Şeyh Bâhid’e söylemiş. O allâme zât demiş: “Ben de tasdik ediyorum.” (Münazarat, sf. 147)
Kaynak: http://m.harunyahya.org/tr/works/25348/Hz-Mehdi-(as)-Hakkinda-Bilgiler/chapter/8012/Bediuzzaman-Said-Nursi-Hazretlerinin-bazi-kerametleri
III – Bir rüyasında İslam ahlakının gelecekteki hakimiyetini izah etmesi
Rüyada bir hitabe:
Meâli ve hatırda kalan elfazı aynendir.
1335 senesi Eylül’ünde, dehrin hadisatının verdiği yeisle, şiddetle muztarip idim. Şu kesif zulmet içinde bir nur arıyordum. Mânen rüya olan yakazada bulamadım. Hakikaten yakaza olan rüya-yı sâdıkada bir ziya gördüm. Tafsilâtı terk ile, yalnız bana söylettirilmiş noktaları kaydedeceğim. Şöyle ki:
Bir Cuma gecesinde nevm ile âlem-i misale girdim. Biri geldi, dedi:
“Mukadderat-ı İslâm için teşekkül eden bir meclis-i muhteşem seni istiyor.”
Gittim, gördüm ki, münevver, emsalini dünyada görmediğim, Selef-i Salihînden ve a’sârın meb’uslarından her asrın meb’usları içinde bulunur bir meclis gördüm. Hicap edip kapıda durdum. Onlardan bir zat dedi ki: “Ey felâket, helâket asrının adamı, senin de reyin var. Fikrini beyan et.” Ayakta durup dedim: “Sorun, cevap vereyim.” Biri dedi: “Bu mağlûbiyetin neticesi ne olacak; galibiyette ne olurdu?” Dedim: “Musibet şerr-i mahz olmadığı için, bazan saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar. Eskiden beri i’lâ-yı kelimetullah ve beka-yı istiklâliyet-i İslâm için, farz-ı kifaye-i cihadı deruhte ile kendini yekvücut olan âlem-i İslâma fedaya vazifedar ve hilâfete bayraktar görmüş olan bu devlet-i İslâmiyenin felâketi, âlem-i İslâmın saadet-i müstakbelesiyle telâfi edilecektir. Zira, şu musibet, maye-i hayatımız ve âb-ı hayatımız olan uhuvvet-i İslâmiyenin inkişaf ve ihtizazını hârikulâde tacil etti. Biz incinirken âlem-i İslâm ağlıyor. Avrupa ziyade incitse, bağıracaktır. Şayet ölsek, yirmi öleceğiz, üç yüz dirileceğiz. Harikalar asrındayız…” (Sünuhat, ss. 55-57)
Kaynak: http://m.harunyahya.org/tr/works/25348/Hz-Mehdi-(as)-Hakkinda-Bilgiler/chapter/8012/Bediuzzaman-Said-Nursi-Hazretlerinin-bazi-kerametleri
.
IV – Muhyiddîni Arabi’nin Öyle Bir Nazarı Mahsusu Vardı Ki, Her Ne Vakit Bir Kimsenin Ahvaline Muttali Olmak İstese, Ona Bir Nazarla Baksa, Dünyevî Ve Uhrevî Her Türlü Ahvalinden Haber Verirdi
Muhyiddîni Arabi’nin üvey oğlu Sadreddîni Konevî de Kitabı Fükûkünde:
«Muhyiddîni Arabi’nin öyle bir nazarı mahsusu vardı ki, her ne vakit bir kimsenin ahvaline mut¬tali olmak istese, ona bir nazarla baksa, dün¬ yevî ve uhrevî her türlü ahvalinden haber ve¬rirdi» der. Şüphesiz bu nazar Muhammed Aleyhisselâm’ın nazarından nur almış bir nazardı.
Kaynak: Muhyiddini Arabi Hazretleri – M.Kemal Pilavoğlu, Elifbe Yayınları, 3.Baskı, İst-1979 (S.46)
.
V – Karşısındaki Lise Mektebinin Büyük Kızları, Onun Avlusunda Gülerek Raksediyorlardı. Birden Manevî Bir Sinema İle Elli Sene Sonraki Vaziyetleri Bana Göründü. Ve Gördüm Ki: O Elli-Altmış Kızlardan Ve Talebelerden Kırk-Ellisi Kabirde Toprak Oluyorlar, Azab Çekiyorlar
bir zaman, eskişehir hapishanesinin penceresinde bir cumhuriyet bayramında oturmuştum. karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raksediyorlardı. birden manevî bir sinema ile elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. ve gördüm ki: o elli-altmış kızlardan ve talebelerden kırk-ellisi kabirde toprak oluyorlar, azab çekiyorlar. ve on tanesi, yetmiş-seksen yaşında çirkinleşmiş, gençliğinde iffetini muhafaza etmediğinden sevmek beklediği nazarlardan nefret görüyorlar.. kat’î müşahede ettim. onların o acınacak hallerine ağladım. hapishanedeki bir kısım arkadaşlar ağladığımı işittiler. geldiler, sordular. ben dedim: şimdi beni kendi halime bırakınız, gidiniz.
evet gördüğüm hakikattır, hayal değil. nasılki bu yaz ve güzün âhiri kıştır. öyle de, gençlik yazı ve ihtiyarlık güzünün arkası kabir ve berzah kışıdır. geçmiş zamanın elli sene evvelki hâdisatı sinema ile hal-i hazırda gösterildiği gibi, gelecek zamanın elli sene sonraki istikbal hâdisatını gösteren bir sinema bulunsa, ehl-i dalalet ve sefahetin elli-altmış sene sonraki vaziyetleri onlara gösterilse idi, şimdiki güldüklerine ve gayr-ı meşru’ keyiflerine nefretler ve teellümlerle ağlayacaklardı.
Kaynak: risale-i nur | asa-yı musa / (Şuâlar, s. 198)
Kaynak: http://m.harunyahya.org/tr/works/25348/Hz-Mehdi-(as)-Hakkinda-Bilgiler/chapter/8012/Bediuzzaman-Said-Nursi-Hazretlerinin-bazi-kerametleri