(Yorum) Bu Adamlar Hz Musa’yı Görseler, “Firevun Enel-Hak Makamında Kayboldu, Son Nefesini Secdede Verdi, Firevuna İmanınızdan Dönmeyin” Diyerek Reddiye Yazmak İçin Birbirleriyle Yarışırlardı Herhalde.. Firevun Rablık İddiası “Ben Allah’ım” Demesi Değildi, Zulmetmesi, Şımarması ve Büyüklük Taslamasaydı

I – (Fetva) İşleriniz İçin Bir Tek Adamın Yönetiminde Toplu Bir Halde (Kurulup) Devam Ederken Birisi Çıkar Da Asanızı Kırmak Ve (Teşkilatınızı) Bölmek İsterse Onu Öldürünüz

II – Ayetlerin İfadesine Göre, Firavun Açıkça İlahlık Ve Rablik İddia Etmiştir. Acaba Onun İddia Ettiği Bu İlahlık Ve Rabliğin Hakikati Nedir? Bakınız. Fahreddin er-Razî, Firavun’un Bu İddiasının Kendisinin Göklerin, Yerin, Dağların, Bitkilerin Ve İnsanların Yaratıcısı Anlamına Gelmediğini, Böyle Bir İddianın Ancak Kendisinde Delilik Bulunan Bir İnsandan Sadır Olabileceğini Belirttikten Sonra, Firavun’un Bu İlahlık İddiasını Şu Şekilde Yorumlamaktadır: “Hiç Kimse Üzerinde, Benden Başkasına Ait Emir Ve Yasak Koyma Hakkı Yoktur. Aynı Ayetin Tefsirinde, Alusî İse Şöyle Demektedir: “Firavun Topladığı Kalabalığın İçinde Kalkıp Hitap Etmek Suretiyle Nutuk Çekerek O Büyük Lafı Etmiş, Böylece Kendisini Halkı Yönetenlerin Hepsinden Üstün Tutmuştur.”

.

I – (Fetva) İşleriniz İçin Bir Tek Adamın Yönetiminde Toplu Bir Halde (Kurulup) Devam Ederken Birisi Çıkar Da Asanızı Kırmak Ve (Teşkilatınızı) Bölmek İsterse Onu Öldürünüz
“(Cemaat, teşkilat ve cihad) işleriniz için bir tek adamın yönetiminde toplu bir halde (kurulup) devam ederken birisi çıkar da asanızı kırmak ve (teşkilatınızı) bölmek isterse onu öldürünüz.” (Müslim c.6,sf.22,Ebu Davud c.4,sf.242)
“Kim bir imama (burada kastedilen imam siyasi liderdir) biat ederek elinin içini ve kalbinin muhabbetini ona verirse artık (Allah’a isyanı emretmedikçe) gücü yettiği kadar ona itaat etsin. Sonradan başkaları liderlik hevesiyle ortaya atılıp fitne çıkarırsa onun boynunu vurun.” (Müslim, c.6,sf.18)
Görüldüğü gibi İslam’a göre, birden fazla cihad ordusu olamayacağı gibi, birden fazla cihad emirinin de olması mümkün değildir.
Ebu Hazım’dan; şöyle demiştir: “Beş yıl Ebu Hureyre ile beraber oldum. Kendisini Hz. Peygamber’den hadis anlatırken dinledim. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: İsrail oğullarını peygamberler yönetiyordu her peygamber öldüğünde yerine bir başkası geliyordu ancak şu biline ki benden sonra peygamber yoktur. Ama halifeler olacak ve çok olacaklar. Oradakiler; bize ne emredersiniz demişler. Birinciye biat ediniz, ondan sonra yine birinciye biat ediniz. Onlara gereken haklarını da veriniz çünkü Allah, onlara idaresi altındakileri soracaktır” buyurdu. (Müslim, İmara 1842)
Burada zikredilen birinciye biat etmek, en önce halife kim olduysa ona biat etmek demektir. Ondan sonra yine birinciye biat etmekse önceki halifeden sonra en önce kim halife olduysa ona biat etmektir. Yani birinci ifadesiyle belirtilmek istenilen, Müslümanların halifesi varken başka birisinin kendisinin halife olduğunu iddia edene itibar edilmeyeceğidir.
Ebu Musa el-Eş’ari’den; Şöyle demiştir: ”Amcaoğullarımdan iki kimse ile Hz. Peygamberin yanına girdim. Bu ikisinden birisi; Ey Allah’ın Resulü, Yüce Allah’ın seni yetkili kıldığı yerlerden birisine beni yönetici gönder dedi. Diğeri de benzer şeyler söyledi. Hz. Peygamber de; Allah’a yemin olsun ki, biz bu işe ne onu isteyeni ne de buna hırsı olanları görevli atarız buyurdu.”(Müslim)
Demek ki, ”efendim ben yıllardır bu davaya hizmet ediyorum, milletvekilliği aramıza yeni katılan şu arkadaşın değil benim hakkımdı, ye da ben genç ve dinamiğim. Zaten halkımız da beni istiyor.” gibi düşünceler batıldır ve İslami bir düşüncenin ürünü değildir.
Kaynak: Facebook / MİLLİ GÖRÜŞCÜ İHVANLAR
https://www.facebook.com/notes/milli-g%C3%B6r%C3%BC%C5%9Fc%C3%BC-ihvanlar/lidere-biat-ve-itaaat-mutlak-galibiyetin-ilk-%C5%9Fartidir/446401766599/

.

(Ayet) “Sizi Firavun hanedanından kurtardığımızı da hatırlayın. Hani, onlar size azabın en çirkiniyle kötülük ediyorlardı: Erkek çocuklarınızı boğazlıyorlar, kadınlarınıza hayasızca davranıyorlar/ kadınlarınızın rahimlerini yokluyorlar/kadınlarınızı hayata salıyorlardı. İşte bunda sizin için, Rabbinizden gelen büyük bir ıstırap ve imtihan vardı.”
Bakara, 49
Sizi Firavun hanedanından kurtardığımızı da hatırlayın. Hani, onlar size azabın en çirkiniyle kötülük ediyorlardı: Erkek çocuklarınızı boğazlıyorlar, kadınlarınıza hayasızca davranıyorlar/kadınlarınızın rahimlerini yokluyorlar/kadınlarınızı hayata salıyorlardı. İşte bunda sizin için, Rabbinizden gelen büyük bir ıstırap ve imtihan vardı.”

.

II – Ayetlerin İfadesine Göre, Firavun Açıkça İlahlık Ve Rablik İddia Etmiştir. Acaba Onun İddia Ettiği Bu İlahlık Ve Rabliğin Hakikati Nedir? Bakınız. Fahreddin er-Razî, Firavun’un Bu İddiasının Kendisinin Göklerin, Yerin, Dağların, Bitkilerin Ve İnsanların Yaratıcısı Anlamına Gelmediğini, Böyle Bir İddianın Ancak Kendisinde Delilik Bulunan Bir İnsandan Sadır Olabileceğini Belirttikten Sonra, Firavun’un Bu İlahlık İddiasını Şu Şekilde Yorumlamaktadır: “Hiç Kimse Üzerinde, Benden Başkasına Ait Emir Ve Yasak Koyma Hakkı Yoktur. Aynı Ayetin Tefsirinde, Alusî İse Şöyle Demektedir: “Firavun Topladığı Kalabalığın İçinde Kalkıp Hitap Etmek Suretiyle Nutuk Çekerek O Büyük Lafı Etmiş, Böylece Kendisini Halkı Yönetenlerin Hepsinden Üstün Tutmuştur.”
Firavun’un Ortaya Attığı İlahlık ve Rablik iddiasının Mahiyeti
Tevhidin kısımlarını öğrendikten sonra, Firavun’un iddia ettiği ilahlık ve rabliğin ne anlama geldiğini ve müfessirlerin bu konuya ilişkin yorumlarını öğrenmeye çalışalım. Yüce Allah kitabında şöyle buyurur:
“Firavun dedi ki: “Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilah tanımıyorum.” (Kasas/38)
“Firavun derhal (adamlarını) topladı, (onlara) bağırdı ve: “Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi.” (Naziat/23,24)
Bu iki ayetin ifadesine göre, Firavun açıkça ilahlık ve rablik iddia etmiştir. Acaba onun iddia ettiği bu ilahlık ve rabliğin ha-kikati nedir? Bakınız. Fahreddin er-Razî, Firavun’un bu iddiası-nın kendisinin göklerin, yerin, dağların, bitkilerin ve insanların yaratıcısı anlamına gelmediğini, böyle bir iddianın ancak kendisinde delilik bulunan bir insandan sadır olabileceğini belirttikten sonra, Firavun’un bu ilahlık iddiasını şu şekilde yorumlamaktadır: “Hiç kimse üzerinde, benden başkasına ait emir ve yasak koyma hakkı yoktur.” (Mefatihu’l Gayb, c, 22, sf. 476, Huzur Yayınları.)
Aynı ayetin tefsirinde, Alusî ise şöyle demektedir: “Firavun topladığı kalabalığın içinde kalkıp hitap etmek suretiyle nutuk çekerek o büyük lafı etmiş, böylece kendisini halkı yönetenlerin hepsinden üstün tutmuştur.” (Ruhu’l Meâni, c. 16, sf. 53. Daru’l Fikir baskısı)
Bu konuda İbn-i Teymiyye şöyle demektedir: “Her kim Allah-u Teâlâ’yı bırakıp kendisine itaat edilmesini isterse, bunun durumu tıpkı Firavun’un durumu gibidir. Her kim kendisine Allah (c.c.) ile beraber itaat edilmesini isterse, bu kimse de insanların kendisini Allah(c.c.)’a denk tutmalarını ve Allah (c.c.) gibi sevmelerini istemiş olur. Oysa Allah (c.c.), yalnızca kendisine ibadet edilmesini, dinin tamamen kendisine has kılınmasını, dostluk ve düşmanlığının sadece kendisi için olmasını emretmiştir. (Mecmuu’l Fetâva, c. 14, sf. 328)
Ebu’l Ala el-Mevdudî, Firavun’un bu iddiasını, “Bu mısır ülkesinin sahibi benim. Tüm emir ve yasakların çıkış kaynağı ben kabul edilebilirim. Benden başka hiç kimse emir vermede yetkili değildir” şeklinde tefsir ettikten sonra şunları eklemek-tedir:
“Firavun’un durumu peygamberler tarafından getirilen ilahi kanundan bağımsız olarak siyasi ve hukuki hâkimiyet id-diasında bulunan devletlerin durumundan hiçte farklı değildir. Bu devletler, kanun koyucu, emir ve yasaklar belirleyici olarak ister bir kralı görsünler, isterse millet iradesini.. Ülkenin Allah’ın belirleyip Peygamberlerin tebliğ ettiği kanunla değil de, kendi koymuş oldukları kanunlarla yönetilmesi durumunda, Firavun’un durumu ile kendi durumları arasında hiç bir fark kalmaz. (Tefhimu’l Kur’an,, c. 4, sf. 184. İnsan Yayınları)
Yaptığımız nakillerden anlaşılacağı üzere, Mısır ülkesinin yönetimini elinde bulunduran Firavun “ben sizin rabbinizim” veya “sizin ilahınız benim” derken kesinlikle sizi yaratan, yediren, içiren ve doyuran benim demek istemiyordu. Evet, o kesinlikle böyle bir şey kastetmiyordu. Zaten böyle bir şey iddia etmiş olsa kimse ona inanmazdı. Çünkü böylesi bir iddia ancak kendisinde delilik veya aptallık bulunan bir kimseden sadır olabilir. Mısır hükümdarı Firavun’un ortaya attığı ilahlık ve rablik iddiası sadece yönetime, hükümranlığa ve hâkimiyete yönelik bir iddiaydı. Yani Firavun “ben sizin ilahınızım” derken “sizi yöneten, sizi idare eden, hayatınıza yön veren, kanunlarınızı belirleyen, yapmanız veya yapmamanız gereken şeyleri tayin eden, iyinin ve kötünün sınırlarını çizen sadece ve sadece benim” demek istiyordu.
Allah’ın insanların kurtuluşu için göndermiş olduğu hükümleri bir kenara bırakıp heva ve heveslerinden kanunlar çıkararak insanları yönetmeye kalkışan idarecilerde-her ne kadar dilleri ile ifade etmeseler bile-ilahlık iddia etmektedirler. Onların ilah konumunda olmaları için ille de “biz ilahız” demeleri gerekmez. Yaptıkları amel onların “ilah” addedilmeleri için yeteridir. Böylelerinin Firavun’dan tek bir farkı vardır. O da Firavun’un binlerce yıl önce, onların ise günümüzde yaşamış olmalarıdır. Bundan başka nitelik olarak hiç bir farkları yoktur.
Faruk Furkan – Kelime-i Tevhidin Anlam ve Şartları
Kaynak: https://abdullahensar.wordpress.com/2011/12/15/firavunun-ortaya-attigi-ilahlik-ve-rablik-iddiasinin-mahiyeti-2/

.

(Ayet) Karun, Musa’nın Kavminden İdi De, Onlara Karşı Azgınlık Etmişti. Biz Ona Öyle Hazineler Vermiştik Ki, Anahtarlarını Güçlükuvvetli Bir Topluluk Zor Taşırdı. Kavmi Ona Şöyle Demişti: Şımarma! Bil Ki Allah Şımarıkları Sevmez. Allah Sana İhsan Ettiği Gibi, Sen De (İnsanlara) İyilik Et. Yeryüzünde Bozgunculuğu Arzulama. Şüphesiz Ki Allah, Bozguncuları Sevmez… Nihayet Biz, Onu Da, Sarayını Da Yerin Dibine Geçirdik. Artık Allah’a Karşı Kendisine Yardım Edecek Avanesi Olmadığı Gibi, O, Kendini Savunup Kurtarabilecek Kimselerden De Değildi
Kasas;
76. Karun, Musa’nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlükuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona şöyle demişti: Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez.
77. Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.
78. Karun ise: O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi, demişti. Bilmiyor muydu ki Allah, kendinden önceki nesillerden, ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftarı olan kimseleri helâk etmişti. Günahkârlardan günahları sorulmaz (Allah onların hepsini bilir).
79. Derken, Karun, ihtişamı içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar: Keşke Karun’a verilenin benzeri bizim de olsaydı; doğrusu o çok şanslı! dediler.
80. Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle dediler: Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlara göre Allah’ın mükâfatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir.
81. Nihayet biz, onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah’a karşı kendisine yardım edecek avanesi olmadığı gibi, o, kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi.
82. Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler: Demek ki, Allah rızkı, kullarından dilediğine bol veriyor, dilediğine de az. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkârcılar iflâh olmazmış! demeye başladılar.
83. İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) âkıbet, takvâ sahiplerinindir.
84. Kim bir iyilik getirirse ona bundan daha hayırlı karşılık vardır. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler.

.

(Ayet) Firavun kavminin ileri gelenleri dediler ki: “Seni ve ilâhlarını terketsinler de yeryüzünde fesat çıkarsınlar diye mi Musa’yı ve kavmini serbest bırakacaksın?” Firavun da dedi ki: “Onların oğullarını öldüreceğiz, kızlarını sağ bırakacağız ve onlar üzerinde kahredici bir üstünlüğe sahibiz.”
7:103 – Sonra onların arkasından Musa’yı mucizelerimizle Firavun’a ve topluluğuna gönderdik. Tuttular o mucizeleri inkâr ettiler. Ettiler de bak, o bozguncuların âkıbetleri nasıl oldu!
7:104 – Musa: “Ey Firavun! Bil ki ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.” dedi.
7:106 – Firavun: “Eğer bir mucize getirdiysen ve eğer doğru söyleyenlerden isen onu göster” dedi.
7:109 – Firavun’un kavminden ileri gelenler, “Muhakkak bu çok bilgili bir sihirbazdır.” dediler.
7:110 – O, sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. (Firavun): “O halde siz ne diyorsunuz?” dedi.
7:111 – Onlar da “onu ve kardeşini beklet, şehirlere de toplayıcılar gönder.” dediler.
7:112 – “Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler.”
7:113 – O sihirbazlar Firavun’a geldiler: “Galip gelirsek bize muhakkak mükâfat var değil mi?” dediler.
7:114 – “Evet” dedi (Firavun), “Üstelik o zaman benim yakınlarımdan olacaksınız.”
7:115 – Sihirbazlar, Musa’ya: “Ey Musa! Önce sen mi hünerini ortaya koyacaksın, yoksa biz mi?” dediler.
7:116 – Musa, “Siz atın” dedi. Atacaklarını atınca herkesin gözünü büyülediler ve onları dehşete düşürdüler. Doğrusu büyük bir sihir gösterdiler.
7:117 – Biz de Musa’ya “Sen de asânı bırakıver.” diye vahyettik. Birdenbire asâ, onların bütün uydurduklarını yakalayıp yutuverdi.
7:118 – Artık hakikat ortaya çıkmış ve onların bütün yaptıkları boşa gitmişti.
7:119 – Orada mağlup olmuş ve küçük düşmüşlerdi.
7:120 – Sihirbazlar hep birden secdeye kapandılar.
7:121 – “Âlemlerin Rabbine iman ettik.” dediler.
7:122 – “Musa’nın ve Harun’un Rabbine.”
7:123 – Firavun: “Ben size izin vermeden iman ettiniz ha!” dedi. “Şüphesiz bu bir hiledir, siz bunu şehirde kurmuşsunuz, yerli halkı oradan çıkarmak istiyorsunuz, sonra anlayacaksınız!”
7:124 – “Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, sonra da bilin ki, sizi astıracağım.”
7:125 – Onlar da: “Şüphesiz o takdirde biz Rabbimize döneceğiz.” dediler.
7:126 – “Senin bize kızman da sırf Rabbimizin âyetleri gelince onlara iman etmemizden dolayıdır. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve canımızı müslüman olarak al.” derler.
7:127 – Firavun kavminin ileri gelenleri dediler ki: “Seni ve ilâhlarını terketsinler de yeryüzünde fesat çıkarsınlar diye mi Musa’yı ve kavmini serbest bırakacaksın?” Firavun da dedi ki: “Onların oğullarını öldüreceğiz, kızlarını sağ bırakacağız ve onlar üzerinde kahredici bir üstünlüğe sahibiz.”
7:128 – Musa, kavmine dedi ki: “Allah’ın yardımını ve lütfunu isteyin ve sabır gösterin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah’ındır. Kullarından dilediğini ona mirasçı kılar. Sonunda kurtuluş müttakilerindir.”
7:129 – Kavmi de dediler ki: “Sen bize gelmeden önce de eziyet gördük, sen geldikten sonra da.” Musa dedi ki: “Umulur ki, Rabbiniz düşmanlarınızı helak edip de sizi yeryüzünde halife kılacaktır ve sizin nasıl işler yaptığınıza bakacaktır.”

.

(Ayet) ) Sizi Firavun ailesinden de kurtardık (onlar) size azabın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Gidişatları, Firavun soyunun ve daha öncekilerin gidişatı gibidir. Onlar, âyetlerimizi yalan saymışlardı. Bunun üzerine Allah da onları işledikleri günahlar yüzünden yakalayıp alaşağı etti. Allah, cezası çetin olandır.
2:49 – (Hem hatırlayın ki bir zaman) sizi Firavun ailesinden de kurtardık, (onlar) size azabın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Ve bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.
2:50 – Hani bir zamanlar sizin için denizi yarıp, sizi kurtardık da Firavun’un adamlarını suda boğduk, siz de bakıp duruyordunuz.
3:11 – Gidişatları, Firavun soyunun ve daha öncekilerin gidişatı gibidir. Onlar, âyetlerimizi yalan saymışlardı. Bunun üzerine Allah da onları işledikleri günahlar yüzünden yakalayıp alaşağı etti. Allah, cezası çetin olandır.

.

(Ayet) Firavun kavmine seslenerek dedi ki: “Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz? Firavun kavmini küçümsedi. Onlar da O’na itaat ettiler. Çünkü onlar fâsık bir kavimdi. Nihayet bizi gazaplandırdıkları zaman onlardan intikam aldık. Hepsini suda boğduk.
43:46 – Andolsun ki, biz Musa’yı mucizelerimizle Firavun’a ve ileri gelen adamlarına gönderdik. Musa: “Ben gerçekten âlemlerin Rabbi olan Allah’ın peygamberiyim.” dedi.
43:47 – Musa onlara mucizelerimizi getirince onlar hemen bu mucizelere gülüverdiler.
43:48 – Bizim onlara gösterdiğimiz her bir mucize diğerinden daha büyüktü. Belki doğru yola dönerler diye biz onları azapla yakaladık.
43:49 – Onlar azâbı görünce: “Ey sihirbaz! Sende olan ahdi hürmetine bizim için Rabbine dua et. Biz gerçekten doğru yola gireceğiz.” dediler.
43:50 – Fakat azabı kendilerinden kaldırdığımız zaman hemen sözlerinden dönüverdiler.
43:51 – Firavun kavmine seslenerek dedi ki: “Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?
43:52 – Yoksa ben, nerede ise meramını anlatamayan şu zavallıdan daha hayırlı değil miyim?
43:53 – Eğer O’nun dediği doğru ise üzerine altın bilezikler atılmalı veya kendisiyle beraber onu tasdik eden melekler gelmeli değil miydi?”
43:54 – Firavun kavmini küçümsedi. Onlar da O’na itaat ettiler. Çünkü onlar fâsık bir kavimdi.
43:55 – Nihayet bizi gazaplandırdıkları zaman onlardan intikam aldık. Hepsini suda boğduk.

.

(Ayet) Biz, İsrailoğulları’nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): “İsrailoğulları’nın kendisine inandığı (İlah’tan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım” dedi. Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın
Yunus Suresi, 88. ayet: Musa dedi ki: “Rabbimiz, şüphesiz Sen, Firavun’a ve önde gelen çevresine dünya hayatında bir çekicilik (güç, ihtişam) ve mallar verdin. Rabbimiz, Senin yolundan saptırmaları için (mi?) Rabbimiz, mallarını yerin dibine geçir ve onların kalplerinin üzerini şiddetle bağla; onlar acı azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyecekler.”
Yunus Suresi, 89. ayet: (Allah) Dedi ki: “İkinizin duası kabul olundu. Öyleyse dosdoğru yolda devam edin ve bilgisizlerin yoluna uymayın.”
Yunus Suresi, 90. ayet: Biz, İsrailoğulları’nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): “İsrailoğulları’nın kendisine inandığı (İlah’tan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım” dedi.
Yunus Suresi, 91. ayet: Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın.
Yunus Suresi, 92. ayet: Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu, Bizim ayetlerimizden habersizdirler.

.

(Ayet) Firavun’a ve onun önde gelen çevresine. Onlar Firavun’un emrine uymuşlardı. Oysa Firavun’un emri doğruya-götürücü (irşad edici) değildi. O, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur. Sonunda vardıkları yer, ne kötü bir yerdir..
Hud Suresi, 97. ayet: Firavun’a ve onun önde gelen çevresine. Onlar Firavun’un emrine uymuşlardı. Oysa Firavun’un emri doğruya-götürücü (irşad edici) değildi.
Hud Suresi, 98. ayet: O, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur. Sonunda vardıkları yer, ne kötü bir yerdir..
Hud Suresi, 99. ayet: Onlar, burda da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. (Bu) Verilen bağış, ne kötü bir bağıştır.

.

(Ayet) Onlar, sabah akşam ateşe arzolunurlar. Kıyamet kopacağı gün de: “Firavun hanedanını azabın en şiddetlisine tıkın!” (denilecektir).
40:45 – Allah o mümini, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun’un adamlarını ise, o kötü azab kuşattı.
40:46 – Onlar, sabah akşam ateşe arzolunurlar. Kıyamet kopacağı gün de: “Firavun hanedanını azabın en şiddetlisine tıkın!” (denilecektir).

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın