I – Arş Allah’ın Gölgesi’dir; (Onun) İki İmamı (Önderi) İse, Zahir Ve Batındır. Sultan Yeryüzünde Allah’ın Gölgesidir. Çünkü O’nun Zuhuru, Dünya Aleminde Eseri(:Etkisi) Olan Bütün İlahi İsimlerin Sûretleri’yledir. Oysa Arş, Ahirette Allah’ın Gölgesidir
II – Hz. Ebu Bekir-i Sıddık Da Şöyle Demiştir: “Mütevazi Ve Âdil Olan Bir Sultan, Allah’ın Yeryüzündeki Gölgesi Ve Mızrağıdır. Ona Yetmiş Sıddıkın Sevabını Verir.”
III – İbn Ömer’den Rivayet Ettiklerine Göre Peygamberimiz Şöyle Buyurmuştur: “Sultan / padişah / Devlet Reisi, Allah’ın Yeryüzündeki Gölgesidir. Allah’ın Bütün Mazlum Kulları Ona Sığınırlar…
(Yorum) Elbetteki Sadece Osmanlı Padişahları Değil, Firevunda, Nemrutta, Moğollarda Allah’’ın İzniyle O Makama Gelmişlerdir, Ama Bu Onları “Allah’ın Gölgesi” Yapmaz
IV – Moğol (Tatar) Padişahı Ulu Tann’dan: ‘Senin Dileğini, Yalvarışlarını Kabul Ettim. Dışarı Çık. Her Nereye Gidersen, Muzaffer Ol’ Diye Bir Ses İşitti
.
I – Arş Allah’ın Gölgesi’dir; (Onun) İki İmamı (Önderi) İse, Zahir Ve Batındır. Sultan Yeryüzünde Allah’ın Gölgesidir. Çünkü O’nun Zuhuru, Dünya Aleminde Eseri(:Etkisi) Olan Bütün İlahi İsimlerin Sûretleri’yledir. Oysa Arş, Ahirette Allah’ın Gölgesidir
Arş Allah’ın gölgesi’dir; (onun) iki imamı (önderi) ise, zahir ve batındır.
Sultan yeryüzünde Allah’ın gölgesidir. Çünkü O’nun zuhuru, dünya aleminde eseri(:etkisi) olan bütün ilahi isimlerin sûretleri’yledir. Oysa Arş, ahirette Allah’ın gölgesidir
Kaynak: Muhyiddid İbn Arabi – El-Futahat-Mekkiyye, Prof.Dr.Nihat Keklik, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara-1990 (s:414)
.
II – Hz. Ebu Bekir-i Sıddık Da Şöyle Demiştir: “Mütevazi Ve Âdil Olan Bir Sultan, Allah’ın Yeryüzündeki Gölgesi Ve Mızrağıdır. Ona Yetmiş Sıddıkın Sevabını Verir.”
– İbn Ebi Şeybe’nin bildirdiğine göre Hz. Ebu Bekir-i Sıddık da şöyle demiştir:
“Mütevazi ve âdil olan bir sultan, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi ve mızrağıdır. Ona yetmiş sıddıkın sevabını verir.” (Aclunî, a.y.)
– Hz. Enes’ten de aynı manadaki sözler nakledilmektedir. (bk. Kenzu’l-Ummal, h. no: 14598)
Kaynak: https://sorularlaislamiyet.com/bir-muminin-kendisini-allahin-yeryuzundeki-golgesi-olarak-tanitmasi-caiz-midir
.
III – İbn Ömer’den Rivayet Ettiklerine Göre Peygamberimiz Şöyle Buyurmuştur: “Sultan / padişah / Devlet Reisi, Allah’ın Yeryüzündeki Gölgesidir. Allah’ın Bütün Mazlum Kulları Ona Sığınırlar…
İbn Neccar’ın Ebu Hureyre’den, Beyhaki (Şuabu’l-İman, 9/475) ve Hakim’in de İbn Ömer’den rivayet ettiklerine göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
“Sultan / padişah / devlet reisi, Allah’ın yeryüzündeki gölgesidir. Allah’ın bütün mazlum kulları ona sığınırlar…” (Aclunî, 1/521)
Kaynak: https://sorularlaislamiyet.com/bir-muminin-kendisini-allahin-yeryuzundeki-golgesi-olarak-tanitmasi-caiz-midir
.
(Yorum) Elbetteki Sadece Osmanlı Padişahları Değil, Firevunda, Nemrutta, Moğollarda Allah’’ın İzniyle O Makama Gelmişlerdir, Ama Bu Onları “Allah’ın Gölgesi” Yapmaz
Bakara
258.Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut’u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kâfir apışıp kaldı. Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez.
Bakara:
102. “Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişiile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi
A’raf, 12-17;
“Allah buyurdu: ‘Söyle bakayım, Sana emrettiğim halde, secde etmene engel nedir?’ İblis: ‘Ben ondan daha üstünüm; çünkü Sen beni ateşten, onu ise bir çamur parçasından yarattın.'”
“Çabuk in oradan, buyurdu Allah. Öyle orada kurulup da büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çabuk çık, çünkü sen alçağın tekisin!”
“’Bana, onların diriltilecekleri kıyamet gününe kadar mühlet verir misin?’ dedi.”
Allah: “Haydi, sen mühlet verilenlerdensin!” buyurdu.
“’Öyle ise’ dedi, ‘Sen beni azgınlığa mahkûm ettiğin için, ben de onları gözetlemek üzere senin doğru yolunun üzerinde pusu kurup oturacağım. Sonra onların gâh önlerinden, gâh arkalarından, gâh sağlarından, gâh sollarından sokulacağım, vesvese verip pusu kuracağım, sen de onların ekserisini şükreden kullar bulmayacaksın.’”
.
IV – Moğol (Tatar) Padişahı Ulu Tann’dan: ‘Senin Dileğini, Yalvarışlarını Kabul Ettim. Dışarı Çık. Her Nereye Gidersen, Muzaffer Ol’ Diye Bir Ses İşitti
‘Tatarlar, padişahlarının yanına dert yanmağa gittiler ve: ‘Mahvolduk’ dediler. Padişahlan on günlük izin istedi. Bir mağaranın kovuğuna gitti ve tam bir vecd içinde ibadet etti, Allah’a yalvardı. Ulu Tann’dan: ‘Senin dileğini, yalvarışlarını kabul ettim. Dışarı çık. Her nereye gidersen, muzaffer ol’ diye bir ses işitti, (İşte böyle) Tanrı’nın buyruğu ile çıktıklarından, karşılarında bulunanları yendiler ve bütün yeryüzünü kapladılar.”
Kaynak: Fihi Mâfih – Mevlâna – Çeviren: Meliha Ülker Tarıkâhya -Maarif Vekâleti Yayınları -Baskı: 1958 (Sayfa 86)
.
(Kuran-ı Kerim) Böylece biz, her kasabada, oralarda bozgunculuk yapmaları için, günahkârlarını liderler yaptık. Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler
Enam;
123. Böylece biz, her kasabada, oralarda bozgunculuk yapmaları için, günahkârlarını liderler yaptık. Onlar yalnız kendilerini aldatırlar, ama farkında olmazlar.
İsrâ
17/16. “Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz.”