I – Kuran-ı Kerim Ayetleri, Anlamak İçin Gönderildiğini ve Kuran-ı Kerim’i Herkesin Anlayabileceğini Bildirmiyor mu? Hayır Bildirilmiyor. Orada “Kur’an-ı Kerimi Herhangi Bir Lisan İle Değil, En Geniş, En Açık Olan Arapça Olarak İndirdik. Ey Araplar, Kur’an-ı kerim, Sizin Dilinizle İndi. Edebiyatçıların, Şairlerin Sözlerine Benzemediğini Gördünüz. Bunun İnsan Sözü Olmadığını, İlâhi Bir Kelam Olduğunu Düşünürseniz, Anlarsınız” Demek İstiyor
II – Bir Diğer Ayette “Biz Bu Kuran’ı Yabancı Bir Dil İle Ortaya Koysaydık: ‘Ayetleri Uzun Açıklanmalı Değil Miydi? Araba Yabancı Bir Dille Söylenir Mi?’ Derlerdi.” İşte Bu Ayette İse Şunu Diyor: Kuran Sizin Lisanınızda, Yani Arapça’dır. Siz Arap Olduğunuza Göre, İfadelerinin Vecizliğinden, Şaheserliğinden Bu Kur’anın İlâhi Bir Kelam Olduğunu Anlarsınız. Yoksa, “Arapça Bildiğinize Göre, Kur’anın Hükümlerini De Anlarsınız” Denmiyor
.
I – Kuran-ı Kerim Ayetleri, Anlamak İçin Gönderildiğini ve Kuran-ı Kerim’i Herkesin Anlayabileceğini Bildirmiyor mu? Hayır Bildirilmiyor. Orada “Kur’an-ı Kerimi Herhangi Bir Lisan İle Değil, En Geniş, En Açık Olan Arapça Olarak İndirdik. Ey Araplar, Kur’an-ı kerim, Sizin Dilinizle İndi. Edebiyatçıların, Şairlerin Sözlerine Benzemediğini Gördünüz. Bunun İnsan Sözü Olmadığını, İlâhi Bir Kelam Olduğunu Düşünürseniz, Anlarsınız” Demek İstiyor
Sual:
Kur’anı herkes anlayamaz diyorsunuz. Halbuki Yusuf suresinin ikinci, Fussilet suresinin 44. âyetinde herkesin anlayacağı açıkça bildirilmiyor mu?
CEVAP
Hayır bildirilmiyor. Yusuf suresinin, (Anlayabilmeniz için, Kur’anı Arapça olarak indirdik) mealindeki ikinci âyet-i kerimesi, tefsirlerde özetle şöyle açıklanıyor:
(Kur’an-ı kerimi herhangi bir lisan ile değil, en geniş, en açık olan Arapça olarak indirdik. Eğer iyi düşünürseniz, bu Kitabın ulviyetini, kendisinin bir şaheser, sözlerinin, bütün insanlığa hitap ettiğini görür, Müslüman olmayı en büyük bir vazife, en yüksek bir saadet telakki edersiniz. Ey Araplar, Kur’an-ı kerim, sizin dilinizle indi. Edebiyatçıların, şairlerin sözlerine benzemediğini gördünüz. Bunun insan sözü olmadığını, İlâhi bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız.)
Demek ki âyetteki anlamak, bunun ilâhi kelam olduğunu anlamaktır. Yoksa ahkâmını anlamak değildir. Eğer öyle olsaydı, Allahü teâlâ, (Resulüm, Kur’anı insanlara açıkla) buyurmazdı. (Nahl 44)
Kaynak: http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=471
.
II – Bir Diğer Ayette “Biz Bu Kuran’ı Yabancı Bir Dil İle Ortaya Koysaydık: ‘Ayetleri Uzun Açıklanmalı Değil Miydi? Araba Yabancı Bir Dille Söylenir Mi?’ Derlerdi.” İşte Bu Ayette İse Şunu Diyor: Kuran Sizin Lisanınızda, Yani Arapça’dır. Siz Arap Olduğunuza Göre, İfadelerinin Vecizliğinden, Şaheserliğinden Bu Kur’anın İlâhi Bir Kelam Olduğunu Anlarsınız. Yoksa, “Arapça Bildiğinize Göre, Kur’anın Hükümlerini De Anlarsınız” Denmiyor
Fussilet suresinin, (Eğer biz Kur’anı yabancı bir dil ile gönderseydik, “Âyetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalıydı. Araplar için, Arapça olmayan bir kitap mı olur” derlerdi. De ki: O Kur’an, inananlar için doğru yolu gösteren bir rehber ve şifadır. İnanmayanların ise, kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalıdır. Sanki onlara uzak mesafeden bağırılıyor da Kur’anın ne söylediğini anlamıyorlar) mealindeki 44. âyetin açıklaması da şöyledir:
Kur’an-ı kerim, [Çince, Yunanca, Rusça değil de], sizin lisanınızda, yani Arapça’dır. Siz Arap olduğunuza göre, ifadelerinin vecizliğinden, şaheserliğinden bu Kur’anın ilâhi bir kelam olduğunu anlarsınız. Yoksa, (Arapça bildiğinize göre, Kur’anın hükümlerini de anlarsınız) denmiyor. Âyetin devamında, inanmayanların, [ve yalnız Kur’an diyen zındıkların] Kur’anı sağırlar gibi duymadıkları ve anlayamadıkları bildiriliyor. Zaten herkes Kur’andaki aynı şeyi doğru olarak anlasaydı, 72 sapık fırka meydana çıkmazdı. İmanı, farzları ve haramları öğrenmek farzdır. Bunlar, ancak fıkıh kitaplarından öğrenilir. Fıkhı, müctehid âlimler, âyet ve hadislerden çıkarmışlardır. (Hadika)
İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:
Namazların kaç rekat olduğunu, bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağını, zekat nisabını, orucun ve haccın farzlarını, hukuk bilgilerini, Resulullah açıklamasaydı Kur’an-ı kerimden anlamak mümkün değildi. İmran bin Husayn hazretleri, (Bize yalnız Kur’andan söyle) diyene, (Ey ahmak, Kur’andan her şeyi anlamak mümkün mü? Mesela namazların kaç rekat olduğunu bulabilir miyiz?) buyurdu. Hazret-i Ömer’e de, (Farzların, seferde kaç rekat kılındığını Kur’anda bulamadık) dediler. Cevaben, “Biz, Kur’anda bulamadığımızı, Resulullahtan gördüğümüz gibi yapıyoruz. O, seferde dört rekatlık farzları, iki rekat olarak kılardı” buyurdu. (Mizan-ül-kübra)
Kaynak: http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=471