I – Însan-ı Kâmil’in Bir Adı (Elif-Lam-Mim) dir. Bir Hadisi Şerifte: «İnsan Ve Kur’an İkizdir.» Buyurulur. Burada İnsandan Murad, İnsan-ı Kâmil’dir. Burada İkizden Kasd, Aynı Batında Doğan İkiz Kardeş Manasına Gelir
II – Buraya Kadar Saydığımız Şeyler İnsan-ı Kamil’in Binde Bir Vasfını Teşkil Eder. İnsan Bu Mertebeyi Bulduktan Sonra, Mutlak Surette Hakkın Tecelligahı Olur; Ki, O Hangi Yönden Kendisine “Tecelli Ederse, Kabullenir. Bu Mertebeyi Bulana: İnsan-ı Kâmil.. Denir
III – Cîlî’ye Göre Kâmil İnsanın En Mükemmel Örneği Hz. Muhammed’dir; Ondan Sonra Gavs Ve Kutublar Gelir. Diğer İnsanların Ruhları, İnsân-ı Kâmilde Tecellî Eden İlâhî Sıfat Ve Kudretlerden Birer Kopya, Cîlî’nin İfadesiyle Birer “Nüsha”dırlar Ve Aslına Nisbetleri Ve Bağlılıkları Ölçüsünde Kâmil İnsan Olurlar
.
I – Însan-ı Kâmil’in Bir Adı (Elif-Lam-Mim) dir. Bir Hadisi Şerifte: «İnsan Ve Kur’an İkizdir.» Buyurulur. Burada İnsandan Murad, İnsan-ı Kâmil’dir. Burada İkizden Kasd, Aynı Batında Doğan İkiz Kardeş Manasına Gelir
ÎNSAN-I KÂMİL’in bir adı (Elif-Lam-Mim) dir. Nitekim, Kur’an’ı Kerim’in başında
“Elim-Lam-Mim Şu kitap var ya, onda şüphe yoktur.” (2/1) buyurulur.
Bir hadisi şerifte:
«İnsan ve Kur’an ikizdir.» Buyurulur. Burada insandan murad, İNSAN-I KÂMİL’dir. Burada ikizden kasd, aynı batında doğan ikiz kardeş manasına gelir.
Hâsılı..
Kaynak: Özün Özü – Muhiddin-i Arabi, Kamer Neşriyat, 3.Baskı, Ter.İsmail Hakkı Bursevi, Sadeleştiren Abdülkadir Akçiçek, İst-1984
II – Buraya Kadar Saydığımız Şeyler İnsan-ı Kamil’in Binde Bir Vasfını Teşkil Eder. İnsan Bu Mertebeyi Bulduktan Sonra, Mutlak Surette Hakkın Tecelligahı Olur; Ki, O Hangi Yönden Kendisine “Tecelli Ederse, Kabullenir. Bu Mertebeyi Bulana: İnsan-ı Kâmil.. Denir
Elde olmayan sebeplerle söz uzadı; sadede ge¬lelim.-Esas mevzu, Muhiddin-i Arabi’nin şu cümlesi üzerineydi:
İrfan sahibi, eğer kendi özündeki gerçeği anlasaydı; belli bir îtikadâ bağlanıp kalmazdı.
İnsanın anlatılan hale gelmesi, İNSAN-I KAMİL olması sayılır. Buraya kadar saydığımız şey¬ler İNSAN-I KAMİL’in binde bir vasfını teşkil eder. İnsan bu mertebeyi bulduktan sonra, mutlak surette Hakkın tecelligahı olur; ki, o hangi yönden kendisine “tecelli ederse, kabullenir.
Bu mertebeyi bulana: İNSAN-I KÂMİL.. Denir.
Hak Taâlâ. bu mertebeye ermeyi cüm¬ lemize ihsan eylesin. Amin!. Hu!.
Ey kardeş, insafla düşün. Hak bize büyük istidat vermiş. Biz ise, bunu boşa gideriyoruz; lâyık mı?.
«Onlar, hayvan sürüleri gibidir; belki daha şaşkın.”(7/179)
Âyet-i kerimesi ile anlatılan zümrenin derekesine kendimizi indiriyoruz: Bize hayıf oluyor; bize yazık” oluyor.
Kaynak: Özün Özü – Muhiddin-i Arabi, Kamer Neşriyat, 3.Baskı, Ter.İsmail Hakkı Bursevi, Sadeleştiren Abdülkadir Akçiçek, İst-1984
III – Cîlî’ye Göre Kâmil İnsanın En Mükemmel Örneği Hz. Muhammed’dir; Ondan Sonra Gavs Ve Kutublar Gelir. Diğer İnsanların Ruhları, İnsân-ı Kâmilde Tecellî Eden İlâhî Sıfat Ve Kudretlerden Birer Kopya, Cîlî’nin İfadesiyle Birer “Nüsha”dırlar Ve Aslına Nisbetleri Ve Bağlılıkları Ölçüsünde Kâmil İnsan Olurlar
Kutbüddîn Abdülkerîm b. İbrâhîm b. Abdilkerîm el-Cîlî (ö. 832/1428) 767’de (1365-66) Bağdat yakınlarındaki Cîl kasabasında doğdu. Kâtip Çelebi ve ona dayanan Brockelmann’a göre Abdülkadir-i Geylânî’nin torununun oğludur.
Abdülkerîm el-Cîlî, eserlerinin büyük bir bölümünü İbnü’l-Arabî’nin fikirlerinin şerhine ayırmış, bazı konularda ona muhalif kaldığını ifade etmekle birlikte, tasavvufun ana meselelerinde, vahdet-i vücûd ve hazarât-ı hams gibi telakkilerde tamamen onun izinden gitmiştir.
Tasavvufî ıstılahlarla yüklü el-İnsânü’l-kâmil* adlı eserinde geniş şekilde işlediği küllî ve cüz’î bütün âlemleri, ilâhî ve kevnî kitapların tamamını kendinde toplayan, ruhu, kalbi, aklı ve nefsi ile mükemmelleşip mutlak tasarruf sahibi olan, kusursuz bir ayna gibi maddî-mânevî her şeyin yanı sıra ilâhî vasıfları ve kudretleri de yansıtan insân-ı kâmil* fikrini ve izah tarzını Muhyiddin İbnü’l-Arabî’den almıştır.
Cîlî’ye göre kâmil insanın en mükemmel örneği Hz. Muhammed’dir; ondan sonra gavs ve kutublar gelir. Diğer insanların ruhları, insân-ı kâmilde tecellî eden ilâhî sıfat ve kudretlerden birer kopya, Cîlî’nin ifadesiyle birer “nüsha”dırlar ve asl*a nisbetleri ve bağlılıkları ölçüsünde kâmil insan olurlar. Şairlik yönü de bulunan, fikirlerini açıklarken uygun gördüğü veya konuyla ilgili olarak kendisinin yazdığı sûfiyâne şiirlerden de faydalanan müellif, bu bakımdan da İbnü’l-Arabî’yi taklit eder.
Kaynak: http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=d010250