İrşad Kutbu Âlem İçin Büyük Bir Fırsat Ve Ganimettir. Bütün Manevi Taksimat, Bilerek Veya Bilmeyerek Manevî Hayat Suyunu Ondan Alırlar. Allah-u Teâlâ Ona Tasarruf Vermişse, O’nun İzni İle Tasarruf Eder. Tasarruf Vermemişse Allah-u Teâlâ Onda Tasarruf Eder, Latifelerini Yürütür

I – Allahu Teâlâ Bazı Kullarını Diğer Kullarını Terbiye İçin Halife Seçmiştir. Kamil İnsan Yeryüzünde Allahu Teâlâ’nın Halifesi Olduğundan, Kendilerine, Kullar Ve Kalpler Üzerinde Tasarruf Yetkisi Verilmiştir

II – Bütün Manevi Taksimat Ondan, İnsan-ı Kamil’den Alır; Bilerek Veya Bilmeyerek Manevî Hayat Suyunu Alanlar Ondan Alırlar. Bütün Âlemlerin O Kalpten Alışı, Aslında O’ndan Alışıdır. Çünkü O Depoya O Vermiştir. “Manevî Arş”A Müridin Nasibini Ayırmış Ve Ona Bağlamıştır.

III – Bazı Velîler Vardır Ki, Yalnız Bir Esmanın Nuru İle Suvarılır Ve O İsim Ağlatıcı İse Daima Ağlar. Güldürücü İse Daima Güler. Bazı Velîler De Vardır Ki, İki İsimle Suvarılır. Bazıları Da Daha Çok Esmanın Nuru İle.

IV – Hazret-i Allah’a Ait Olan İlâhi Feyiz, Hâlik’ın Deryasından Manevî Kanal Vasıtası İle Habib-i Ekrem -Sallallahu Aleyhi Ve Selleminin Deryasına Gelir. Oradan Da Zamanın Mürşidinin Deryasına Gelir

V – İrşad Kutbu Âlem İçin Büyük Bir Fırsat Ve Ganimettir. Böyle Bir Kâmil Ve Mükemmelin Varlığı, Pek Ezdir. Hattâ Böyle Bir Kimse Uzun Asırlardan Ve Uzak Zamanlardan Sonra Var Olursa, Yine Âlem İçin Büyük Bir Fırsat Ve Ganimettir. Âlem Onunla Nurlanır. Bu Taifenin Bâzısı Bütün Velayet Makamlarından Deha Üstün Olan Abdiyyet (Kulluk) Makamına Seçilir.

.

I – Allahu Teâlâ Bazı Kullarını Diğer Kullarını Terbiye İçin Halife Seçmiştir. Kamil İnsan Yeryüzünde Allahu Teâlâ’nın Halifesi Olduğundan, Kendilerine, Kullar Ve Kalpler Üzerinde Tasarruf Yetkisi Verilmiştir
Ariflerde ilim amele, amel hikmete, hikmet marifete, marifet ilâhi muhabbete dönüşür. Kamil insan yeryüzünde Allahu Teâlâ’nın halifesi olduğundan, kendilerine, kullar ve kalpler üzerinde tasarruf yetkisi verilmiştir. Arifler Cenab-ı Hakk’ın isimlerinin özel tecellilerine mazhar olmuşlardır. Bu sayede özel bir ilme, farklı bir kalbe, ayrı bir şahsiyete sahiptirler.
Müfessir Kad-ı Beydavî hazretleri şöyle buyurmuştur: “Allahu Teâlâ bazı kullarını diğer kullarını terbiye için halife seçmiştir. Aslında Yüce Allah’ın kendi işlerini gördürmek için bir halifeye ihtiyacı yoktur. Bunu sırf kullarına merhametinden yapmıştır. Çünkü her insan vasıtasız olarak ilahî feyzi alamaz, emirleri anlayamaz, kalbini manevi kirlerden arındıramaz. Kusur ve noksanlıkları buna mani olur. Bunun için bir vasıta gerekir. [21]
Kaynak: Beydavî, Envaru’t-Tenzil, I, 49-50. Ayrıca bkz: Şirbînî, es-Siracü’l-Münir, I, 25.
Kaynak: http://www.naksibenditarikati.com/detay.asp?icerikID=236#_ftn21

.

II – Bütün Manevi Taksimat Ondan, İnsan-ı Kamil’den Alır; Bilerek Veya Bilmeyerek Manevî Hayat Suyunu Alanlar Ondan Alırlar. Bütün Âlemlerin O Kalpten Alışı, Aslında O’ndan Alışıdır. Çünkü O Depoya O Vermiştir. “Manevî Arş”A Müridin Nasibini Ayırmış Ve Ona Bağlamıştır.
Hakk’ın tahini ile vazife verilen kimse, emirle o makama getirilmiştir.
Allah-u Teâlâ ona tasarruf vermişse, O’nun izni ile tasarruf eder. Tasarruf vermemişse Allah-u Teâlâ onda tasarruf eder, latifelerini yürütür.
Taksimat bütün kâinata “Maddî Arş’tan gelir. Manevî bütün taksimat da “Manevî Arş “tan gelir. Bu da insan-ı kâmil’dir.
O “Rahmeten lil-âlemîn” değildir amma “Rahmeten lil-âlemîn”in vekili olduğu için o nuru saçmaktadır.
Bilerek veya bilmeyerek manevî hayat suyunu alanlar ondan alırlar. Bütün âlemlerin o kalpten alışı, aslında O’ndan alışıdır. Çünkü o depoya O vermiştir. “Manevî Arş”a müridin nasibini ayırmış ve ona bağlamıştır.
Kaynak: Tasavvuf’un Aslı Hakikat Ve Marifethullah İncileri – Ömer Öngüt, Hakikat Yayıncılık, 2.Baskı, İstanbul-2001 (S.87)

.

III – Bazı Velîler Vardır Ki, Yalnız Bir Esmanın Nuru İle Suvarılır Ve O İsim Ağlatıcı İse Daima Ağlar. Güldürücü İse Daima Güler. Bazı Velîler De Vardır Ki, İki İsimle Suvarılır. Bazıları Da Daha Çok Esmanın Nuru İle.
Yine A. Debbağ Hz.leri buyurdu ki:
-Bir velîye en güçken çetin olan zaman, Esma-i Hüsna’nın nurlarıyle suvarıldığı zamandır. Çünkü onun vücudu, Esma-i Hüsna’nın tesiriyle müzdarip olur. Zira her isim diğerinin hilafını iktiza eder. Bazı velîler vardır ki, yalnız bir esmanın nuru ile suvarılır ve o isim ağlatıcı ise daima ağlar. Güldürücü ise daima güler. Bazı velîler de vardır ki, iki isimle suvarılır. Bazıları da daha çok esmanın nuru ile.
-Efendim, siz ne kadar esmanın nurlarıyle suvarıldınız? diye sordum. Buyurdu ki:
-Ben 97 Esma ile suvarıldım.
-Şu halde 99 Esma-i Hüsna!
-Çünkü 99’u 100’e tamamlayan ise Esma-i Hüsna’dan sayılmaz. Çünkü insanlar o ism-i Azîm-i Azama dayanamazlar. Bu sebeple ALLAH ismi, esaslara dahil değildir. İsm-i Azîm-i Âzam olan ALLAH ismi ile dua edilirse Cenab-ı Hak icabet eder. O isim hakkıyle istenirse, Cenab-ı Hak verir.
Yine A. Debbağ Hz.leri buyurdu ki:
-Benim suvarıldığım Esma adediyle kimse suvarılamaz. Ancak bir kişi müstesna!
-O halde, o da Gavs’tır, dedim.
-Bu esmanın nurlanyle suvarılmak iki kısımdır. Birisi ruh makamında suvarılır. Velîlerin bir kısmı bir esma ile bir kısmı daha fazla esma ile suvarılır. Ruh makamın¬da 100 Esma ile suvarılmak ancak Gavs’a mahsustur. İkinci kısım suvarılmak ise sır makamında olur. Sır makamın¬da 100 Esma ile suvarılmayı mahlûkattan kimse ikmal edemez. Ancak seyyid’ül vücud Resulullah (s.a.s.) Efendimiz suvanlmıştır.
Kaynak: Kitab-ül-ibriz, Abdülaziz Ed-Debbağ, Seha Neşriyat, İst.1997 (S.479-80)

.

IV – Hazret-i Allah’a Ait Olan İlâhi Feyiz, Hâlik’ın Deryasından Manevî Kanal Vasıtası İle Habib-i Ekrem -Sallallahu Aleyhi Ve Selleminin Deryasına Gelir. Oradan Da Zamanın Mürşidinin Deryasına Gelir
Mürşidle beraberliğin bir kısmı cismânî olduğu gibi bir kısmı da ruhanîdir. Bu şerefli kalpten, kişinin kendi kalbine akıtması da rabıta ve murakaba sayesinde mümkün olur.
Hazret-i Allah’a ait olan ilâhi feyiz, Hâlik’ın deryasından manevî kanal vasıtası ile Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-inin deryasına gelir. Oradan da zamanın mürşidinin deryasına gelir. Oradan da nasibdar olan kimseleri n kalblerin e gelir. Rabıta ile öyle bir merbudiye t husule gelir ki mürşid-i kâmildeki bütün hasletler i bir mürid üzerine geçirebiliyor. Kalbindek i muhabbet bağı ile onun boyasına giriyor. Anbe an onun gibi oluyor, ondan akseden nurlar ile nûrlanıyor.
Kaynak: Nur-i Muhammedi (s.a.v.) – Ömer Öngüt, Hakikat Yayıncılık, 10.Baskı, İstanbul-1999 (S.31)

.

V – İrşad Kutbu Âlem İçin Büyük Bir Fırsat Ve Ganimettir. Böyle Bir Kâmil Ve Mükemmelin Varlığı, Pek Ezdir. Hattâ Böyle Bir Kimse Uzun Asırlardan Ve Uzak Zamanlardan Sonra Var Olursa, Yine Âlem İçin Büyük Bir Fırsat Ve Ganimettir. Âlem Onunla Nurlanır. Bu Taifenin Bâzısı Bütün Velayet Makamlarından Deha Üstün Olan Abdiyyet (Kulluk) Makamına Seçilir.
İmam-ı Rabbânî buyurdu :
«Müntehaya varan velîlerden bir taife vardır. Fena ve beka makamlarından sonra kendilerine kuvvetli bir çekim ve cezbe veriliyor. Onlar bu cezbe ile varılması mümkün olan mertebenin nihayetine kadar giderler. Resûlâllah’ın mütâbaatı vasıtasıyle makam-ı mahsusundan (özel makam) nasib elde ederler. İşte bu kabil varış, bu efred (ferdler) taifesine mahsustur. Bu makamdan kutublara dahi nasîb yoktur. Eğer nihayetin nihayetine varan, bu suretle âleme geri gelirse, kendisine müstaid olan kimselerin terbiyesi havale edilirse, nefsi kulluk makamına erer, ruhu ise, nefissiz olarak Cenâb-ı Mukaddese doğru yol alır. İşte bu ferdî kemâlâtı derleyen kutblyyetin tekmillerini bir craya getiren bir kimsedir. Kutubdan maksadım burada irşad kutbudur, evtad kutbu değildir. Zilli makamlar aslî medâricin (dereceler) maârifi buna müyesser olur. Belki onun varlığı makamda ne zil vardır ne de asıl… Çünkü o hem zilli, hem de aslı geçmiştir. Böyle bir kâmil ve mükemmelin varlığı, pek ezdir. Hattâ böyle bir kimse uzun asırlardan ve uzak zamanlardan sonra var olursa, yine âlem için büyük bir fırsat ve ganimettir. Âlem onunla nurlanır. Bu taifenin bâzısı bütün velayet makamlarından deha üstün olan abdiyyet (kulluk) makamına seçilir. Böyle bir kimseye mahbubiyyet makamının kabiliyyeti de müsellemdir. Binâenaleyh böyle bir kimse velayetin bütün kemâlâtını câmiidir. Velâyet-i has seden, (özel velilik) makam-ı nübüvveten (peygamberlik makamından) haz ve nasibdar olmuştur…»
Kaynak: Erenler’in Kalb Gözü – Osman Akfırat, Pamuk Yay (S.389-390)

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın