I – Şeyh Ölürken, Yerine Bırakacak Muktedir Bir Müridi Yoksa Onu Cebrail (a.s.)’a Emanet Bırakır, Îleride Müridi Bu Sırra Takat Getirene Kadar Onda Emanet Kalır. Mürid Takat Getirmediği İhraz Ettiği Zaman, Evvela Onun Zulmet Derisini Soyarlar, Sonra Sırrı Cebrail (a.s.) Ona Giydirir
II – Veli Aynen Peygamberler Gibi Yaşar. Ancak Ona Vahiy Gelmez. Peygamber Emirleri Melek Vasıtasıyla Doğrudan Allah’tan Alır. Velî İse Peygamber İnin Mevcut Olan Şeriatının Mânâ Ve Hükümlerini İlham Meleklerinin Vasıtasıyla Güzelce Anlar
.
I – Şeyh Ölürken, Yerine Bırakacak Muktedir Bir Müridi Yoksa Onu Cebrail (a.s.)’a Emanet Bırakır, Îleride Müridi Bu Sırra Takat Getirene Kadar Onda Emanet Kalır. Mürid Takat Getirmediği İhraz Ettiği Zaman, Evvela Onun Zulmet Derisini Soyarlar, Sonra Sırrı Cebrail (a.s.) Ona Giydirir
Yine buyurdu ki:
– Bir şeyhin vücudunda fetih nuru olur ve şeyh müridini fetih nurunu taşımağa muktedir buldu mu, şeyh vefat edince fetih nuru o müridine intikal eder. Fakat, o şeyh ölürken, yerine bırakacak muktedir bir müridi yoksa sun Cebrail (a.s.)’a emanet bırakır, îleride müridi bu sırra takat getirene kadar onda emanet kalır. Mürid takat getirmediği ihraz ettiği zaman, evvela onun zulmet derisini soyarlar, sonra sırrı Cebrail (a.s.) ona giydirir. Cebrail (a.s.) fetih nasib olacak kimseyi daha 3 gün evvelden hazırlar. Resulullah Efendimizin sevgisini ona ünsiyet verir. Fethin vasfından olan esrara tahammülü için ona yollarını açar. Cebrail (a.s.)ın ona gelip gitmesiyle onda bir ürkeklik ve vahşet olmaz. O melekleri görür de ürker diyenleri red eden fukaha, Seyyid İmran İbni Hüzai Hz.lerinin başına geleni zikrederler: (Eshabı kiramdan İmran îbni Hüseyn-il Huzai (r.a.) melekleri görür. Melekler gelir ona selam verirlerdi. Bir gün îmran(r.a.) vücudunun bir yerine key yaptı. O zaman melekler gelmediler.) Şeyh Şarani rahimellah da Minen-i Kübra’sında Cenab-ı Hakk’ın Cebrail (a.s.)ı gösterdiği kullarından bahsetmiştir. Halk, böyle mahiyetini anlamadıktan şeylerde sussalar daha iyi olur.Diğer ümmetlerde de bunlar geçmiştir. Sahibi Buhari ve sair kitaplarda Benî İsrail haberlerine bakınız. Oralarda da böyle melekleri görenler, meleklerle konuşanlar çok vardır. O halde nerede kaldı ki, ümmeti Muhammed’e olmasın!
Şimdi bu bahisler bittikten sonra diğer baki nuranî emirleri zikretmek anı geldi. Bunlara geçeceğiz, inşallah.
Kaynak: Kitab-ül-ibriz, Abdülaziz Ed-Debbağ, Seha Neşriyat, İst. (S.575-576)
.
II – Veli Aynen Peygamberler Gibi Yaşar. Ancak Ona Vahiy Gelmez. Peygamber Emirleri Melek Vasıtasıyla Doğrudan Allah’tan Alır. Velî İse Peygamber İnin Mevcut Olan Şeriatının Mânâ Ve Hükümlerini İlham Meleklerinin Vasıtasıyla Güzelce Anlar
Sofiye diye tarif olunan makam merdiyyenin tekamülünden ibarettir. Bu makamda nefs tamamen saflaştırılmıştır. Bu nefsin sahibi olan veli ile Nebi arasındaki fark şudur. Veli aynen peygamber ler gibi yaşar. Ancak ona vahiy gelmez. Kendisiyle tabiî olduğu peygamber arasındaki fark, peygamberlik makamıdır. Aslında peygamber emirleri melek vasıtasıyla doğrudan Allah’tan alır. Velî ise peygamberinin mevcut olan şeriatının mânâ ve hükümlerini ilham melekleri nin vasıtasıyla güzelce anlar. Yani Kur’an ve Hadisin mânâsını işaretlerini ilhamla bilir. Bu ilhama mecazen «vahiy» denilmiştir. Bir de peygamber vahiy getiren Cibril’i görür ve tanır. Velî ise Cibril’i görmekten mahrum olduğu gibi yardımcılarını da göremez. Fakat Cibril’in yardımcılarından ilham alır ve seslerini işitir. Bu sayede şeytan onun sevdikler ine bile musallat olamaz.. Velî, Arif-i Billah olduktan sonra ona bir ruh daha üfürülür. Meselâ Hz. Ömer (R.A.) sesini. Medine’den. Nihavent’e bu ruh ile ulaştırmıştır. Yine Akşemseddin de Eyyüb-el Ensârî (R.A.)’ün türbesini yine bu ruh ile bulmuştur (tespit etmiştir.) Yusuf (A.a.t da Peygamber olmadan evvel, ruhun kuvveti ile Züleyha’dan kapıya kaçtı ve günah işleyemedi. Hattâ Yusuf (AS.) da bu ruhla Züleyha’yı müslüman etti ve Firavunun karısı da aynı ruhla kendini Firavun’dan korudû. Nitekim Hasgil yüz sene dağa çekilip bu ruhla insanları irşad etti.
Kaynak: Seyyid Abdülhakim El Hüseyni ve Nakşibendi Tarikatı, Menzil Kitabevi, Adalet Matbaası, Ankara 1996 (S.241)