I – Kendisine İrşad, Hidayet, İman Ve Marifet Gelen Herkes, Elde Edeceğini Ancak Onun Yolu İle Elde Eder, Ondan İstifadesini Yapar, Herkes Ondan Feyz Alır. Arada O Olmadan, Onun Tavassutu Olmadan Kimse Bu Nimete Kavuşamaz, Böyle Bir Devlet Kimseye Müyesser Olmaz
II – Küçük Su Kendi Hali İle Akıpda Denize Karışamaz. Bir Büyük Suya Karıştığı Gibi, Şüphesiz Denize Ulaşır. Çünkü Küçük Suyu Kum Çeker, Güneş Hararetinden Kurur, Bir İşe Çevirirler, Alâ Meratibin. Bunlar Birer Teşbihtir, Kıyastır Benim Sultanım. “Yarabbi! Ceddimizi Nura Garkettiğin Gibi Bizi De Nimetine, Nuruna Ulaştır!.
III – Şeyh Bir Çeşme Gibidir. Engin Denizinden, Râbıtasını Yapan Müridin Kalbine Feyiz Aktarır. Râbıta Yapan Müritte, Şeyhin Ruhaniyeti Tasarrufa Başlar. Üzerine İlahi Kemâlâtı Ve Rabbani Tecelliler Feyzini Yağdırır. Böylece Onu Yüksek Makamlara Ulaştırır. Feyiz Veren Şeyh, İster Ölü, İster Diri Olsun, İster Yaptığını Anlasın, İster Anlamasın Fark Etmez.
IV – Hakiki Şeyh, Müritle Rabbı Arasında Vasıtadır. Ondan Yüz Çevirmek Allah’tan Yüz Çevirmektir.
V – İmam Rabbani: Talib Olanların, Arada Vasıta Olmadan (Allah’a) Kavuşmaları Çok Güçtür. Cezbe Ve Sulük Nimetlerine Kavuşmuş Olan Fena Ve Beka İle Şereflenmiş Olan (Seyri İlallah, Seyri Fillah, Seyri Anillahi Billah, Seyri Fil Eşyai Billah Yollarını Geçmiş Olan) Bir Vasıtanın Yardımı Lazımdır
VI – İnsan Kâmil, Mükemmel, Arif Ve Bilgili Bir Şeyhe Bağlanarak Tarikata Girmeli Ona Uyarak Yol Almalı, Marifet Ve Muhabbeti Elde Ederek İlahî Hakikatlere Kavuşmaya Çalışmalıdır
.
I – Kendisine İrşad, Hidayet, İman Ve Marifet Gelen Herkes, Elde Edeceğini Ancak Onun Yolu İle Elde Eder, Ondan İstifadesini Yapar, Herkes Ondan Feyz Alır. Arada O Olmadan, Onun Tavassutu Olmadan Kimse Bu Nimete Kavuşamaz, Böyle Bir Devlet Kimseye Müyesser Olmaz
İmâm-ı Rabbani -kuddise sırruh-
Nitekim Imâm-ı Rabbânî -kuddise sırruh- Hazretler i 260. mektubunda zamanın mürşid-i kâmili olan zâttan bahsederk en şöyle buyurmuştur:
“Kutb-u irşad, ferdî kemâlâtı dahi üzerinde topladığı için pek değerli bir şahıstır. Nice uzun asırlardan ve çok uzun zamanlar geçtikten sonra böyle bir cevher dünyaya gelir. Kararmış olan âlem onun zuhur nuru ile aydınlanır. Onun hidayet ve irşad nurları bütün âleme yayılır.
Tâ arşın çevresinden yerin zeminine kadar; kendisine irşad, hidayet, iman ve marifet gelen herkes, elde edeceğini ancak onun yolu ile elde eder, ondan istifades ini yapar, herkes ondan feyz alır. Arada o olmadan, onun tavassutu olmadan kimse bu nimete kavuşamaz, böyle bir devlet kimseye müyesser olmaz. Onun hidayetin in nurları bahr-ı muhid gibi bütün âlemi sarmıştır. O derya donup kalmış buz denizi gibidir, hiç dalgalanm az.
O zâtı tanıyan ve ona karşı ihlâs sahibi olan bir talip, onu düşünür ona teveccüh ederse; veya o zât bir talibi sever, ona teveccüh eder, onun terakki etmesini isterse, o kimsenin kalbine bir pencere açılır. Sevgisi, teveccühü ve ihlâsı nisbetind e anlatılan bu yol ile o deryadan feyz alır.
Bir kimse Allah-u Teâlâ’nın zikrine müteveccih olur da; inkâr ettiği için değil de o zâtı tanımadığı için bu zâta hiç teveccüh etmezse, yine ondan feyz alır. Fakat birinci anlatılanın istifadesi, bu ikinci anlatılanın istifades inden daha fazla olur.
Kaynak: Nur-i Muhammedi (s.a.v.) – Ömer Öngüt, Hakikat Yayıncılık, 10.Baskı, İstanbul-1999 (S.152-153)
.
II – Küçük Su Kendi Hali İle Akıpda Denize Karışamaz. Bir Büyük Suya Karıştığı Gibi, Şüphesiz Denize Ulaşır. Çünkü Küçük Suyu Kum Çeker, Güneş Hararetinden Kurur, Bir İşe Çevirirler, Alâ Meratibin. Bunlar Birer Teşbihtir, Kıyastır Benim Sultanım. “Yarabbi! Ceddimizi Nura Garkettiğin Gibi Bizi De Nimetine, Nuruna Ulaştır!.
-İnsanlarda aklı cüz var, aklı kül var, aklı nur var. İnsanlarda iradeyi cüz var, iradeyi kül var var, iradeyi nur var. İnsanlarda ruhu revani var, ruhu sultani var, ruhu nurani var. Bunların hepsi insanlarda mevcut. Bunların hepsinin zahirde bir ismi var. Maneviyatta da o isme göre o vücutta bir hali mevcut. İnsanlar ismini tebdil ettikçe, bu sefer hali de tebdil olur. İradeyi cüz bizim elimizdeki aletimiz. İradeyi cüz üç yaşındaki bir çocuk gibidir. Hükmü iradeyi kül’e geçince olur otuz üç yaşında bir genç, benim sultanım. Bu kemal ne ile olur? Buyururlar :
“Kulluğa bel bağlarısan
Şâm ü seher ağlarısan
Sular gibi çağlırsan
Tez bulunur umman sana”
Küçük su kendi hali ile akıp da denize karışamaz. Bir büyük suya karıştığı gibi, şüphesiz denize ulaşır. Çünkü küçük suyu kum çeker, güneş hararetinden kurur, bir işe çevirirler, alâ meratibin. Bunlar birer teşbihtir, kıyastır benim sultanım. “Yarabbi! Ceddimizi nura garkettiğin gibi bizi de nimetine, nuruna ulaştır!. Amin…”
Kaynak: Dede Paşa Hazretleri (Kaddesellâhü Sırrahu’l Azîz) http://www.kademvakfi.org/ContentDetail/300/71/dede_pasa_hazretleri_kaddesell%C3%A2hu_sirrahu%E2%80%99l_az%C3%AEz.html
.
III – Şeyh Bir Çeşme Gibidir. Engin Denizinden, Râbıtasını Yapan Müridin Kalbine Feyiz Aktarır. Râbıta Yapan Müritte, Şeyhin Ruhaniyeti Tasarrufa Başlar. Üzerine İlahi Kemâlâtı Ve Rabbani Tecelliler Feyzini Yağdırır. Böylece Onu Yüksek Makamlara Ulaştırır. Feyiz Veren Şeyh, İster Ölü, İster Diri Olsun, İster Yaptığını Anlasın, İster Anlamasın Fark Etmez.
Tarikata göre şeyh bir çeşme gibidir. Engin denizinden, râbıtasını yapan müridin kalbine feyiz aktarır. Râbıta yapan müritte, şeyhin ruhaniyeti tasarrufa başlar. Üzerine ilahi kemâlâtı ve rabbani tecelliler feyzini yağdırır. Böylece onu yüksek makamlara ulaştırır. Feyiz veren şeyh, ister ölü, ister diri olsun, ister yaptığını anlasın, ister anlamasın fark etmez. Hakiki şeyh, müritle Rabbı arasında vasıtadır. Ondan yüz çevirmek Allah’tan yüz çevirmektir. Râbıta edilen mürşid-i kâmil, fenafillah makamına ulaştıktan sonra, bekâbillah makamı da kendisi için hasıl olmalıdır. Fena fillah, onun beşeri vasıflardan ve aşağı arzulardan sıyrılıp ilahi vasıflarla donanmasıdır. Beka billah da kendi sıfatlarının yerine Allah’ın sıfatlarının geçmesidir. Yani Allah ile bütünleşmesidir. Durum böyle olunca, mürit inanır ki, şeyhini nerede düşünse, ruhaniyeti orada hazır olur. Yine inanır ki, şeyhin ruhani tasarrufları Hak Teâlâ’nın tasarruflarıdır. Madem şeyhten yüz çevirmek Allah’tan yüz çevirmektir öyleyse mürit şeyhin sevgisini daima içinde beslemeli, her durumda ona bağlılığını korumalıdır. Bütün vakitlerde râbıtaya devam etmeli, hiçbir şekilde ondan ayrılmamalıdır.
Kaynak: http://www.suleymaniyevakfi.org/yeni/elestiriler/altinoluka-cevap.html
.
IV – Hakiki Şeyh, Müritle Rabbı Arasında Vasıtadır. Ondan Yüz Çevirmek Allah’tan Yüz Çevirmektir.
Hakiki Şeyh, müritle Allah arasında vasıtadır. Ondan yüz çevirmek Allah’tan yüz çevirmektir
Kaynak: Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 244.
Kaynak: http://www.suleymaniyevakfi.org/tarikat-tasavvuf/seyhler-yalan-mi-soyluyor.html?replytocom=2692
.
V – İmam Rabbani: Talib Olanların, Arada Vasıta Olmadan (Allah’a) Kavuşmaları Çok Güçtür. Cezbe Ve Sulük Nimetlerine Kavuşmuş Olan Fena Ve Beka İle Şereflenmiş Olan (Seyri İlallah, Seyri Fillah, Seyri Anillahi Billah, Seyri Fil Eşyai Billah Yollarını Geçmiş Olan) Bir Vasıtanın Yardımı Lazımdır
Sûrâ sûresi onüçüncü âyetinde meâlen, ”Allahü teâlâ, diledigini seçerek kendine kavuşturur” buyuruldu. Talib olanların, arada vasıta olmadan (Allah’a) kavuşmaları çok güçtür. Cezbe ve sulük nimetlerine kavuşmuş olan fena ve beka ile şereflenmiş olan (seyri ilallah, seyri fillah, seyri anillahi billah, seyri fil eşyai billah yollarını geçmiş olan) bir vasıtanın yardımı lazımdır. Bunun cezbesi, sülûkünden önce olmus ise ve murâdlardan olarak yetisdirilmis ise, bulunmaz bir ni’metdir. Onun sözleri, ölmüs kalbleri diriltmek için devâdır. Bakısları sifâdır. Tas kesilmis kalbler, onun muhabbetine kavusmakla yumusak olur. Böyle devletli bir rehber ele geçmezse, meczûb olan sâlik de, büyük bir ni’metdir. Bu da tâlibleri yetisdirebilir. Onun yardımı ile, Fenâ ve Bekâ ni’metine kavusurlar. Fârisî beyt tercemesi: Gökler, Arsa bakılırsa asagıdır. Yoksa, topraga göre, çok yüksekdirler.
Allah’ın lutfuyla olgun ve oldurabilen bir zat ele geçerse onun şerefli vücudunun kıymeti bilinmelidir. Kendini ona tam teslim etmelidir. Kendi saadetini onun rızasına kavuşmakta aramalıdır. Onun razı olmadığı şeyleri kendi için felaket bilmelidir. Kısaca, bütün istekleri onun rızasına kavuşmak olmalıdır…
Kaynak: İmam Rabbani: Mektubat, 292.mektup, Sayfa: 462
Kaynak: http://bumudin.blogspot.com.tr/2017/11/imam-rabbani.html
.
VI – İnsan Kâmil, Mükemmel, Arif Ve Bilgili Bir Şeyhe Bağlanarak Tarikata Girmeli Ona Uyarak Yol Almalı, Marifet Ve Muhabbeti Elde Ederek İlahî Hakikatlere Kavuşmaya Çalışmalıdır
Cenab-ı Hakk’tan (c.c) başkasına yönelen ve gafletle zikreden kişinin imam kuru taklitte kalır, muhabbet ve marifet’i elde edemez. Bundan dolayı insan kâmil, mükemmel, arif ve bilgili bir şeyhe bağlanarak tarikata girmeli ona uyarak yol almalı, marifet ve muhabbeti elde ederek ilahî hakikatlere kavuşmaya çalışmalıdır.
Kaynak: Adab-ı Fethullah – Şeyh Fethullahi Verkanisi – Menzil Yayınevi, Adıyaman, 1997