Gavs, Darda ve Sıkışık Durumda “Kendisine Sığınılan” Demektir. Nücebâ Makamındakiler, Hakk’tan Gayrısına Bakmayan, Yaratıkların Yüklerini Taşıyıp Sıkıntılarını Gidermeye Çalışan, İbadet Ve Tâata Düşkün, Her Şeylerini Hakka Vermekten Zevk Duyan Zatlardır

I – Kutub: Bütün Kemâliyeti Şahsında Toplamış, Gavsul-Âzâm Bir Zattır. Her Devirde Bir Tanedir. Nücebâ: Hakk’tan Gayrısına Bakmayan, Yaratıkların Yüklerini Taşıyıp Sıkıntılarını Gidermeye Çalışan, İbadet Ve Tâata Düşkün, Cömert, Sabırlı, Haya Sahibi, Her Şeylerini Hakka Vermekten Zevk Duyan Zatlardır.

II – Gavs: Sığınma, İlticâ Etme Demektir. Tasavvufta; Kendisine Sığınıldığı Zaman Kutba “Gavs” Denir (kâşânî, ta’rîfât). Sûfîler Darda Ve Sıkışık Durumda Kaldıkları Zaman: “Yetiş Yâ Gavs!”, “Meded Yâ Gavs!”, “İmdâd Yâ Pîr!” Diye Feryad Eder Ve Kutbun Mânevî Himâyesine İlticâ Ederler.

.

I – Kutub: Bütün Kemâliyeti Şahsında Toplamış, Gavsul-Âzâm Bir Zattır. Her Devirde Bir Tanedir. Nücebâ: Hakk’tan Gayrısına Bakmayan, Yaratıkların Yüklerini Taşıyıp Sıkıntılarını Gidermeye Çalışan, İbadet Ve Tâata Düşkün, Cömert, Sabırlı, Haya Sahibi, Her Şeylerini Hakka Vermekten Zevk Duyan Zatlardır.
Her Bir Veli Sınıfının Özelliği:
Kutub: Bütün kemâliyeti şahsında toplamış, Gavsul-âzâm bir zattır. Her devirde bir tanedir.
Nücebâ: Hakk’tan gayrısına bakmayan, yaratıkların yüklerini taşıyıp sıkıntılarını gidermeye çalışan, ibadet ve tâata düşkün, cömert, sabırlı, haya sahibi, her şeylerini Hakka vermekten zevk duyan zatlardır.
Ebdâl: Kuruntu ve hayalden uzak, itidal ve istikamet üzere olan, az uyuyup erkenden ibadet için kalkan, kemâl ve fazilet ehli zatlardır.
Aynı bunun gibi; ikinci bir hâtem olan Hâtem-i veli’nin gönderileceğini veli kullarına bildirmiştir. Allah-u Teâlâ’nın sevdiği, seçtiği birçok veli kullan, Hâtem-i veli’nin âhir son zamanda gönderileceğini Allah-u Teâlâ kendilerine bildirdiği için biliyorlar ve bildiriyorlardı.
Böyle bir kimsenin geleceği halk için meçhul, fakat onlar için açıktı. Eserlerinde bu noktaya parmak basıp izahla bir şekilde ayrı ayrı anlatıyorlardı.
Nitekim Hâtem-i veli’nin geleceği mevzusuna bin küsur sene önce yaşamış olan Hakîm-i Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri çok eğilmiş, birçok vasıflarını olduğu gibi bir bir sıralamış, hatta sırf bu mevzuda “Hatm’ül-evliya” isminde bir kitap yazmıştır. İlk ifşaatta bulunan da odur. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de alâmetleri ile l beraber Hazret-i Mehdi’nin geleceğini bildirmiş, onun hakkında birçok Hadis-i şerifler beyan etmiştir.
Nitekim Naim bin Hammad’ın Ka’b’dan rivayet ettiği Hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Mehdi’nin çıkış alâmetlerinden bir tanesi de batıdan, başlarında Kinde kabilesi’nden ayağı sakat bir adamın bulunduğu bayraklıların çıkmasıdır.” (İmâm-ı Suyûtî, Kitab’ü-1 Arfil Verdi Fî Ahbâr’il Mehdi, sh: 99. Kitabın 7. bölümündeki 14. Hadis-i şeriftir.)
Kaynak: Tasavvuf’un Aslı Hakikat Ve Marifethullah İncileri – Ömer Öngüt, Hakikat Yayıncılık, 2.Baskı, İstanbul-2001 (S.124-124)

.

II – Gavs: Sığınma, İlticâ Etme Demektir. Tasavvufta; Kendisine Sığınıldığı Zaman Kutba “Gavs” Denir (kâşânî, ta’rîfât). Sûfîler Darda Ve Sıkışık Durumda Kaldıkları Zaman: “Yetiş Yâ Gavs!”, “Meded Yâ Gavs!”, “İmdâd Yâ Pîr!” Diye Feryad Eder Ve Kutbun Mânevî Himâyesine İlticâ Ederler.
Gavs: Sığınma, ilticâ etme demektir. Tasavvufta; kendisine sığınıldığı zaman kutba “gavs” denir (Kâşânî, Ta’rîfât). Sûfîler darda ve sıkışık durumda kaldıkları zaman: “Yetiş yâ Gavs!”, “Meded yâ Gavs!”, “İmdâd yâ pîr!” diye feryad eder ve kutbun mânevî himâyesine ilticâ ederler. “Gavs-ı a’zam”: En ulu gavs, buna “kutb-ı ekber” de denir. Hz. Peygamber’in bâtınından ibârettir. Velîliğin en yüce mertebesi budur. Abdülkadir Geylânî’ye özellikle Gavs-ı a’zam denir.
Kaynak: Süleyman Uludağ / Tasavvuf Terimleri Sözlüğü’(s. 201)

.

(Ayet) Bana Söyler Misiniz? Allah Bana Bir Zarar Vermek İsterse, Allah’ı Bırakıp Da Taptıklarınız, O’nun Verdiği Zararı Giderebilir Mi? Yahut Allah, Bana Bir Rahmet Dilerse, Onlar O’nun Bu Rahmetini Önleyebilirler Mi
ZUMER Suresi 38. Ayet:
Diyanet Vakfi: Andolsun ki onlara: Gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan, elbette «Allah’tır» derler. De ki: Öyleyse bana söyler misiniz? Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, O’nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah, bana bir rahmet dilerse, onlar O’nun bu rahmetini önleyebilirler mi? De ki: Bana Allah yeter. Tevekkül edenler, ancak O’na güvenip dayanırlar.

(Ayet) Denizde size bir sıkıntı değdiği zaman Ondan (Allahdan) başka (bütün) tapdığınız kişiler gaaib olur (gider. Yalınız Allahdan yardım istersiniz). Fakat O, sizi kurtarıb karaya çıkarınca yine yüz çevirirsiniz. İnsan çok nankördür
İsrâ Suresi 67. Ayet
Denizde size bir sıkıntı değdiği zaman Ondan (Allahdan) başka (bütün) tapdığınız kişiler gaaib olur (gider. Yalınız Allahdan yardım istersiniz). Fakat O, sizi kurtarıb karaya çıkarınca yine yüz çevirirsiniz. İnsan çok nankördür