Onun Geleceği Zaten Peygamberler Tarafından da Müjdelenmiş, Hatta Allah’u Teala, Hz Sülayman’a Şöyle Bildirmiştir: Ya Süleyman, Hiç Üzülme, Abdülkâdîr Geylânî (k.s.) İsmiyle Anılan Öyle Bir Elçi Göndereceğimki Senin Yarım Bıraktığın Görevini Tamamlayacak

I – Ya Süleyman (A.s.)!.. Hiç Üzülme! Âhir Zaman Peygamberi Muhammed Mustafa (S.a.v.)’in Temiz Soyundan, Öyle Secaatli Bir Velî Gelecektir Ki: Abdülkâdîr Geylânî (k.s.) ismiyle Anılan O Velî, Bütün Cin Ve Şeytan Taifesini Hükmü Altına Alacaktır. Onları İlâhî Esrarı İle Hak (c.c.)’nün İzni İle Hapis Edecektir

II – Hazreti Gavsu’l Azam Bir Gün Yüksek Bir Yerde Cemaatle Beraberken Buhara Tarafına Yöneldi Ve Seçkin Olanın Kokusunu Koklayıp Buyurdu Ki; ‘Vefatımdan 157 Sene Sonra Bahaeddin Muhammed Nakşibendî İsminde Muhammedi Meşrepte, Kalenderi Bir Zat Dünyaya Gelecek Ve Velayetimin Özellikleriyle Kemal Bulacak” Hazreti Gavsu’l Azam’ın Dediği Gibi De Oldu

III – Gavsü’l-âzâm’a Verilen Mâşukiyet Makamı İle İlgili Olarak Hızır (a.s.) Şöyle Buyuruyor: “Abdülkâdir Geylâni (k.s.) Asrımızın Doğu Ve Batıda Tek Ulu Şeyhidir. O Gavsü’l-Azâm Doğru Bir İmamdır. Bilenlerin Bilgi Belgesidir. Maşukîyet Makamında Bu Gök Kubbe Altında Gavsü’l-Âzam Ayarında Hiçbir Velî Yoktur

IV – Peygamber Efendimiz Mevlânâ’ya Çok İltifât Ettiler Ve Hazret-i Ebû Bekr’e Dönerek; “Yâ Ebâ Bekr! Ben Mevlânâ Celâleddîn İle Diğer Peygamberlerin Arasında Öğünürüm. Çünkü Onun Öğrendiği İlim, İşlediği Amelin Feyz Ve Nûru İle Ümmetimin Gözleri Aydın Olur. O Benim Oğlumdur

.

I – Ya Süleyman (A.s.)!.. Hiç Üzülme! Âhir Zaman Peygamberi Muhammed Mustafa (S.a.v.)’in Temiz Soyundan, Öyle Secaatli Bir Velî Gelecektir Ki: Abdülkâdîr Geylânî (k.s.) ismiyle Anılan O Velî, Bütün Cin Ve Şeytan Taifesini Hükmü Altına Alacaktır. Onları İlâhî Esrarı İle Hak (c.c.)’nün İzni İle Hapis Edecektir
Büyük peygamberlerden Süleyman (a.s.) bir gün kendisin¬den sonra, Şeytanın ve Çin’lerin mahlûkata musallat olacak¬larını düşünerek, bundan elem duyarmış.
Bu üzüntü ve endişe içinde iken, hatiften kendilerine şu nida vâki olmuş:
— «Ya Süleyman (a.s.) !.. Hiç üzülme! Âhir zaman pey¬gamberi Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in temiz soyundan, öyle secaatli bir velî gelecektir ki: Abdülkâdîr Geylânî (k.s.) ismiyle anılan o velî, bütün Cin ve Şeytan taifesini hükmü altına alacaktır. Onları ilâhî esrarı ile HAK (c.c.)’nün izni ile hapis edecektir.»
Bu hâtîfi (gizli) nida ve sesleniş üzerine, Süleyman (a.s.)’ın kederi sevince dönüşmüş, ferahlayan Süleyman (a.s.) âlemlerin eşsiz Melîki, Sultanı, Hâlik-ı kâinat’a sonsuz şükür¬lerde bulunmuştur.
Bundan, şu ilâhî sır meydana çıkmaktadır ki: Es-seyyid Eş-şeyh Abdülkâdîr Geylânî Hazretleri, insü cinnin (insanların ve cinlerin) hâkimidir.
Hattâ melâike-i kiram dâhi, onun itaat halkasmdadır.
Yüce velî Gavsü’l-âzâm’a, halifelerine binlerce selâm-ü salât ve rahmet olsun.
Kaynak: Gayb’ın Dili Abdülkadir Geylani’nin Menkıbeleri… – Muhammed Sadık Ul Sadi, Kitsan, İst. 1996, Tercüme: Seyyid Hüseyin Fevzi Paşa (S.122)

.

II – Hazreti Gavsu’l Azam Bir Gün Yüksek Bir Yerde Cemaatle Beraberken Buhara Tarafına Yöneldi Ve Seçkin Olanın Kokusunu Koklayıp Buyurdu Ki; ‘Vefatımdan 157 Sene Sonra Bahaeddin Muhammed Nakşibendî İsminde Muhammedi Meşrepte, Kalenderi Bir Zat Dünyaya Gelecek Ve Velayetimin Özellikleriyle Kemal Bulacak” Hazreti Gavsu’l Azam’ın Dediği Gibi De Oldu
Bu menkıbe, Hazreti Şahı Nakşıbendi (Kuddise Sirruhu)’nin hazreti Gavsu’l Azam Seyyid Abdulkadir Geylani (Kuddise Sirruhu)’tan faydalanmaları ve Hazreti Şaha, niçin “Şahı Nakşibendi’ denildiği hakkındadır.
Şeyh Arifibillâh Abdullah Belhî, “Havariu’l Ahbab fî Marifetil Aktab” adlı kitabın 25. babında;”Kutbu-l ibad, Gavsul bilad, havace behau-l halki ve-l hakikati veddin Muhammed b. Muhammed Nakşibendî (Kuddise Sirruhu)” bahsinde anlatıyor:
Havaceği Sermest (Kuddise Sı’rruhu) ağzından işittim ki; Buhara’da oturan kâmil şeyhlerden işittiğini şöyle anlatmıştır:
Hazreti Gavsu’l Azam bir gün yüksek bir yerde cemaatle beraberken Buhara tarafına yöneldi ve seçkin olanın kokusunu koklayıp buyurdu ki; ‘Vefatımdan 157 sene sonra Bahaeddin Muhammed Nakşibendî isminde Muhammedi meşrepte, kalenderi bir zat dünyaya gelecek ve velayetimin özellikleriyle kemal bulacak” Hazreti Gavsu’l Azam’ın dediği gibi de oldu. Anlatılır ki; Hazreti Şahı Nakşibendî (Kuddıse Sirruhu), Şeyh Seyyid Emir Külal (Kuddıse Sirruhu)’a bağlanınca, Seyyid emir Külal, kendisine Allah (Celle Celalühü)’ın zikriyle meşgul olmasını emretti. Ancak, şahı Nakşibendî (Kuddise Sırruhu), kalbinde ismi azamın nakşı bir türlü mümkün olmadı. Bu yüzden şahı Nakşibendî’de tam bir kabz (derin bir darlık) meydana geldi. Kırlara çıktı. Hızır (Aleyhisselam)’ın ona doğru geldiğini gördü. Ona yönelip selam verdi.
Hızır (Aleyhisselam), ona;
-“Ey Bahauddin sana Gavsu’l Azam’a yönelmeni tembihlerim. Onun bereketiyle hemen feyiz bulursun.
Şahı Nakşibendî (Kuddise Sirruhu), o gece rüyasında insanların ve cinlerin Gavsı Abdulkadir Geylani (Kuddise Sirruhu)’yi görür. Hazreti Gavsu’l Azam eliyle şahı Nakşibendî (Kuddise Sirruhu)’nin göğsüne işaret ederek, sırrıyla onun batınına ismi Azam’ı nakşeder. Zira beş parmak, Allah (Celle Celalühü)’ın ismi Azam’ının yazılışına benzer. Ve Hazreti Şah, kalbinde Allah (Celle Celalühü)’ın isminin yazıldığını görür. Şahı Nakşibendi (Kuddise Sirruhu)’nin diyarında bu olay meşhur olunca kendisine bu husus sual edildi. Hazreti Şah şöyle dedi;
Bu, Gavsı Azam’ın bana ihsanda bulunduğu gecedeki feyizlerden ve yardımlardan biridir. O geceden sonra önceki halime nispeten halimde fazlalık gördüm. Şahı Nakşibendî (Kuddise Sirruhu)’nn bu isimle meşhur olması Hazreti Gavsu’l Azam’ın ismi Azam’ı onun kalbine nakşetmesinden dolayıdır.
Bu nakış, Hazreti Şahın hizbine (özel dua) devam eden isteklilerin de kalplerine yazılır. Şahı Nakşibendi (Kuddise Sirruhu)’den, Hazreti Gavsu’l Azam’ın; “Ayaklarım bütün evliyaların omuzları üzerindedir sözü hakkında ne dersiniz?” diye sordular. Şahı Nakşibendî (Kuddise Sirruhu), cevaben şöyle dedi: “Hazreti Gavsu’l Azam’ın ayakları benim gözüm ve basiretim üzerine olsun”.
Şahı Nakşibendi (Kuddise Sirruhu), Hazreti Gavsu’l Azam hakkında şu şiiri söylemiştir:
İki alemin padişahı Şah Abdulkadir’dir.
Ademoğlunun serveri şah Abdulkadir’dir.
Güneş, ay, arş kürsi, kalem, kalplerin
Nuru hep şah Abdulkadir’dir.
Kaynak: http://www.abdulkadirgeylanidernegi.net/?Syf=26&Syz=338867

.

III – Gavsü’l-âzâm’a Verilen Mâşukiyet Makamı İle İlgili Olarak Hızır (a.s.) Şöyle Buyuruyor: “Abdülkâdir Geylâni (k.s.) Asrımızın Doğu Ve Batıda Tek Ulu Şeyhidir. O Gavsü’l-Azâm Doğru Bir İmamdır. Bilenlerin Bilgi Belgesidir. Maşukîyet Makamında Bu Gök Kubbe Altında Gavsü’l-Âzam Ayarında Hiçbir Velî Yoktur
«Menâkibi Tâcü’l-Evliya ve Bürhanü’l-Esfiyâ» adlı menâki-bin, önemli ve çok üstün bir kıssası da, Hızır (a.s.)’m Gavsü’l-âzâm (k.s.)’u meth eden beyânıdır.
Bu menkıbe, Hızır (a.s.) ile buluşup, onunla konuşmuş olan Eş-şeyh Ebu Müdeyyinü’l-Müsebbi (r.a.) tarafından nakil buyurulmuştur.
Öyle anlaşılmaktadır ki:
Şeyh, âbı hayatı su sanmayan, ariflerin büyüklerindendir. Menâkibü’l-Evliyâ’nm yirmidördüncü sayfasında şöyle denili¬yor:
Yirminci Menkıbede Hızır (a.s.)’ın Gavsü’l-âzâm’ı methü senasını dile getirmektedir.
Eş-Şeyh Ebû Müdeyyin, Menkıbe! Şerifi şöyle anlatıyor: Hızır (a.s.) haklı olarak buyurmuştur ki:
( — «Maşukîyet makamında bu gök kubbe altında Gavsü’l-âzam ayarında hiçbir velî yoktur.»
Burada birşey daha teyid’en anlaşılmaktadır ki;
Gavsü’l-âzâm’ın makam ve mertebesi maşukiyet makamı¬dır. Zaten başka bir menkıbede, Allah’ü Zü’l-Celâl’in Abdülkâdîr Geylânî (k.s.)’u mahbub (sevilen), kendisini muhip (seven) görmesi, bu sırrı dile getirmektedir.
Gavsü’l-âzâm’a verilen mâşukiyet makamı ile ilgili olarak Hızır (a.s.) şöyle buyuruyor:
— «Abdülkâdir Geylânf (k.s.) asrımızın doğu ve batıda tek ulu şeyhidir. O Gavsü’l-âzâm doğru bir imamdır. Bi-lenlerin bilgi belgesidir.»
Kaynak: Gayb’ın Dili Abdülkadir Geylani’nin Menkıbeleri… – Muhammed Sadık Ul Sadi, Kitsan, İst. 1996, Tercüme: Seyyid Hüseyin Fevzi Paşa (S.123-124)

.

IV – Peygamber Efendimiz Mevlânâ’ya Çok İltifât Ettiler Ve Hazret-i Ebû Bekr’e Dönerek; “Yâ Ebâ Bekr! Ben Mevlânâ Celâleddîn İle Diğer Peygamberlerin Arasında Öğünürüm. Çünkü Onun Öğrendiği İlim, İşlediği Amelin Feyz Ve Nûru İle Ümmetimin Gözleri Aydın Olur. O Benim Oğlumdur
Mevlânâ zamanında Konya’da yaşayan Sadreddin-i Konevî bir gün şöyle bir rüya görür: “Rüyâmda Fahr-i Kâinât Efendimiz’i gördüm. Yanlarında Eshâb-ı kirâm ile medreseyi teşrîf etmişlerdi. Sofanın ortasına oturdular. Bu sırada Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî de oraya gelip uygun bir yere oturdu. Peygamber Efendimiz Mevlânâ’ya çok iltifât ettiler ve Hazret-i Ebû Bekr’e dönerek; “Yâ Ebâ Bekr! Ben Mevlânâ Celâleddîn ile diğer peygamberlerin arasında öğünürüm. Çünkü onun öğrendiği ilim, işlediği amelin feyz ve nûru ile ümmetimin gözleri aydın olur. O benim oğlumdur.” buyurdular. [9]
[9] İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.8, s.147,Türkiye Gazetesi Yayınları, İstanbul
Kaynak: Bu yazı Genç Birikim Dergisinin Ağustos 2014 Sayısında Yayımlanmıştır.
Kaynak: www.muhammedimamoglu.com
Kaynak: http://www.gencbirikim.net/hangi-mevlana-gercek-mevlana-3/

.

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın