I – Yine Mürit İnanmalıdır Ki Her Zaman Yüce Allah’ın Açık Bir Kapısı Vardır, Şeyh’i De O Kapıdan Dilediği Zaman İçeri Girip Çıkar. Bu Giriş Ve Çıkışlarda Yüce Allah’a Mülaki Olur, Görüşüp Danışıp Döner
Mürit, şeyh’i ne yaparsa yapsın, yaptığı şeyler iyilik olarak görülse de kötülük olarak görülse de bütün yaptıklarının Allah’ın emri gereği olduğuna inanmalıdır. Yine mürit inanmalıdır ki her zaman yüce Allah’ın açık bir kapısı vardır, şeyh’i de o kapıdan dilediği zaman içeri girip çıkar. Bu giriş ve çıkışlarda yüce Allah’a mülaki olur, görüşüp danışıp döner. İster uyuyorken isterse uyanıkken şeyh her halukarda Allah’ın huzuruna girip çıkabilir. Mürit bunlara böylece inanmak zorundadır.
Kaynak: Müzekkin Nüfus, Eşrefoğlu Rumi, Sayfa 442
Kaynak: http://bumudin.blogspot.com.tr/2017/09/tarikatlarin-islam-tahrifati.html
II – Ulu Tanrı, Bayezid’e: ‘Ey Bayezid! Ne İstiyorsun?’ Buyurdu
“Ulu Tanrı, Bayezid’e: ‘Ey Bayezid! Ne istiyorsun?’ buyurdu.
Bayezid: ‘Bir şey istememeyi istiyorum’ (K.K.) cevabını verdi.”
Kaynak: Fihi Mâfih – Mevlâna – Çeviren: Meliha Ülker Tarıkâhya -Maarif Vekâleti Yayınları -Baskı: 1958 (Sayfa 171)
III – Bak, Rabbimiz Bayezid’e Nasıl Hitap Ediyor: Ey Bayezid! Benim Huzuruma Gelirken Hazinemde Bol Bol Bulunan İbadetlerle, İkramlarla, İhsanlarla, Faziletlerle Gelmeyi Kâfi Bulma. Bunların Yanında Benim Hazinemde Olmayanlarla Gel
“Bak, bütün ikram ve ihsanların sahibi olan Rabbi mizin sevgili kulu Bayezid-i Velisi’ne nasıl hitap ediyor:
– Ey Bayezid! Benim huzuruma gelirken hazinemde bol bol bulunan ibadetlerle, ikramlarla, ihsanlarla, faziletlerle gelmeyi kâfi bulma. Bunların yanında benim hazinemde olmayanlarla gel!..
Bayezd-i Veli düşünmeye başlar. En sonunda feryad eder:
– Ey Rabbim! Senin hazinende olmayan var mı ki, ben o olmayanlarla geleyim?
Şöyle cevap gelir Sultanulârifin’e:
– Evet, ey Bayezid! Benim eşsiz zenginlikteki hazinemde olmayanlar da vardır. O olmayanlar, acz, fakr, zaaf ve çaresizliktir! Sen de aczinle, zaannla, fakrın ve
çaresizliğinle gel. Kendini bunlarla bil. Bunları giydiğin elbise, sarındığın gömlek, örtündüğün cübbe gibi benimse. İşte o zaman seni haddini bilmiş, durumunu anlamış, makamını tayin ve tesbit etmiş bir kul olarak kabul eder, huzuru izzetime buyur ederim!…”
Kaynak: Sohbetler -Ahmed Şahin – 29.6.1992 Tarihli Zaman Gazetesi
IV – Cenab-ı Hak’dan Sultan Şeyh Abdulkadir Hazretleri’ne “Ya Gavsül A’zam Ayağım İndir Evliya-ı Kiram Kaddesellah Esrarahum Hazeratının Omuzları Üzerine Koy!” Diye Kati Ferman Buyurdu.
“Gavsü’l-A’zam Sultan Şeyh Abdulkadir Hazretleri bir sene kadar ayak üzerinde ibadet ve Batınî ilimlerle meşgul iken Cenab-ı Hak’dan şu merkezde emir ve ferman geldi:
– Ya Gavsü’l-A’zam! Bunca zamandır meşakkat ve eziyete nefsini alıştırmış, kıyama durmağı âdet haline getirmişsin. Bunun sebebi nedir? Hazret-i Bazül Eşhep Sultan Abdulkadir şu yolda münacaatta bulundu:
• Her şeyi bilen ve hacetleri yerine getiren ya Rab bi! Zat-ı ulûhiyetine ne malûm değildir ki: Zat-ı Ecellü Suhaniye’nin mahbub ve aşıklanyla alemin yüzü uzun uzadıya doludur. Buna binaen ayağımı uzatmam edebe aykın olduğundan utanıyorum. Bu hal üzerine Cenab-ı Hak o vakit:
• Ya Gavsül A’zam ayağım indir evliya-ı kiram kaddesellah esrarahum hazeratının omuzları üzerine koy! diye kati ferman buyurdu.”
Kaynak: Ariflerin Menkıbeleri – Önsöz: Demir Kitabevi – Demir Kitabevi Baskı: 1970 (Sayfa 13-14)
V – Ya Rabia! Seni Öyle Bir Mertebeye Erdireyim Ki Gökteki Feriştahlar Sana Gıpta Etsinler,
“… Bir zâlim Rabia’yı altı akçaya sattı. Rabia’yı alan kişi ona iş buyurdu. Rabia işe giderken düştü. Elini dayadı. Yüzünü yere koydu:
– Bari Hûda! Atam, anam yoktur, ben esir oldum. Bunun cezasına guşam yoktur amma senin rızanı isterim. Dileğim odur ki sen benden hoşnut olasın, dedi.
Bir ün işitti:
– Ya Rabia! Seni öyle bir mertebeye erdireyim ki gökteki feriştahlar sana gıpta etsinler, dedi…”
Kaynak: Tezkiretu’l-Evliya Feriduddîn-i Attar’dan Hazırlayan: M. Z. K. Gümüş Neşriyat No.1 Baskı: 1959 (Sayfa 128)