I – Arslan Baba Yesevî Menkıbelerine Göre Siyah Irktan Olan Arslan Baba Ashabın Büyüklerinden Olup Dört Yüz Veya Yedi Yüz Yıl Yaşamıştır. Rivayete Göre Hz. Peygamber’in Duasıyla Cibrîl Cennetten Bir Tabak Hurma Getirir. Hurmalardan Biri Yere Düşünce Cibrîl O Hurmanın İleride Doğacak Ahmed Yesevî’nin Kısmeti Olduğunu Söyler. Göreve Arslan Baba Tâlip Olur Ve Hz. Peygamber Hurmayı Onun Ağzına Koyar. Arslan Baba Nice Yüzyıl Sonra Türkistan’ın Sayram Şehrinde Henüz Yetim Kalan Yedi Yaşındaki Ahmed Yesevî’yi Bulup Emaneti Ona Teslim Eder
(Ayet) “Andolsun, biz Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da elli yıl müstesna, bin sene onların arasında kaldı.”
II – Bağdat Hatiplerinden Çok Alim Bir Zat Bir Cuma Günü, Nehrin Kenarında: “Ya Rabbi! Kıyamet Günü, Elli (50) Bin Senedir, Ayetinin Manasını Bana İyice Bildirseydin!” Diye allah’a yalvardı. Nehre Girmek İçin Elbiselerini Çıkarıp Kenara Koydu. Yıkandıktan Sonra, Bir De Baktı Ki Elbiseleri Orda Yok. Etrafına Baktı Bulamadı. Çok Şaşırdı. Çünkü Kendisini Bir Anda Yabancı Bir Yerde Buldu. Büyük Bir Şehirde Ve O Şehrin Kenarındaki Bir Nehrin Yanındaydı. Elbisesiz Olarak Şehre Gitti. Sonra Bir Camiye Gitti. Orada Kur’an Okudu, İnsanlara İlim Öğretti, Bu Sayede Öyle Meşhur Oldu
(Ayet) Yahut altı üstüne gelmiş ıssız bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi? O kimse ‘Allah, burayı ölümden sonra nasıl diriltecek?’ demişti. Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz yıl ölü bıraktı. Sonra onu tekrar diriltti. ‘Ne kadar kaldın?’ dedi. O da ‘Bir gün veya bir günün bir bölümü kadar kaldım’ dedi. Allah ona; ‘Hayır sen yüz sene ölü kaldın; (böyle iken) yiyeceğine ve içeceğine bak, hâlâ bozulmamış; bir de merkebine bak; seni insanlar için bir ibret kılalım diye (bunları böyle yaptık).
(Ayet) (İçlerinden biri şöyle dedi:) “Mademki onlardan ve Allah’tan başkasına tapmakta olduklarından yüz çevirip ayrıldınız, o hâlde mağaraya çekilin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve içinde bulunduğunuz durumda yararlanacağınız şeyler hazırlasın. Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: “Ne kadar kaldınız”? dedi. (Bir kısmı) “Bir gün, ya da bir günden az”, dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler
.
I – Arslan Baba Yesevî Menkıbelerine Göre Siyah Irktan Olan Arslan Baba Ashabın Büyüklerinden Olup Dört Yüz Veya Yedi Yüz Yıl Yaşamıştır. Rivayete Göre Hz. Peygamber’in Duasıyla Cibrîl Cennetten Bir Tabak Hurma Getirir. Hurmalardan Biri Yere Düşünce Cibrîl O Hurmanın İleride Doğacak Ahmed Yesevî’nin Kısmeti Olduğunu Söyler. Göreve Arslan Baba Tâlip Olur Ve Hz. Peygamber Hurmayı Onun Ağzına Koyar. Arslan Baba Nice Yüzyıl Sonra Türkistan’ın Sayram Şehrinde Henüz Yetim Kalan Yedi Yaşındaki Ahmed Yesevî’yi Bulup Emaneti Ona Teslim Eder
ARSLAN BABA
Yeseviyye tarikatının kurucusu Ahmed Yesevî’nin (ö. 562/1166) ilk mürşidi olduğu söylenen kişi.
Doğum ve ölüm tarihleri bilinmemektedir. Bazı kaynaklar ismini Baba Arslan, Arslan Baba veya Arap Arslan Baba şeklinde kaydetmektedir. Yesevî menkıbelerine göre siyah ırktan olan Arslan Baba ashabın büyüklerinden olup dört yüz veya yedi yüz yıl yaşamıştır. İki ayrı rivayete göre, sahâbîler bir gazâ sırasında veya Arslan Baba’nın evindeki bir toplantıda acıkırlar. Bu arada Hz. Peygamber’in duasıyla Cibrîl cennetten bir tabak hurma getirir. Hurmalardan biri yere düşünce Cibrîl o hurmanın ileride doğacak Ahmed Yesevî’nin kısmeti olduğunu söyler. O zaman Hz. Peygamber ashabına, “Bu hurmayı Yesevî’ye kim ulaştıracak?” diye sorar. Göreve Arslan Baba tâlip olur ve Hz. Peygamber hurmayı onun ağzına koyar. Arslan Baba nice yüzyıl sonra Türkistan’ın Sayram şehrinde henüz yetim kalan yedi yaşındaki Ahmed Yesevî’yi bulup emaneti ona teslim eder. Bazı rivayetlere göre Hz. Peygamber’in verdiği bir hırkayı da ona giydirir. Ayrıca Yesevî’ye “binbir zikir” telkin eder ve biraz sonra öleceğini bildirerek cenaze namazını kıldırmasını emreder. Hûriler Yesevî’ye yardımcı olmak için gelip Arslan Baba’ya ipekten kefen biçerler ve onu cennete götürürler. Ahmed Yesevî de Arslan Baba’nın son işaretine uyarak Buhara’ya gidip Şeyh Yûsuf-ı Hemedânî’nin yanında sülûk*üne devam eder.
Kaynak: ARSLAN ARGUN – Faruk Sümer,cilt: 03; sayfa: 400
Kaynak: http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=d030400
.
(Ayet) “Andolsun, biz Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da elli yıl müstesna, bin sene onların arasında kaldı.”
Ankebut,
14. “Andolsun, biz Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da elli yıl müstesna, bin sene onların arasında kaldı.”
.
II – Bağdat Hatiplerinden Çok Alim Bir Zat Bir Cuma Günü, Nehrin Kenarında: “Ya Rabbi! Kıyamet Günü, Elli (50) Bin Senedir, Ayetinin Manasını Bana İyice Bildirseydin!” Diye allah’a yalvardı. Nehre Girmek İçin Elbiselerini Çıkarıp Kenara Koydu. Yıkandıktan Sonra, Bir De Baktı Ki Elbiseleri Orda Yok. Etrafına Baktı Bulamadı. Çok Şaşırdı. Çünkü Kendisini Bir Anda Yabancı Bir Yerde Buldu. Büyük Bir Şehirde Ve O Şehrin Kenarındaki Bir Nehrin Yanındaydı. Elbisesiz Olarak Şehre Gitti. Sonra Bir Camiye Gitti. Orada Kur’an Okudu, İnsanlara İlim Öğretti, Bu Sayede Öyle Meşhur Oldu
Bağdat hatiplerinden çok alim bir zat, kendi kendine şöyle duşundu. ALLAH-u Zülcelâl, mümin kullarını elli (50) bin sene, Haşir meydanında bırakacaktır. Mümin kullarını erli (50) bin sene orada bırakmak, O’nun keremine uygun değildir. Çünkü ayette buyurulduğu gibi “O, mümin kullarımı karşı kerimdir, rahimdir, şefkatlidir.” “Oysa müminleri, Haşir meydanında, sıcaklık altında ve izdihamda bırakmak O’nun sıfatlarına terstir. Kafirleri elli (50) bin sene orada bekleterek onlara azap ediyor ama mümin kullarına niçin böyle yapıyor?” Bu soru, alimin kalbinde bir müddet kaldı…
Bu alim, bir Cuma günü, biraz et alıp eve getirdi. Pişirip yiyecek, sonra Dicle Nehri’ne gidip Cuma namazı için gusül abdesti alacak, sonra da Cuma namazına gidecekti. Nehrin kenarında: “Ya Rabbi! Kıyamet Günü, elli (50) bin senedir, ayetinin manasını bana iyice bildirseydin!” diye ALLAH’a yalvardı. Nehre girmek için elbiselerini çıkarıp kenara koydu.
Yıkandıktan sonra, bir de baktı ki elbiseleri orda yok. Etrafına baktı bulamadı. Çok şaşırdı. Çünkü kendisini bir anda yabancı bir yerde buldu. Büyük bir şehirde ve o şehrin kenarındaki bir nehrin yanındaydı. Elbisesiz olarak şehre gitti. İnsanlar ona ‘sen niçin elbisesizsin, böyle çıplaksın” diye sordular. O da ‘ben fakirim, elbisem yok’ dedi!’”insanlar ona elbise verdiler.
Sonra bir camiye gitti. Orada Kur’an okudu, insanlara ilim öğretti, bu sayede öyle meşhur oldu ki bazı büyük zatlar, zengin kişiler, kızlarını onunla evlendirmek için teklif ettiler. Bu zat, tekliflerden birini kabul etti, o kızlardan biriyle evlendi ve orada elli sene yaşadı. Sonra bir gün, yine Cuma namazı için gusül abdesti almaya nehre indi. Elbiselerini nehrin kenarına bıraktı, gusül abdesti aldı.
Başını kaldırdı, bir de baktı ki Bağdat’tadır! Kendisinin bir önceki yaşadığı yer ise Mısırdı. Eskiden elbiselerini bırak tığı yere baktı, elbiseleri yerinde duruyordu. Elbiselerini giydi, evine gitti, baktı ki hanımı, çarşıdan getirdiği eti pişiriyordu. Çok şaşırdı, hiç bir şey söylemedi ona . Sonra Cuma namazına gitti. Ona hiç kimse, bu kadar zamandır neredeydin diye sormadı. O zaman “Eyvah! Ben ne kadar yanılmışım, ne kadar akılsızmışım, ALLAH-u Zülcelâl ne kadar büyük!’ dedi. ‘Yarım saat gibi az bir zamanı, bana elli (50) sene yaptı.
Kaynak: Sohbetler 3 – Şeyh Muhmmed Konyevi, (S.146-147)
.
(Ayet) Yahut altı üstüne gelmiş ıssız bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi? O kimse ‘Allah, burayı ölümden sonra nasıl diriltecek?’ demişti. Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz yıl ölü bıraktı. Sonra onu tekrar diriltti. ‘Ne kadar kaldın?’ dedi. O da ‘Bir gün veya bir günün bir bölümü kadar kaldım’ dedi. Allah ona; ‘Hayır sen yüz sene ölü kaldın; (böyle iken) yiyeceğine ve içeceğine bak, hâlâ bozulmamış; bir de merkebine bak; seni insanlar için bir ibret kılalım diye (bunları böyle yaptık).
Bakara,
259. “Yahut altı üstüne gelmiş ıssız bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi? O kimse ‘Allah, burayı ölümden sonra nasıl diriltecek?’ demişti. Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz yıl ölü bıraktı. Sonra onu tekrar diriltti. ‘Ne kadar kaldın?’ dedi. O da ‘Bir gün veya bir günün bir bölümü kadar kaldım’ dedi. Allah ona; ‘Hayır sen yüz sene ölü kaldın; (böyle iken) yiyeceğine ve içeceğine bak, hâlâ bozulmamış; bir de merkebine bak; seni insanlar için bir ibret kılalım diye (bunları böyle yaptık). Şu kemiklere bak! Onları nasıl bir araya getirip sonra onlara et giydiriyoruz?’ dedi. Böylece (her şey) kendisine apaçık belli olunca; ‘Artık Allah’ın her şeye kâdir olduğunu çok iyi anlıyorum’ dedi”
Not: Bu olayın kahramanı tefsir kaynaklarında Hz. Uzeyr olarak gösterilmiştir.
https://www.karar.com/ramazan-2018-haberleri/prof-dr-niyazi-beki-yazdi-kuran-i-hakimde-yeniden-dirilis-delilleri-885593#
.
(Ayet) (İçlerinden biri şöyle dedi:) “Mademki onlardan ve Allah’tan başkasına tapmakta olduklarından yüz çevirip ayrıldınız, o hâlde mağaraya çekilin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve içinde bulunduğunuz durumda yararlanacağınız şeyler hazırlasın. Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: “Ne kadar kaldınız”? dedi. (Bir kısmı) “Bir gün, ya da bir günden az”, dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler
Kehf Suresi
13. Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.
14,15. Kalkıp da, “Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. O’ndan başkasına asla ilâh demeyiz. Yoksa andolsun ki saçma bir söz söylemiş oluruz. Şunlar, şu kavmimiz, O’ndan başka tanrılar edindiler. Onlar hakkında açık bir delil getirselerdi ya! Artık kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir?” dediklerinde onların kalplerine kuvvet vermiştik.
16. (İçlerinden biri şöyle dedi:) “Mademki onlardan ve Allah’tan başkasına tapmakta olduklarından yüz çevirip ayrıldınız, o hâlde mağaraya çekilin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve içinde bulunduğunuz durumda yararlanacağınız şeyler hazırlasın.”
17. (Orada olsaydın) güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah’ın mucizelerindendir. Allah, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.
18. Uykuda oldukları hâlde, sen onları uyanık sanırsın. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmış (yatmakta idi.) Onları görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.
19. Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: “Ne kadar kaldınız”? dedi. (Bir kısmı) “Bir gün, ya da bir günden az”, dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin.”
20. “Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler, yahut kendi dinlerine döndürürler. O zaman da bir daha asla kurtuluşa eremezsiniz.”
21. Böylece biz, (insanları) onların hâlinden haberdar ettik ki, Allah’ın va’dinin hak olduğunu ve kıyametin gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe olmadığını bilsinler. Hani onlar (olayın mucizevî tarafını ve asıl hikmetini bırakmışlar da) aralarında onların durumunu tartışıyorlardı. (Bazıları), “Onların üstüne bir bina yapın, Rableri onların hâlini daha iyi bilir” dediler. Duruma hâkim olanlar ise, “Üzerlerine mutlaka bir mescit yapacağız” dediler.
22. (Ey Muhammed!) Bazıları bilmedikleri şey hakkında atıp tutarak: “Onlar üç kişidirler, dördüncüleri köpekleridir” diyecekler. Yine, “Beş kişidirler, altıncıları köpekleridir” diyecekler. Şöyle de diyecekler: “Yedi kişidirler, sekizincileri köpekleridir.” De ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Zaten onları pek az kimse bilir. O hâlde, onlar hakkında (Kur’an’daki) apaçık tartışma(yı aktarmak)dan başka tartışmaya girme ve bunlar hakkında onlardan hiçbirine bir şey sorma.”
25. Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler.
26. De ki: “Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O’na aittir. O, ne güzel görür; O, ne güzel işitir! Onların, O’ndan başka hiçbir dostu da yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.”