O Varya, O Efendim Zamansızlık Ve Mekansızlık Aleminde Huşu Olmuştur; Zaman ve Mekandan Sıyrılmıştır

I – Bu Mertebeye Veren Evliyaullah Kainatı Nasıl Görüyor? Şehit Bayram Ali Öztürk Hoca: Ne Kainatı? O Varya, O Efendim Zamansızlık Ve Mekansızlık Aleminde Huşu Olmuştur

II – …Belki Zaman Ve Mekândan Sıynlmış, İnsan-ı Kâmildir. O Kendi Makamından Yukanlara Kavuşmuştur. Bu kimyâ-yı Saadete İstidadına Göre, Bir Yılda, Veya Bir Ayda, Yahut Bir Gün Veya Bir Saatte Kavuşur

III – Denize Giren Biri Bir Saat Sonra Denizden Çıktığı Vakit, Sahilde Onu Bekliyen Arkadaşı “Sen Geciktin, Nerede Kaldıysa Cuma Namazını Geçirecektik” Dedi De Ona Cevaben: “Ben Şimdi Mısır’dan Geldim. Orada Şu Kadar Ay İkamet Ettim. Evlendim, Orada Evladım Da Oldu” Dedi. Bu Bir Keramettir, İnanıyoruz Ama Kavrıyamıyoruz. Tayı Zaman, Tayyı Mekan Gibi Değildir. Bu Hikâyeyi De Pek Çok Kişi Naklediyor.

.

I – Bu Mertebeye Veren Evliyaullah Kainatı Nasıl Görüyor? Şehit Bayram Ali Öztürk Hoca: Ne Kainatı? O Varya, O Efendim Zamansızlık Ve Mekansızlık Aleminde Huşu Olmuştur
Hocam bu mertebeye Veren Evliyaullah kainatı nasıl görüyor?
Ne kainatı? O varya, o efendim zamansızlık ve mekansızlık aleminde huşu olmuştur!
Peki yemek yiyor içiyor oturuyor nasıl görüyor? Rüya gibimi?
O öyle görünüyor sana. O devamlı huzurda.
Sen mesela diyelim anan öldü baban öldü yemek yiyorsun ama yemek yediğinin farkında değilsin çünkü kafan kalbin hep o acıyla meşgul
Şimdi senle konuşuyor böyle diyelim, Ramazan nasılsın falan böyle. bakıyorsun ama eğer sende kartal gözü varsa anlarsın sen onu. Şöyle bak, O başka yerde geziyor.
Şimdi ben afedersiniz söylerim tamam, oradaki makamda aslında bu küfenin mesela yokolması lazım. Ama küfe duruyor burada.
O niye? adres belli olsun diye o küfe duruyor. Yoksa “Ramazan “dediğinde “buradayım” diyebilmek için, arandığın zaman bulunasın diye. Yoksa aklın kalbin ruhun nerede gezindiği meselesinde eğer o aleme uygun bir yapıya girdiyse kimse bulamaz.
Kaynak: Youtube / Şehit Bayram Ali Öztürk Hoca _ Vücud Adem (Dk: 06.28)

.

II – …Belki Zaman Ve Mekândan Sıynlmış, İnsan-ı Kâmildir. O Kendi Makamından Yukanlara Kavuşmuştur. Bu kimyâ-yı Saadete İstidadına Göre, Bir Yılda, Veya Bir Ayda, Yahut Bir Gün Veya Bir Saatte Kavuşur
…Belki zaman ve mekândan sıynlmış, insan-ı kâmildir. O kendi makamından yukanlara kavuşmuştur. Bu kimyâ-yı saadete istidadına göre, bir yılda, veya bir ayda, yahut bir gün veya bir saatte kavuşur. ALLAHü Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de, «Ona kendi ruhumdan üfledim», buyurup, kendi zât-ı pâkine muzaf eylediği rûh-i izafiye kavuşmuş ve her muradı ele geçmiştir, izafi ruhun, çok isimleri olup, Akl-ı kül, Akl-ı evvel, Cevher-i evvel, Kalem-i a’lâ, Levh-i a’zâm, Arş-ı a’zam, kelime-i ehemm, melek-i mukarreb, rûh-i ekmel, rûh-i efdâl, fâni olmayan ruh, rûh-i nâtık, rûh-i kuds, rûh-i Muhammedi, nûr-i Muhammedi, âdem-i mânâ, şems-i bâtın, hakikat güneşi, nokta-i vahdet, nokta-i kül, nokta-i kübrâ, sırr-ı a’zâm, lâtife-i Rabbâniyye. emr-i Rabbani, cevher-i Rabbani, haki-kat-ı Rabbâniyye, aşk-ı İlâhi, mebde-i evvel, menşe-i ervah, sultan-ı hakikat ve sırr-ı ilâhidir.
Kaynak: Marifetname – Erzurumlu İbrahim hakkı, Bedir yay., İst-1993 (S.595)

.

III – Denize Giren Biri Bir Saat Sonra Denizden Çıktığı Vakit, Sahilde Onu Bekliyen Arkadaşı “Sen Geciktin, Nerede Kaldıysa Cuma Namazını Geçirecektik” Dedi De Ona Cevaben: “Ben Şimdi Mısır’dan Geldim. Orada Şu Kadar Ay İkamet Ettim. Evlendim, Orada Evladım Da Oldu” Dedi. Bu Bir Keramettir, İnanıyoruz Ama Kavrıyamıyoruz. Tayı Zaman, Tayyı Mekan Gibi Değildir. Bu Hikâyeyi De Pek Çok Kişi Naklediyor.
Abdülaziz Debbağ Hz.lerine şu kimseyi sordum ki:
–Denize giren biri bir saat sonra denizden çıktığı vakit, sahilde onu bekliyen arkadaşı “Sen geciktin, nerede kaldıysa Cuma namazını geçirecektik” dedi de ona ceva¬ben:
“Ben şimdi Mısır’dan geldim. Orada şu kadar ay ika¬met ettim. Evlendim, orada evladım da oldu” dedi. Bu se¬fer arkadaşı ona bunun keyfiyetini soruyor, taaccüb ediyor, işte, efendim, dedim. Bütün saatler güneşe tabidir.Ay da bidir. Halbuki denize dalanın üzerinden aylar, se¬neler geçiyor, evleniyor, çocuğu oluyor. Bu muhal olmak lâzım gelir. Bu nasıl mümkündür? Biri Mısır sahili, biri Dicile sahili, ikisinin de güneş ve saatleri bir. Niçin birinin bir saat müddeti geçiyor da, diğeri için seneler geçiyor?
Bu bir keramettir, inanıyoruz ama kavrıyamıyoruz. Tayı zaman, tayyı mekan gibi değildir. Bu hikâyeyi de pek çok kişi naklediyor. Kıyamet’in bir günü bizim dünyamızdaki senimizle 50.000 sene gibi uzun olacak. Mümine göre ise bu 50.000 sene bir saat gibi gelecek, iki rek’at namaz gibi gelecek. Bunlara da delil oluyor, demişler. Muhaddis Ibni Hacer bunu Feth kitabında hesapetti. Vallahü âlem.
Abdülaziz Debbağ Hz.leri cevap verdi. Buyurdu ki:
–Allahü Teâlâ’yı bir şey aciz bırakmaz. Bu hikâye sahibinin ikisine de ayrı ayn zaman halkeder. Birine bir saat gibi gelir, o birisine denize dalınca denizi görmekten perdeler. Nitekim Cenab-ı Hak meleği görmekten bizi perdelemiştir. Melek daima bizimledir ama göremiyoruz. Ben bu hikâyeden daha garibini gördüm. Kuşluk namazı vaktinde bir şahıs gördüm ki, hiç evlenmemişti. Öğle vak¬ti oldu. O yere geldim, gördüm ki, o şahıs ölmüş. Oğlu yetişmiş ve babasının san’atında yeri tutmuş. Halbuki kuşluk vakti daha babası evlenmemişti.
Bu anlattığımız cin midir, insan mıdır? dedim.
Ne insandır, ne de cin’dir. Allahü Teâlâ’nın öyle âlemleri vardır ki, sayılamaz.
Kaynak: Kitab-ül-ibriz, Abdülaziz Ed-Debbağ, Seha Neşriyat, İst. (S.514-515)

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın