Azrail Ona Sorar, Ölmek İstiyormusun İstemiyormusun? Siz Nerede, Nasıl Ve Ne Zaman İsterseniz İlâhî Emanet’i Ben O Şekilde Alırım

I – Hasan Efendiye Azrail’in “Siz Nerede, Nasıl Ve Ne Zaman İsterseniz İlâhî Emanet’i Ben O Şekilde Alırım” Demesi, Son Gecesini Rabıta Ve İbadetler Geçiren Hasan Efendiye Melekût Âlemi’nin Surlarının Açılması, Meleklerin Saf Saf Olup Hem Hasan Efendi’yi Tebrik Edip, Hem De Cennet Ve Cemâl-iİlâhî İle Kendisini Müjdelemesi

II – Son Gecesini Rabıta Ve İbadetler Geçiren Hasan Efendiye Melekût Âlemi’nin Surları Ona Açılması, Melekler Saf Saf Olup Hem Hasan Efendi’yi Tebrik Edip, Hem De Cennet Ve Cemâl-i İlâhî İle Kendisini Müjdelemesi

III – Ey (Allah’ın Zikriyle) Olgunlaşan Nefis; Sen Allah’tan, Allah (C.C.) Da Senden Razı Olduğu Halde, Rabbine dön!.. Salih Kullarımla Birlikte Cennetime gir…» İlâhî Hitabını İşitir Gibi Olması Ve Onun Aziz Ve Pak Olan Ruhunu Görevli Melekler Hoşlukla Alarak A’lâ-Yı İlliyyîn’e Yücelterek, 16 Nahl, A 32’de Bildirilen Allah’ın (c.c.) Va’di Gerçekleşmiş Olması

.

I – Hasan Efendiye Azrail’in “Siz Nerede, Nasıl Ve Ne Zaman İsterseniz İlâhî Emanet’i Ben O Şekilde Alırım” Demesi, Son Gecesini Rabıta Ve İbadetler Geçiren Hasan Efendiye Melekût Âlemi’nin Surlarının Açılması, Meleklerin Saf Saf Olup Hem Hasan Efendi’yi Tebrik Edip, Hem De Cennet Ve Cemâl-iİlâhî İle Kendisini Müjdelemesi
62 yaşında tarifi imkânsız yüce tecellilere mazhar olan Hasan Efendi, bu makamlardan aldığı manevî zevkle kendisinden geçti. Kısaca: Onun imam önce; İLME’L-YAKÎN’den AYNE’L-YAKÎN’e geç mişti. Bu sene de AYNE’L-YAKÎN’den HAKKE’L-YAKÎN’e yüceldi.
Yani, önce duyup öğrendiği gerçekleri, BASİRET gözüyle müşahade ettiği halde artık vahdet zevkini kalbinde ve ruhunda duymaya başladı. Böylece, bir seneyi de yarı mest, yan ayık bir şe kilde geçirdi.
63 yaşına girdikten sonra, çevresindekiler gözüne garip garip (yabancı gibi) görünmeye başladı.
Hasan Efendi’nin İLÂHÎ RUHU bedenini saran TABİÎ RUH’una feyz vermiş, tabiî ruhu da bu feyzi kabullenmiş ve onun hâkimi yetine girmekle BEDENİ DE NUR olmuştu.
Artık onun dünyada daha fazla kalması mânâsız (anlamsız) di.
Zaten, kendisi de altmışüç yaşında bu dünyadan göçerek, Pey gamber Efendimizin (S.A.V.) sünnetine tâbi olmak istiyordu (222).
Bir sonbahar günüydü. Hasan Efendi her zamanki gibi sabah namazını camide kılmış, yavaş yavaş eve dönüyordu.
Henüz güneş doğmadığı için, caddeler ıpıssızdı. Evinin bulun duğu çıkmaz sokağa girdiği sırada, karşısında cana yakın ve sevimli bir ihtiyar belirdi. (Üzerinde toz ve çamurdan hiç bir leke görülmeyen) beyazlar giyinmiş bu ihtiyar, acaba kimin nesiydi?
Ara-sıra rüyasında gördüğü Mürşid’i olamazdı. Çünkü o, dünyadan göç edeli, 14 sene olmuştu. Sonra bu gördüğü, rüya değil, hakikatti. Yüzü nur gibi parlayan bu ihtiyar kendisine, kemâl-i hürmetle yaklaşarak:
«— Esselâmü aleyküm,» dedi.
Hasan Efendi de edeb ve saygıyla:
«— Ve aleyküm selâm ve Rahmetullah,» diye karşılık verdi.
Henüz kendisini tanıtmayan bu zât:
«— Allahü Zülcelâl ve’1-Kemâl Hazretlerinin (C.C.) size mahsus selâmı var, Efendim,» deyince, Hasan Efendi şaşırdı ve:
«— Acaba siz kim oluyorsunuz ki, bu yüce selâmı bana tebliğ ediyorsunuz?..» demekten kendisini alamadı. Bu nur yüzlü ZÂT:
«— Bendeniz, Yaratan’ımızm bir hizmetkârı, ruhları kabzetmeye me’mur edilen Meleği, AZRÂÎL’im….» deyince,
Hasan Efendi hiç üzülmedi. Lâkin-ne de olsa biraz heyecanlan dı. Çünkü koca bir ömür sona erecekti. Ama, dünyadan göçmeyi arzu eden de kendisiydi. Memnuniyetini ifade edebilmek için hafifçe gülümseyerek heyecanını gizlemeye çalıştı.
Bir ara tebliğ edilen selâmdan ve tebliğ eden Azrail’den (A.S.) aldığı ruhanî zevkin etkisiyle sessizce kaldı.
Sonra hemen kendisini toparladı ve:
«— Canım, Yüceler Yücesi Cânan’ıma (C.C.) feda olsun. İster seniz hemen görevinizi yapabilirsiniz…» deyince; Azrail (A.S.), gayet yumuşak bir lisanla:
«— Hayır, hayır muhterem efendim. Bendeniz, (kalbi Allah ve Resûlüllah aşkı ile dolu olan) Sizin gibi Hak Dostlarına karşı hiz met etmekle görevlendirilmiş bulunuyorum. Bu hususta hiç merak etmeyiniz. Siz nerede, nasıl ve ne zaman isterseniz İlâhî EMANET’i ben o şekilde alırım. Ve her ne şekilde olursa olsun, bütün istek lerinize amadeyim (uyarım),» deyince Hasan Efendi, sanki başı ARŞ-I A’LÂ’ya yücelmişçesine manevî bir zevk âlemine daldı. Ne rede olduğunu ve gününü bile unuttu. Biraz düşündüğü halde çıkaramayınca,
«— Bugün günlerden nedir acaba?» diye sordu. Azrail (A.S.) bu soruyu:
«— Çarşambadır, efendim,» diye cevaplandırdı.
Hasan Efendi:
«— öyle ise yarın dostlarımla görüşüp, helâllaşayım, ebedî yol culuğum için gereken hazırlığımı yapayım. Cuma sabahı, Dûha Na mazını eda ettikten sonra Yüce Hâlik’ıma dua ederken, ruhumu kabzederseniz çok memnun olurum,» deyince, Azrail (A.S.):
«— Arzularınızı emir olarak kabul edeceğim. Bu hususta hiçbir endişeniz olmasın Efendini. SİZ (Cemâl-i Ba-Kemâl-i İlâhî’nin özlemi içerisinde) Yüce Allah’a (C.C.) kavuşurken ruhunuzun kabzolunduğunun farkına bile varmayacaksınız,» dedikten sonra yine selâm vererek yanından ayrıldı.
Hasan Efendi kendisine yapılan bu nazik davranıştan o kadar duygulandı ki, şayet sokakta olmasaydı, hemen şükür secdesine kapanacaktı .
Kaynak: Nerden Gelip, Nere Gidiyoruz – Mustafa Güllü, Yaylacık Matbaası, İstanbul-1987 (S.349-357)

.

II – Son Gecesini Rabıta Ve İbadetler Geçiren Hasan Efendiye Melekût Âlemi’nin Surları Ona Açılması, Melekler Saf Saf Olup Hem Hasan Efendi’yi Tebrik Edip, Hem De Cennet Ve Cemâl-i İlâhî İle Kendisini Müjdelemesi
Vakit oldukça geçmişti. Herkes odasına çekildi.
Hasan Efendi ise, hanımı uykuya dalar-dalmaz, usulca yata ğından çıktı. Banyoyu yaktı. Traş vs. temizliğini yaparak, güzelce yıkanıp, bir boy abdesti aldı. Zaten o, maddî ve manevî temizliği birlikte yürütmeye alışmıştı.
ömür boyu yaptığı uğraşıların mükâfatını göreceği bir gecede elbette kaygusuz bir halde yatamazdı. Ayrıca, bu fırsat binde bir Âdem’in eline geçmezdi. O, son gecesini ibadet, zikir, tefekkür, rabıta ve huzurla geçirerek, değerlendirmek istiyordu. Çünkü âhirette ne mal, ne mülkten ne de aile ve çocuklardan bir fayda görülmeyecek, orada yalnız, KALB-İ SELÎM sahipleri kurtuluşa erecekti
(….)
Vakit gece yarısını geçmiş, evdekiler derin bir uykuya dalmış, hanımı da mışıl mışıl uyuyordu.
Hasan Efendi, uzun uzun TEHECCÜD NAMAZ’nı eda ettikten-sonra «teşbih namazı»nı da kıldı.
Kemâl-i Edeb’le YASİN-İ ŞERİF ve MÜLK SÛRELERİ’ni oku duktan sonra (aşk ve şevkle) ŞEHADET ve TEVHİD cümlesini tek rar tekrar söyledi.
Uzun müddet Rabbi’sini ZÂT İSM-İ ŞERÎF’i üe zikretti. (Zikir bahsi kitabımızın sonunda açıklanacaktır.)
Bir ara tefekkürden sonra, SALÂVAT-I ŞERİFE’lerle bildiği DUA’ların hepsini okuyarak Allah’a (C.C.) yalvarmaya başladı.
Gözyaşı dökerek bütün varlığıyla Rabbi’bine yönolinco, Melekût Âlemi’nin surları ona açıldı.
Melekler saf saf olup hem Hasan Efendi’yi tebrik ediyor, hem de Cennet ve Cemâl-i İlâhî ile kendisini müjdeliyorlardı.
10 Yûnus, A 64 ve 41 Fussılet, A 30’da bildirilen: Allah’ın va’di gerçekleşmiş, O sadakatine karşılık lütuf ve ihsan denizine dalmıştı.
Tan yeri ağarmaya başlarken, meleklerin ziyareti sona erdi.
Sabah ezanı okununca, Hasan Efendi seccadesini topladı ve sessizce evden çıkarak camiye gitti.
Kaynak: Nerden Gelip, Nere Gidiyoruz – Mustafa Güllü, Yaylacık Matbaası, İstanbul-1987 (S.349-357)

.

III – Ey (Allah’ın Zikriyle) Olgunlaşan Nefis; Sen Allah’tan, Allah (C.C.) Da Senden Razı Olduğu Halde, Rabbine dön!.. Salih Kullarımla Birlikte Cennetime gir…» İlâhî Hitabını İşitir Gibi Olması Ve Onun Aziz Ve Pak Olan Ruhunu Görevli Melekler Hoşlukla Alarak A’lâ-Yı İlliyyîn’e Yücelterek, 16 Nahl, A 32’de Bildirilen Allah’ın (c.c.) Va’di Gerçekleşmiş Olması
Cemaatle sabah namazını kıldı .
Namazdan sonra Hasan Efendi yakın arkadaşlarıyla görüşüp helâllaşmaya başladı. Dostlarından birisi kendisine:
«— Bu vedalaşma neden icab ediyor, yoksa bir yolculuğa mı gideceksiniz?» diye sorunca, Hasan Efendi:
«— Oldukça uzun… Belki de dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkacağımı sanıyorum. Bugünlerde kendimi biraz halsiz hissediyorum. Elbette ölüm bizim için. Şayet bir emr-i hak vâki olursa; cenaze namazımda hazır bulunur ve bana dua edersiniz…» diye
ilâve etti. Tabiî cemaatten hiç birisi bu sözleri ciddiye almadılar. Ve usulen helâllaşıp vedâlaştılar.
Hasan Efendi, çok düşünceliydi. Yavaş yavaş yürüyerek evine döndü. Odasına şekildi. İŞRÂK NAMAZI’ndan biraz sonra DÛHA NAMAZI’nı da hudû ve huşu ile eda etmeye başladı .
Secdede bir ara mahviyete geçti . Mest ve müstağrak bir halde TAHİYYAT’ı okuduğu yerde:
«— Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü…» derken Peygamber Efendimizin (S.A.V.) aziz ruhuyla irtibat te’min etti . Ondan aldığı ruhanî zevk ve heyecanla şehadet cümlesini, salâvatlan ve Rabbena duasını okudu… Sağ ve sol omuzlarındaki meleklere selâm vererek namazı tamamladı. Ama bir an bile huzurdan ayrıl madı.
Bu arada:
«Ey (Allah’ın zikriyle) olgunlaşan NEFİS; sen Allah’tan, Allah (C.C.) da senden razı olduğu halde, Rabbine dön!.. Salih kullarımla birlikte Cennetime gir…» İlâhî hitabını işitir gibi oldu.
Artık göç vakti yaklaşmıştı. Sanki bir damla denize karışmak üzereydi. Onun pak ve temiz ruhu henüz kabzolmadan bir kuş kadar hafiflemiş, bütün vücudu letafet kazanmış, sanki cesedi baş tan başa nur olmuştu.
Bu defa Hasan Efendi rahmeti sonsuz olan Mevlâsına (C.C.) ellerini açarak büyük bir coşku ve ta’zimle şöyle yalvarmaya başladı:
«— Yâ Rabbi, benim Sana lâyık bir ibadet yapmama imkân yoktur. Ama Sen dilersen noksanlarımızı tamam olarak kabul buyurursun. Bu fakire yapılan sayısız nimet ve ihsanlar, Senin lütuf ve kereminden başka birşey değildir…» diyerek Yaratan’a hamd ve şükrünü arzediyordu .
Bu sırada hanımı bitişik odadan:
«— Efendi, kahvaltınız hazır. Sofraya gelir misiniz?» diye ses lendiğinde, O, Rabbisine niyaz etmekle meşguldü. Çağrısına cevap alamayınca, kapıyı aralayan hanımı onu diz bükerek dua ettiğini görünce, huzurunu bozmaya kıyamadı.
Sevgili eşinin birkaç dakika sonra ebedî âleme göçeceğini ne bilecekti? Yanına yaklaştığında onun:
«— Yâ Rab! Beni, anamı, babamı ve bütün mü’minleri afveyle. Hepimizi de rahmetinle yarlığa,» diye niyaz ettiğini duydu. Halbuki; Hasan Efendi bu sıralarda VECD ve İSTİĞRAK âlemi ne daldığı için, eşinin ne ayağının sesini, ne de kapıyı aralayarak yanına kadar geldiğini duymadı. Çünkü o tamamiyle kendinden geçmiş, dünya ve dünyadakilerle alâkası kesilmek üzereydi. Derken dua ve niyazı yavaşlayıp sesi duyulmayacak hale gelince Azrail (A.S.) onun temiz ruhunu Yüce Mevlâmızın Cemâl-i Bakemâline hayran ve nazır olduğu halde; ihtimamla alarak kabzetti.
O sırada dengesini kaybeden Hak Dostu seccadenin üzerine yığıldı.
Böylece Fena âleminden Beka âlemine göç eden bir âşık daha Ma’şûk’una (C.C.) kavuştu.
Onun aziz ve pak olan ruhunu görevli melekler hoşlukla alarak A’LÂ-YI İLLİYYÎN’e yücelttiler. Böylece, 16 Nahl, A 32’de bildirilen ALLAH’ın (c.c.) VA’Dİ GERÇEKLEŞMİŞ OLDU.
Biraz sonra yanına gelen hanımı, 38 senelik hayat arkadaşının bayılmış olabileceğini düşünerek (telâş ve heyecanla) damadına seslendi. Ve alelacele bir doktor çağırmasını söyledi. O, dışarı çıkar-çıkmaz, kayınpederinin (sırrını açtığı) tarikat arkadaşını kapının önünde görür-görmez şaşırdı. Zaten bu arkadaşı, Hasan Efendi’nin bu saatlerde vefat edeceğini bildiği için sokakta bekliyordu.
Durum açıklık kazanınca, hemen cenazenin yıkanma, kefenlenme vs. işlerini yürütmeye başladılar.
Cuma namazından sonra kalabalık bir cemaatle namazı kılındı. Sonra da sevenlerin gözyaşları arasında toprağa verildi
Kaynak: Nerden Gelip, Nere Gidiyoruz – Mustafa Güllü, Yaylacık Matbaası, İstanbul-1987 (S.349-357)

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın