I – Abdülkâdir Geylânî’nin İki Defa Hz Hızır İle Karşılaşmış, Bağdat’ın Girişine Geldiklerinde Hızır (a.s.), Abdülkâdir Geylânî’ye Bulundugu Yerde Oturmasını Ve Oradan Kendisi İzin Verinceye Kadar Ayrılmamasını Tenbihlemiş, Fakat Abdülkâdir Geylânî Hz Musa’nın Yaptığı Hatayı Tekrar Etmemiş Ve 3 Sene Çölde Hz Hızır’ı Beklemiştir
(Ayet) Adam, şöyle dedi: “Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin.” Mûsâ, “İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim” dedi. O da şöyle dedi: “O hâlde, eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın.”
.
I – Abdülkâdir Geylânî’nin İki Defa Hz Hızır İle Karşılaşmış, Bağdat’ın Girişine Geldiklerinde Hızır (a.s.), Abdülkâdir Geylânî’ye Bulundugu Yerde Oturmasını Ve Oradan Kendisi İzin Verinceye Kadar Ayrılmamasını Tenbihlemiş, Fakat Abdülkâdir Geylânî Hz Musa’nın Yaptığı Hatayı Tekrar Etmemiş Ve 3 Sene Çölde Hz Hızır’ı Beklemiştir
HIZIR (A.S.) ÎLE GÖRÜŞMESİ
Abdülkâdir Geylânî’nin iki defa Hızır (a.s.) ile karşılaştığı rivâyet edilir. Bunların ilki, Abdülkâdir Geylânî’nin Bağdat’a ilk gelişi sırasında gerçekleşmiştir. Yolculuk esnasında Hızır (a.s.) gelerek, kendisine muhalefet etmemesi şartıyla Abdülkâdir Geylânî’ye refakat edebileceğini bildirir.
Bu anda Abdülkâdir Geylânî, o zâtın Hızır (a.s.) olduğunu bilmemektedir. Ama teklifini kabul eder. Bağdat’ın girişine geldiklerinde Hızır (a.s.), Abdülkâdir Geylânî’ye bulundugu yerde oturmasını ve oradan kendisi izin verinceye kadar ayrılmamasını tenbihler. Abdülkâdir Geylânî bu emre uyarak üç sene Bağdat’ın dışında bekler ve hayâtını sahrada bulunabilecek yiyeceklerden yiyerek devam ettirir. Ancak her sene Hızır (a.s.) gelmekte ve ona beklemesini tekrarlamaktadır. Nihayet üçüncü sene sonunda Hızır (a.s.) yanında yemek olduğu halde gelir ve kendisini tanıtır. Beraberce yemeği yerler.
Sonra Hızır (a.s.) Abdülkâdir Geylânî’ye artık, Bağdat’a girebileceğini söyler. Bu hayâtı esnasında ise Abdülkâdir Geylânî cinlerle şeytanlarla ve diğer bâzı yaratıklarla karşılaşmış, onlarla mücâdele etmiş ve savaşlara girişmiştir.
Kaynak: Abdülkadir Geylani Hayatı, Eserleri, Görüşleri – Dilaver Gürer, İnsan Yayınları, Düşünürler Dizisi, İstanbul 1999-(S.90-91)
.
(Ayet) Adam, şöyle dedi: “Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin.” Mûsâ, “İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim” dedi. O da şöyle dedi: “O hâlde, eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın.”
Kehf Suresi;
64. Mûsâ: “İşte aradığımız bu idi” dedi. Bunun üzerine tekrar izlerini takip ederek gerisingeri döndüler.
65. Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik
66. Mûsâ ona, “Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi.
67. Adam, şöyle dedi: “Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin.”
68. “İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?”
69. Mûsâ, “İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim” dedi.
70. O da şöyle dedi: “O hâlde, eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın.”
71. Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde (adam) gemiyi deldi. Mûsâ, “Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın.” dedi.
72. Adam, “Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?” dedi.
73. Mûsâ, “Unuttuğum için bana çıkışma ve bu işimde bana güçlük çıkarma!” dedi.
74. Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında, adam (hemen) onu öldürdü. Mûsâ, “Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!” dedi.
75. Adam, “Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?” dedi.
76. Mûsâ, “Eğer bundan sonra sana bir şey hakkında soru sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme. Doğrusu, tarafımdan (dilenecek son) özre ulaştın (bu son özür dileyişim)” dedi.
77. Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Mûsâ, “İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın” dedi.
78. Adam, “İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir” dedi. “Şimdi sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatacağım.”
79. “O gemi, denizde çalışan birtakım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı.”
80. “Çocuğa gelince, anası babası mü’min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk.”
81. “Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik.”
82. “Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.”