I – Muhyiddin-i Arabi: Hz. Peygamber’i (S.a.v) Bir Mubessirede Gördüm. Elinde Bir Kitap Vardı Ve Bana Soyle Buyurdu: “Bu Kitap Fususu’l-Hikem’dir. Bunu Alıp İnsanlara Gotur Ki Ondan Faydalansınlar”. Bende Bu Kitabın Herhangi Bir Fazlalık Veya Eksiklik Olmaksızın, Hz. Peygamber’in Bana Getirdiği Sınırlar İcerisinde Ortaya Konması İcin İsteneni Yerine Getirdim Ve Niyetimi Hālislestirdim Ve Kendimi/Nefsani Kasıd Ve Himmetlerden Arındırdım
II – O Gece Mâna Âleminde Hazret-İ Peygamber’i Görüyor, Elinde Bir Kitap Tutmuş, Kendisine Hitap Ederek, “Bu, Fusûs Ul-Hikem Kitabıdır. Bunu Al Ve Halkın Faydalanması İçin Muhteviyatını Açıkla” Diyor
.
I – Muhyiddin-i Arabi: Hz. Peygamber’i (S.a.v) Bir Mubessirede Gördüm. Elinde Bir Kitap Vardı Ve Bana Soyle Buyurdu: “Bu Kitap Fususu’l-Hikem’dir. Bunu Alıp İnsanlara Gotur Ki Ondan Faydalansınlar”. Bende Bu Kitabın Herhangi Bir Fazlalık Veya Eksiklik Olmaksızın, Hz. Peygamber’in Bana Getirdiği Sınırlar İcerisinde Ortaya Konması İcin İsteneni Yerine Getirdim Ve Niyetimi Hālislestirdim Ve Kendimi/Nefsani Kasıd Ve Himmetlerden Arındırdım
“627 senesinin Muharrem ayının asr-i ahirinde Sam’da Hz. Peygamber’i (sallallahu aleyhi ve sellem) bir mubessirede gördüm. Elinde bir kitap vardı ve bana soyle buyurdu: “Bu kitap, Fususu’l-Hikem’dir. Bunu alıp insanlara gotur ki ondan faydalansınlar.” Ben soyle dedim: “İsittim ve itaat ettim. Biz Allah’a, Resul’une ve bizden olan ulu’l-emre itaatle (Nisa, 4/29) emrolunduk.”
Dolayısıyla, bu kitabın herhangi bir fazlalık veya eksiklik olmaksızın, Hz. Peygamber’in bana getirdiği sınırlar icerisinde ortaya konması icin isteneni yerine getirdim ve niyetimi hālislestirdim ve kendimi/nefsani kasıd ve himmetlerden arındırdım. Allah Teala’dan bu kitabı ortaya koyarken ve butun hallerimde beni seytānın uzerilerinde tahakkumu bulunmayan kullarından kılmasını; parmaklarımın yazdığı ve dilimin soylediği ve kalbimin icine aldığı butun herseyde ilahi korumayla, beni, kalbimin tabiat alemine muteveccih yuzunde/ru-i nefsi ahadiyet mertebesinden gelen ilhamlara/ilkā-i subbuhi ve ruhun uflenisine dair ihtisāsını; bu sekilde, kendi hukumlerimi mutahakkim değil yalnızca tercuman olmayı; oyle ki, kalb ehli olan ehlullahtan bu kitabı anlayan kisinin, telbisin girdiği nefsin garazlarından munezzeh olan, takdis makāmından indiğini mutehakkık olmasını istedim ve bunun icin duacı oldum. Hak Teala’nın duamı isittiğinde, nidamı kabul etmesini dilerim. Ben, ancak bana ilkā olunan seyi ilkā ettim. Ben bu kitab/mastūr icerisinde, ancak benim uzerime inen ilmi indirdim. Ben nebi de resul de değilim, sadece Resullullah’a varis ve ahiretime harisim.
Kaynak: https://www.islam-tr.net/konu/ibn-arabi%E2%80%99nin-hatalari.15584/
.
II – O Gece Mâna Âleminde Hazret-İ Peygamber’i Görüyor, Elinde Bir Kitap Tutmuş, Kendisine Hitap Ederek, “Bu, Fusûs Ul-Hikem Kitabıdır. Bunu Al Ve Halkın Faydalanması İçin Muhteviyatını Açıkla” Diyor
Fusûs ul-hikem, Muhyiddin-i Arabi’nin 627 hicret yılında Şam’da bulunduğu sıralarda bir gece görmüş olduğu gerçek bir rüyan’ın ilhamıyla yazılmıştır. Şeyh o gece mâna âleminde Hazret-i Peygamber’i görüyor, elinde bir kitap tutmuş, kendisine hitap ederek, “bu, Fusûs ul-hikem kitabıdır. Bunu al ve halkın faydalan*ması için muhteviyatını açıkla” diyor.
Şeyh de Yüce Peygamber’in bu manevî işaretine uyarak hemen Cenab-ı Peygamber’den aldığı emir ve ilham çerçevesi içinde, kitap muhtevasını, artıksız ve eksiksiz olarak, olduğu gibi naklediyor, daha doğrusu Hazret-i Peygamber’den aynen nakil ve tercüme ediyor.
Fusûs ul-Hikem’in doğrudan doğruya Hazret-i Peygamber tarafından Şeyh-i Ekber’e talim ve telkin edilmiş bir eser olduğuna göre, Şeyhin taraftarlan bu hususta şüphe ve tereddüde mahal olmadığını ve Şeyh’e hâşâ yalan isnatı varit olamayacağını söyliyerek mevzu ve gayesi iman ehlinin irşadına matuf olan bu eserin biı hadîs kitabı gibi telâkki edilmesi gerekli bulunduğunda ittifak etmişlerdir.
Kaynak: Fusus ul-Hikem – Muhyiddin-i Arabi, M.E.B. Yayınları, İst-1992 (S.11-12)