Yoksa Gavsım Savaşa Katılsa Ayakta Tekbir Düşman Kalmaz; Elinde Herhangi Bir Silah Olmasa Bile İki Rekat Namazla Düşman Ordularını Durdurur, Manevi Oklar Fırlatarak Düşmanları Yokeder

I – Allah Dostlarının Kerametleri: Düşman Ordusunu Kahredip Zafer Kazanmak, Rüzgar Estirip Esen Rüzgarı Dindirmek, Ateşte Yanmamak Ve Öldürücü Sebeplerden Müteessir Olmamak, Bir Anda Birkaç Yerde Görünmek, Su Üzerinde Yürümek Ve Havada Uçmak, Uzun Zamanı Kısaltmak, Kısa Zamanı Uzatmak

II – Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Kale Kapısından Dışarı Çıktı. Konya’yı Arkasına Alacak Şekilde Bir Yüksek Yere Geldi Ve Kuşluk Namazına Durdu. İslâm’ı Henüz Tanımayan Moğol Ordusu, Bu Heybetli Velînin Vakur Duruşundan Korktular, Ok Atmaya Niyetlendiler Fakat Başarılı Olamadılar, Attıklaır Her Ok Kendilerine Geri Döndü. “Bu Mubarek Zatın Gazabına Uğramamak Lazım.” Diyerek Şehri Muhasara Etmekten Vazgeçti.

III – Emir Sultan Hazretleri Kendisini Ve Hundi Sultanı Öldürmeye Me’mur Olan Kırk Sipahiyi Mânevi Oklarla Öldürmüş, Tasavvuf Istılâhıyla Söyleyelim

IV – O Dilerse Tıpkı Bir Şamanın Voodoo Büyüsüyle Yaptığı Gibi Düşmanını Kafasını Kesebilir: Hazret Gülerek Derviş Salih’e Şöyle Buyurdular- Şu Bütün Duran Baş Kabağı Getir, Der. Salih De Baş Kabağı Koparıp Getirmek İsterken Şeyh Efendi Arkasından Yetişip Kabağı Başından Kesip Yere Bırakır. Ve Şöyle Buyurur: Ya Tbn-İ Harbî Baş Kesmek, Adam Öldürmek, Masum Kanı Akıtmak Nasıl Olurmuş… O Arada Elinde Kara Saplı Bir Bıçak Tutan El Uzandı, Harb’in Başını Gövdesinden Ayırdı- Ve Öldürdü

.

I – Allah Dostlarının Kerametleri: Düşman Ordusunu Kahredip Zafer Kazanmak, Rüzgar Estirip Esen Rüzgarı Dindirmek, Ateşte Yanmamak Ve Öldürücü Sebeplerden Müteessir Olmamak, Bir Anda Birkaç Yerde Görünmek, Su Üzerinde Yürümek Ve Havada Uçmak, Uzun Zamanı Kısaltmak, Kısa Zamanı Uzatmak
Veliler başbuğu Şahı Nakşibend Kitabından;
EVLİYADAN SUDÛR EDEN KERAMETLER: Allah’ın Velilerinden sudur eden yüksek kerametlerin sayısı ve çeşitleri pek çok olduğundan bunları bir arada zikretmek imkan dışıdır. Yalnız şunu belirtelim ki kerametin nevi (türü) yirmi beştir.
6.Su üzerinde yürümek ve havada uçmak
7.Uzak mesafeyi yakın etmek, yakın mesafeyi uzak etmek
8.Uzun zamanı kısaltmak, kısa zamanı uzatmak
11.Allah katında duası makbul olmak, kul yanında sözü geçmek
15.Rüzgar estirip esen rüzgarı dindirmek, soğuğu sıcak sıcağı soğuk yapmak
17.Düşman ordusunu kahredip zafer kazanmak
18.Ateşte yanmamak ve öldürücü sebeplerden müteessir olmamak
20.Bir anda birkaç yerde görünmek ve halkın gözünden gizlenmek
21.Bir anda halka yardım etme, uzakta konuşulanları işitebilmek ve sözünü çok uzak yerlere duyurup dinletmek
24.Gözden uzakta olan mensuplarını korumak, kötülükten kurtarmak, ibadete mecbur etmek
Kaynak: Nasrullah Efendi, Veliler Başbuğu Şah-ı Nakşibend, Syf. 166-167

.

II – Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Kale Kapısından Dışarı Çıktı. Konya’yı Arkasına Alacak Şekilde Bir Yüksek Yere Geldi Ve Kuşluk Namazına Durdu. İslâm’ı Henüz Tanımayan Moğol Ordusu, Bu Heybetli Velînin Vakur Duruşundan Korktular, Ok Atmaya Niyetlendiler Fakat Başarılı Olamadılar, Attıklaır Her Ok Kendilerine Geri Döndü. “Bu Mubarek Zatın Gazabına Uğramamak Lazım.” Diyerek Şehri Muhasara Etmekten Vazgeçti.
Baycu Noyan komutasında Moğol askerleri, Konya’yı kuşattıklarında, Konya halkı çaresizlik içinde Mevlânâ’ya koştular ve ondan yardım istediler. Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, herkes çaresizlik içinde birbirleriyle helâlleşirken kale kapısından dışarı çıktı. Konya’yı arkasına alacak şekilde bir yüksek yere geldi. Üzerinde yeşil elbiseler vardı. Yüzü örtülüydü. Bu şekilde kuşluk namazına durdu ve uzunca bir süre namaz ile meşgul oldu. İslâm’ı henüz tanımayan Moğol ordusu, bu heybetli velînin vakur duruşundan korktular. Korkularından kurtulmak için Mevlânâ hazretlerine ok atmaya niyetlendiler fakat başarılı olamadılar. Ne kadar uğraşalar da yayı geremiyorlardı. Bunun üzerine manevîyatı bozulan Moğol ordusu, atlarına binerek kaçmak istediler. Fakat bunda da başarılı olamadılar. Atların hiçbiri bir adım bile ileri gitmiyordu. Konya halkı da bu ibretlik olayı kale burçlarından izliyorlardı. Yaşanan bu olay Baycu Noyan’a aktarıldığında çadırından çıktı ve ok ve yay istedi. Mevlânâ’ya doğru ok atmaya başladı her attığı ok kendinsine geri döndü. Üç defa ok attıktan sonra atına atladı ve Mevlânâ’nın üzerine doğru yürümeye çalıştı fakat bunda da başarılı olamadı. Bunun üzerine oldukça hiddetlenen Baycu Noyan atından inerek, yürüyerek Mevlânâ’nın yanına varmak istedi ancak bunda da başarılı olamadı. İki ayağı da bağlanarak olduğu yerde kaldı. Bunun üzerine Mevlânâ’nın manevî gücü olduğunu anladı ve askerlerine, “Bu, gerçekten kutsal bir adam. Her şehirde böyle bir adam olsaydı, bunlar bize asla yenilmezlerdi. Bu adamın gazabına uğramamak lazım.” diyerek şehri muhasara etmekten vazgeçti. Bu, Mevlevîliğin temel Kaynaklarından olan Eflâki’nin anlattığı bir menkîbedir.
Kaynak: http://www.beyaztarih.com/mogol-tarihi/baycu-noyan-mogollarin-turkiyedeki-gucu

.

III – Emir Sultan Hazretleri Kendisini Ve Hundi Sultanı Öldürmeye Me’mur Olan Kırk Sipahiyi Mânevi Oklarla Öldürmüş, Tasavvuf Istılâhıyla Söyleyelim
Yukarıda arzettiğimiz gibi her şeye kaadir olan ALLAHü Zülcelâlin velisi hem kâmil, hem hamîd’dir. Ölüleri dirilttiği gibi her şeye kaadirdir de. O Hak suretinde tecellî eden halk’dır. Veya ilâhi me-âni ile tahakkuk etmiş halkdır ki bu âlemde noksan ve kemâîlyle parlayan güneş de odur. Sema ve arz, uzunluk ve genişlik onda mü-tecellîdir. Hayy olan varlıklara Mümît – öldürücü – esmâsıyla kendisinde tecelli ederek öldüren de o velîdir. Bu sırra mebnidir ki Emir Sultan Hazretleri kendisini-ve .Hundi Sultanı öldürmeye me’mur olan kırk sipahiyi mânevi oklarla öldürmüş, tsaavvuf ıstılâhıyla soy- . leyelim. Yukarıda ayrıntılarıyla açıkladığımız Hû kayığına bindir-miştir. Dikkat buyurulacak olursa Hû kayığı ıstılahı ile, yâni nüve kayığındaki, hüve lafzıyla (Lemuhyü mevtü ve hüve âlâ külli şeyin kadir) âyet-i celilesindeki (Hüve) arasında sıkı bir irtibat – bağlantı vardır.
Kaynak: Yasin-i Şerif’in Meal Tefsir ve Hassaları – Emir Sultan, Meral yayınevi, İstanbul, Yayına Hazırlayan: Kadir Meral (S.29)

.

IV – O Dilerse Tıpkı Bir Şamanın Voodoo Büyüsüyle Yaptığı Gibi Düşmanını Kafasını Kesebilir: Hazret Gülerek Derviş Salih’e Şöyle Buyurdular- Şu Bütün Duran Baş Kabağı Getir, Der. Salih De Baş Kabağı Koparıp Getirmek İsterken Şeyh Efendi Arkasından Yetişip Kabağı Başından Kesip Yere Bırakır. Ve Şöyle Buyurur: Ya Tbn-İ Harbî Baş Kesmek, Adam Öldürmek, Masum Kanı Akıtmak Nasıl Olurmuş… O Arada Elinde Kara Saplı Bir Bıçak Tutan El Uzandı, Harb’in Başını Gövdesinden Ayırdı- Ve Öldürdü
Seyyidler Seyyidi Cemâleddin Buhari’den şöyle rivayet olunur: Çok sevdiği müridlerinden Derviş Salih isminde birisi gelip kendilerine Harb isminde birisi seni öldürmek niyyet ve kastindedir, gece gündüz sizi kolluyor. Sebebi ise bizim kızı, cariyenizi kendisine vermediğimiz için imiş.
Hazret gülerek derviş Salih’e şöyle buyurdular-.
— Şu bütün duran baş kabağı getir, der. Salih de baş kabağı koparıp getirmek isterken Şeyh Efendi arkasından yetişip kabağı başından kesip yere bırakır. Ve şöyle buyurur:
— Ya tbn-i Harbî Baş kesmek, adam öldürmek, masum kanı akıtmak nasıl olurmuş…
Derviş Salih kıssanın sonunu şöyle anlatır:
— Ben bu hâdiseden sonra dışarıya çıkıp Hazretin huzurundan ayrıldım, Baktım bir grup insanlar tabut içinde bir cenaze götürüyorlar. Bu ölen adam kim? diye sorduğumda, tabutu taşıyanlardan birisi:
— Bu Mukatil İbn-i Harb’dir. Bugün sabahleyin bizimle oturmuş sohbet ediyorduk. O arada elinde kara saplı bir bıçak tutan el uzandı, Harb’in başını gövdesinden ayırdı- ve önümüze koydu, dedi. Teçhiz tekfin için evine götürüyoruz. Ondan sonra defnedeceğiz.
Kaynak: Yasin-i Şerif’in Meal Tefsir ve Hassaları – Emir Sultan, Meral yayınevi, İstanbul, Yayına Hazırlayan: Kadir Meral (S.164)

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın