I – Celâliyye Zuhurunda, Kendisinden Habersiz Olarak Kahır Yüzünden Tasarrufa Dair Bazı Alâmetler Zuhur Eder, O Ânda Hasıl Olur. Yani, O Halde İken, Bir Kimseye: “Öl!” Demiş Olsa, O Saat Oluverir. Bir Ölüye De: “İznimle Kalk!” Demiş Olsa, O Saat Diriliverir.
Gerçeği, TECELLİ-İ-ZÂT keyfiyyetinin ilk mertebesidir.
2. Azizim: Malûm ola ki, bu Zât-ı-şerifler, TECELLİ-İ-ZAT’ta ilerleyerek MÜSTAGRAKİYN-İ- Fİ-ZÂT olurlar. Yani, keyfiyyetsiz Zât-ı-ecelli âlâda, öylesine garkolurlar ki, ken- dilerinden asla ve kat’iyyen haberleri olmaz.
Bu tecellide de, iki hal zuhur eder:
Birine CELÂLİYYE ve diğerine CEMALİYYE tâbir olu-nur.
CELÂLİYYE zuhurunda, kendisinden habersiz olarak kahır yüzünden tasarrufa dair bazı alâmetler zuhur eder, o ânda hasıl olur. Yani, o halde iken, bir kimseye: (ÖL!) demiş olsa, o saat oluverir. Bir ölüye de: (İZNİMLE KALK!) demiş olsa, o saat diriliverir. Böylece, her ne söylerlerse, derhal oluverir.
CEMALİYYE halinin zuhurunda da, kendisinden habersiz olarak; kerem, lütuf ve ihsan yönünden tasarrufa dair her ne olursa, kendilerinden zuhur edecek söze göre derhal vücut bulur. O kadar ki, bir harfi bile kaybolmaz.
Bu keyfiyyete de, TECELLİ-İ-ZÂT’ın ikinci mertebesi olan MÜSTAGRAKİYN-İ-Fİ-ZÂTİLLAH tâbir olunur.
Kaynak: Miftahul Kulub 2 (Kalblerin Anahtarı) – Mehmed Nuri Şemsüddin Nakşibendi, Salah Bilici Kitabevi, İst-1979 (s:123-124)
II – Hz Geylani’nin “Ol” Emri İle Tavuğa Hayat Vermesi: Hz. Abdülkadir Yenice Yemekten Kalkmış. Sofrada Tavuk Varmış. Tavuğu Yemiş Ve Tavuğun Kemikleri De Sofrada Duruyormuş… Abdülkadir Geylani Hazretleri, Tavuğun Kemiklerini Bir Araya Getirdikten Sonra: Allah’ın İzniyle Kalk, Dedi. Tavuk Derhal Canlanıp “Gıd Gıd Gıdaak” Diyerek Kaçıp Gitti.
Bir kadın, çocuğunun elinden tutmuş vaziyette Gavsül Azam Abdülkadir Geylani Hazretleri’nin huzuruna geldi.
– Ey sultan! Bu oğlum sizin aşkınızla yanıp tutuşuyor. Yemekten içmekten kesildi. Dilinde sadece siz varsınız. Ne olur kabul buyurun da sizin yanınızda kalsın.
Gavsül Azam Hazretleri kabul etti ve çocuk tekkede kalmaya başladı. Abdülkadir Geylani Hazretleri’nin çocuğa ilk emri:
– Evladım, ilk işin nefsinle mücadele etmek olacak. Nefsinin dediklerini yapmayacaksın, oldu.
Çocuk, aldığı emri yerine getirmek için uğraşmaya başladı. Doğru dürüst yemediği için, zaten sararıp solmuş olan çocuk, nefsinin isteklerini yapmamak için yemeden ve içmeden iyice uzaklaştı. Benzi sarardı, soldu.
Günlerden bir gün annesi ziyaretine geldi. Baktı ki oğlunun hali içler acısı. Beti benzi solmuş. Haliyle acıdı. Bu arada Abdülkadir Geylani Hazretleri’ni de görmek istedi. Huzura aldılar. İçeri girince gördü ki, Hz. Abdülkadir yenice yemekten kalkmış. Sofrada tavuk varmış. Tavuğu yemiş ve tavuğun kemikleri de sofrada duruyormuş. Bu durumu yadırgayan kadın:
– Ya üstad! Benim çocuğumun gıdasızlıktan benzi solarken, sizin tavuk yemeniz reva mı? diye sormadan edemedi. Bunun üzerine tekrar sofraya dönen Abdülkadir Geylani Hazretleri, tavuğun kemiklerini bir araya getirdikten sonra:
– Allah’ın izniyle kalk, dedi.
Tavuk derhal canlanıp “Gıd gıd gıdaak” diyerek kaçıp gitti.
Abdülkadir Geylani Hazretleri kadına dönerek:
– Oğlunun bu hale gelmesini istemez misin?
Şimdilik öyle olacak. Fakat bu duruma gelince de istediğini yiyebilir
Kaynak: http://www.incemeseleler.com/nce-hikayeler/647-gavsuel-azam-n-bir-kerameti.html
III – Muhammed Zahid, Şah-I Nakşibend Hazretlerine: Netice Olarak Feda Nedir? Diye Sordu. Nakşibendî Hazretleri: Eğer Dervişe “Öl” Denirse Hemen Ölmesidir, Buyurdular. Ruhunu Teslim Etti!.. Sonra Kendisinde Öyle Bir Hal Zuhur Etti Ki, Muhammed Zahid’e Dönerek: -“Bi Mîr-Öl!” buyurdu. Mürid Muhammed Zahid Hemen Düşüp Ruhunu Teslim Etti. Ayakları Kıble Tarafına, Sırtüstü Olduğu Halde Güneşin O Müthiş Harareti Altında Saatlerce Cansız Olarak Kaldı
Sâdık müridlerinden biri olan Muhammed Zahid ile birlikte bir iş için ellerinde baltaları olduğu halde dağa çıkmışlardı. Orada baltalarını bir kenara bırakarak sohbete daldılar. Sohbet o kadar ilerledi ki, her şeyi unutmuşlar, zaman da hayli ilerlemişti. Sonunda söz “Kulluk ve feda” (Allah’a kulluk ve yolunda kendini feda) konusuna geldi. Muhammed Zahid, Şah-ı Nakşibend hazretlerine: – Netice olarak feda nedir? diye sordu. Nakşibendî hazretleri: – Eğer dervişe “öl” denirse hemen ölmesidir, buyurdular. RUHUNU TESLİM ETTİ!.. Sonra kendisinde öyle bir hal zuhur etti ki, Muhammed Zahid’e dönerek: -“Bi mîr-Öl!” buyurdu. Mürid Muhammed Zahid hemen düşüp ruhunu teslim etti. Ayakları kıble tarafına, sırtüstü olduğu halde güneşin o müthiş harareti altında saatlerce cansız olarak kaldı. Hatta öyle oldu ki güneşin harareti yüzünü, artık karartmaya başlamıştı. Şah-ı Nakşibend hazretleri burasını şöyle anlatmaktadır: “Onun ruhunu teslim etmesine epeyce üzül-müştüm. Orada hayretler içinde düşünceyle oturduğum ağacın dibinden kalkarak, onun yanına vardım. Hayretim daha da artmıştı. Bu hayret içerisinde içime ilham geldi. Üç kerre (Ya Muhammed zinde şev=Ey Muhammed. Diril!) dedim. Derhal canlılık alâmetleri görülmeye, hareketlenmeye başladı. Çok geçmeden de evvelki hâline döndü…”
Kaynak: http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/vehbi-tulek/433697.aspx
Kaynak: Youtube / Kuranda Vahiy Kavramı ve Tasavvufta Vahiy Algısı Vahit -2 dk: 1.27.31)
(Ayet) (Kâfirler) O’nu (Allah’ı) Bırakıp, Hiçbir Şey Yaratamayan, Bilakis Kendileri Yaratılmış Olan, Kendilerine Bile Ne Zarar Ne De Fayda Verebilen, Öldürmeye, Hayat Vermeye Ve Ölüleri Yeniden Diriltip Kabirden Çıkarmaya Güçleri Yetmeyen Tanrılar Edindiler.
Furkân Suresi;
3. (Kâfirler) O’nu (Allah’ı) bırakıp, hiçbir şey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine bile ne zarar ne de fayda verebilen, öldürmeye, hayat vermeye ve ölüleri yeniden diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler.)