I – Geceyarısında Sonra Benim Dolaşmam Var. Benim Dolaşmamı Onlar Bilmez. Ben Araba İstemem, At İstemem, Yanımda Bekçi İstemem. Bizim Vazifemiz Başkadır. Allah’ın Çeşitli Kulları Var Oğul. Manevi Ruha (Vuvaaa) Sahipleri Var. Yedilerimiz Var, Lefkoşede.. Biliyn Mi
II – O Gavski Bedeninden de Münezzehtir; Gavs Dilerse Diğer Bedenlerde Girebilir, Şekil Değiştirir (Shapeshifter), İsterse Kedi Köpek Gibi Hayvanların Şekline Bile Girebilir! Ben Yine Sordum: Bu Kedi, Köpek Gibi Hayvanlar Şeklinde Olabilir Mi? Evet, Dedi. Şeytanlar Zulmettendir, Bâtıldandır. Velîler İse Hak Ve Nurdandır. Zulmet İle Nur İki Ordudur. Mukadder Olanı Meydana Getirmek İçin Bu Zikredilen Hayvanlar Şeklinde Bu Ordular Tasavvur Eder…Cenab-ı Hak Emretmiş İse O Velînin Ruhu O Hane (Hayvan) Suretine Girer, Tâ Ki, Kaderi İlâhi İnfaz Olunur
III – Kendi Bedeninde Tasarruf Eder. Bu Da Umumîdir. Ama Enbiyâ Ve Evliya, Diğer Bedenlerde De Mutasarrıf Olurlar. Lâkin Kullukları İle Kemâle Erenler Ve Hakikat Zirvesine Varanlar Ve Bütün İşleri Uygun Görenler Ve Gönül Âlemi İçine Girenler!
IV – Sen Onu Cüzzamlı ve Çirkin Görürsün Ama İsterse Şekil Değişitirir: Ebû Abdullah Zifaf Gecesi Kız Evde Yalnız Kaldıklarında, Ebû Abdullah Kureşî Hamama Girdi, Uzun Boylu Ve Yakışıklı Bir Sûret İle Çıktı. Dediki: Bundan Sonra, Seninle Olduğum Zaman Böyle Kalacağım. Ama Başkaları İle Berâber Olunca, Öbür Şeklimle, Yâni Cüzzamlı Olacağım. Fakat Bu Durumu, Ben Ölünceye Kadar Kimseye Söyleme.”
V – Debbağ Hazretleri Müridin Gönlünün Dış Görüntüye Kayıp Kaymayacağını Kontrol Etmek İçin Kerâmetiyle İki Bayan Görüntüsüne Bürünmüş; Hatta Çölde Bir Hayal Şehir Oluşturmuş Ve Sonra O Hayali Söndürmüştü!
.
I – Geceyarısında Sonra Benim Dolaşmam Var. Benim Dolaşmamı Onlar Bilmez. Ben Araba İstemem, At İstemem, Yanımda Bekçi İstemem. Bizim Vazifemiz Başkadır. Allah’ın Çeşitli Kulları Var Oğul. Manevi Ruha (Vuvaaa) Sahipleri Var. Yedilerimiz Var, Lefkoşede.. Biliyn Mi
Muhabir: Lefkeniz nasıl lefke? Geceleri çıkar dolaşırsınız biraz? Dolaştırırlar arabayla sizi, lefke güzel?
Şeyh Nâzım Kıbrısî Hazretleri (k.s): Geceyarısında sonra benim dolaşmam var. Benim dolaşmamı onlar bilmez. Ben araba istemem, at istemem, yanımda bekçi istemem. Bizim vazifemiz başkadır..
Muhabir: Evet.. geceyarısından sonra?
Şeyh Nâzım Kıbrısî Hazretleri (k.s): Allah’ın çeşitli kulları var oğul. Manevi ruha (vuvaaa) sahipleri var. Yedilerimiz var, lefkoşede.. biliyn mi?
Bu 14 harbı.. ki.. dün şeyini yaptılar… Çanakkale… Umumi harpta, benim dedem gömülmüş, yediler atların üstünde ummanlan geçer, Aradan 3 saat geçti.. geliyır.. yatırırlarmış şeye
Kaynak: Youtube / Ben Gece Yarısından Sonra Dolaşırım
.
(Ayet) Ey insanlar! (Size) Bir Misal Verildi; Şimdi Onu Dinleyin: Allah’ı Bırakıp Da Yalvardıklarınız (Taptıklarınız) Bunun İçin Bir Araya Gelseler Bile Bir Sineği Dahi Yaratamazlar. Sinek Onlardan Bir Şey Kapsa, Bunu Ondan Geri De Alamazlar. İsteyen De Âciz, Kendinden İstenen De!
HACC-73 ayeti
Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah’ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de!
.
II – O Gavski Bedeninden de Münezzehtir; Gavs Dilerse Diğer Bedenlerde Girebilir, Şekil Değiştirir (Shapeshifter), İsterse Kedi Köpek Gibi Hayvanların Şekline Bile Girebilir! Ben Yine Sordum: Bu Kedi, Köpek Gibi Hayvanlar Şeklinde Olabilir Mi? Evet, Dedi. Şeytanlar Zulmettendir, Bâtıldandır. Velîler İse Hak Ve Nurdandır. Zulmet İle Nur İki Ordudur. Mukadder Olanı Meydana Getirmek İçin Bu Zikredilen Hayvanlar Şeklinde Bu Ordular Tasavvur Eder…Cenab-ı Hak Emretmiş İse O Velînin Ruhu O Hane (Hayvan) Suretine Girer, Tâ Ki, Kaderi İlâhi İnfaz Olunur
Ben yine sordum:
-Bu kedi, köpek gibi hayvanlar şeklinde olabilir mi?
-Evet, dedi. Şeytanlar zulmettendir, bâtıldandır. Velîler ise hak ve nurdandır. Zulmet ile nur iki ordudur. Mukadder olanı meydana getirmek için bu zikredilen hayvanlar şeklinde bu ordular tasavvur eder. Meselâ, Zeyd adındaki bir şahsı zehirleyerek öldürmesini Cenab-ı Hak emretmiş ise o velînin ruhu o hane (hayvan) suretine girer, tâ ki, kaderi ilâhi infaz olunur.
Ben dedim ki:
–Velinin ruhunda zehir yok ki, onu nasıl zehirliyor?
Buyurdu ki:
–Zehir dediğin nedir ki? Zehir dediğin velînin himmeti, azimesidir. Velînin himmeti azimesinden bütün eşya müteesir olur.
Kaynak: Kitab-ül-ibriz, Abdülaziz Ed-Debbağ, Seha Neşriyat, İst.1997 (S.243-44)
.
III – Kendi Bedeninde Tasarruf Eder. Bu Da Umumîdir. Ama Enbiyâ Ve Evliya, Diğer Bedenlerde De Mutasarrıf Olurlar. Lâkin Kullukları İle Kemâle Erenler Ve Hakikat Zirvesine Varanlar Ve Bütün İşleri Uygun Görenler Ve Gönül Âlemi İçine Girenler!
Kendi bedeninde tasarruf eder. Bu da umumîdir. Ama enbiyâ ve evliya, diğer bedenlerde de mutasarrıf olurlar. Lâkin kullukları ile kemâle erenler ve hakikat zirvesine varanlar ve bütün işleri uygun görenler ve gönül âlemi içine girenler,
Mevlânın huzurunda edeb ile duranlar, tevekkül makamında teslim ve razı olurlar. Dua ve himmete bir yer bulmayıp, tedbir ve tasarrufdan kalırlar. Zira her şeyi, Hakk’ın muradına uygun bulurLar. O hâlde hangi kâmilde, bu üç hususiyet, yâni uyanık hâlde rüya, ilm-i ledünnî ve diğer cisimlerde tasarruf bulunursa, o evliyanın seçkinlerindendir.
Kaynak: Marifetname – Erzurumlu İbrahim hakkı, Bedir yay., İst-1993 (S.580)
.
IV – Sen Onu Cüzzamlı ve Çirkin Görürsün Ama İsterse Şekil Değişitirir: Ebû Abdullah Zifaf Gecesi Kız Evde Yalnız Kaldıklarında, Ebû Abdullah Kureşî Hamama Girdi, Uzun Boylu Ve Yakışıklı Bir Sûret İle Çıktı. Dediki: Bundan Sonra, Seninle Olduğum Zaman Böyle Kalacağım. Ama Başkaları İle Berâber Olunca, Öbür Şeklimle, Yâni Cüzzamlı Olacağım. Fakat Bu Durumu, Ben Ölünceye Kadar Kimseye Söyleme.”
BENİ EBÛ ABDULLAH KUREŞÎ İLE EVLENDİR
Ebû Abdullah el-Kureşî’yi sevenlerden bir kişi bir gün evinden işine giderken, hanımına bir arzusu olup olmadığını sordu. Hanımı; “Kızına sor.” dedi. O zât kızına dönerek; “Ne arzu ediyorsan söyle.” deyince, kızı; “Benim isteğime senin gücün yetmez.” dedi. Bunun üzerine o zât kızına; “Allah’ın izniyle dediğini yapmaya çalışırım, istersen bin altın olsa bile.” deyince, kızı; “O hâlde beni Ebû Abdullah Kureşî ile evlendir.” dedi. O zât buna çok şaşırdı. Çünkü, Ebû Abdullah Kureşî cüzzamlı olduğu için, dış görünüşüne göre hiç bir kadın onunla evlenmeye râzı olmazdı. Bunun üzerine, kızına söz verdiği için Ebû Abdullah Kureşî’nin yanına gitti ve durumu ona anlattı. Ebû Abdullah Kureşî o zâta; “Kâdıyı çağır.” dedi. Adam kâdıyı çağırdı. Kâdı geldi ve kızla nikâhlarını kıydı. Kızı, Ebû Abdullah Kureşî’nin yanına girmesi için hazırladılar. Bütün hazırlıklar bitince, herkes evden ayrıldı. Ebû Abdullah Kureşî ile kız evde yalnız kaldıklarında, Ebû Abdullah Kureşî hamama girdi. Hamamdan çıktığı zaman, uzun boylu ve yakışıklı bir sûret almıştı. Üzerinde güzel bir elbise vardı. Değişik bir hâlde gören kız onu tanıyamadı. Kendine yakın olmamasını söyledi. Ebû Abdullah el-Kureşî; “Benden çekinme, ben yabancı değilim. Nikâhlın Ebû Abdullah el-Kureşî’yim.” deyince, kız; “Sen Kureşî değilsin.” dedi. Bunun üzerine Ebû Abdullah el-Kureşî;
“Allah adına yemin ederim ki, ben Kureşî’yim.” deyince, kız inandı ve;”Bu ne hâldir?” diye sordu. Ebû Abdullah Kureşî, “Bundan sonra, seninle olduğum zaman böyle kalacağım. Ama başkaları ile berâber olunca, öbür şeklimle, yâni cüzzamlı olacağım. Fakat bu durumu, ben ölünceye kadar kimseye söyleme.” dedi. Bunun üzerine gelin hanım;”Kimseye söylemeyeceğime söz veriyorum. İstersen benim yanımda dururken de cüzzamlı olarak kalabilirsin.” dedi. Ebû Abdullah Kureşî, onun kendisiyle dış görünüşü için değil de, ilmi ve takvâsı için evlendiğini anlayarak; “Allahü teâlâ sana bolca hayırlar ihsân etsin.” diye duâ etti. Hanımı bu durumu, Ebû Abdullah Kureşî hazretleri ölünceye kadar kimseye anlatmadı.
Kaynak: http://www.geylanivakfi.com/evliyalar/ebu-abdullah-el-kuresi-k-s.html
.
V – Debbağ Hazretleri Müridin Gönlünün Dış Görüntüye Kayıp Kaymayacağını Kontrol Etmek İçin Kerâmetiyle İki Bayan Görüntüsüne Bürünmüş; Hatta Çölde Bir Hayal Şehir Oluşturmuş Ve Sonra O Hayali Söndürmüştü!
İlmi, irfânı ve kerâmeti makamının yüksekliği nedeniyle gizli olmayan Abdulaziz Debbağ Hz.leri ile ilgili anılarından birisini el-İbriz’de şöyle anlatmaktadır:
“Efendim bilginlerin sorularına cevap verdi. Onların sınavını kabul etti. İstese idi onların cevap veremeyeceği sorular sorar, onların altından kalkamayacağı sınavlar yapardı. Ama âriflerin amacı sorularla halkı sıkıştırmak değil, cevaplarla kalblerdeki ve kafalardaki tıkanıklıkları açmaktır. Aklım sınavlarla meşgulken çölde bir köye doğru yolculuk yapıyorduk. Hem yürüdük hem de bu konuda konuşmaya başladık. Bir mürşidin halifelik (irşad görevi) vereceği bir müridini nasıl sınav ettiğini anlattı.”
Dedi ki: “Mürşid hilâfet vereceği müridini alış veriş için şehir pazarına gönderdi. İki dükkanın yerini tarif etti. İki satıcıdan birisinin malını tercih ederek satın almasını istedi. Mürid tarif edilen yerlere gitti. Birinci satıcı yaşlı bir kadındı. Malı tanıtırken asık suratlı davrandı fazla konuşmadı. Mürid diğer dükkâna gitti. Aynı malı sordu. Satıcı çok genç bir bayandı. Çok tatlı dili ile malı tanıttı, tebessümlerle hal hatır sordu, ipek elbiseleri ve misk-ü amber kokularıyla müridi çok derinden etkiledi. Aynı malı satmaktaydı. Fakat diğer dükkâna göre daha pahalı bir fiyat söyledi. Mürid hiç tereddüt etmeden ilk dükkâna gitti aynı malı yaşlı ve asık suratlı hanımdan daha ucuza aldı ve mürşidine teslim etmeye gitti. Bir de ne görsün mürşidinin postunda ikinci dükkândaki genç bayan oturmaktadır. Mürid henüz şaşkınlığını üzerinden atamadan postta oturan genç ve güzel bayan bir anda diğer yaşlı bayana dönüştü. Ve ardından hiçbir şey olmamış gibi Mürşidi gelen malı teslim aldı.”
“Hazretin bu hikâyesinden ne demek istediğini hemen anlamıştım. Mürşid, müridin gönlünün dış görüntüye kayıp kaymayacağını kontrol etmek için kerâmetiyle iki bayan görüntüsüne bürünmüştü.
Fakat bu kerâmet mümkün müydü? Bir insan başka sûretlere bürünebilir miydi? Bana pek de inandırıcı gelmemişti.
Birkaç saat yürüdük. Yolumuz üzerindeki bir kale şehire girdik. Şehirin çevresi çok kalın surlarla çevriliydi. Orada karnımızı doyurduk. Hazretin tanıdıklarıyla sohbetler ettik ve akşamüzeri kaleden ayrıldık. Sonra köye ulaştık. Bir gece yattık. Aynı yoldan geri döndük. Fakat gelirken uğradığımız kalenin yerinde yeller esiyordu. Yolu çok iyi biliyordum. Hatta daha önce o yolda öyle bir yerin olmadığını bilmeme rağmen gelirken hiç düşünmeden o şehre girmişim. Şimdi ise şehir yerinde yoktu. Bir gece içinde içindeki insanlar taşınsa bile evler, surlar, yollar yerinde durmalıydı. Rüyada da değildim.
Bu düşünceler içinde yürürken Hazret, aklımdan geçen soruların cevaplarını vermeye başladı.
Âlemlerin, yıldızların, dünyanın, âhiretin, insanın ve henüz insan aklının eremediği her şeyin bir serap olduğunu söyledi. Tek gerçek olanın Allah olduğunu Allah’dan başka her şeyin Allah’ın ilminde bir hayal olduğunu anlattı. Güzele ve çirkine gönlü kaymayan birisinin Allah’ın izni ile hayal içinde bir hayal şehir tecelli ettirmesinin çok basit olduğunu da söyleyince hikâyedeki alış verişe gönderilenin ve sınavdan geçenin kendisi olduğunu anladım.
Hazret çölde bir hayal şehir oluşturmuş ve sonra o hayali söndürmüştü. Ben bir Allah dostunun başka bir kılığa girip giremeyeceğine henüz inanamamışken Allah dostlarının içindeki tüm canlılarıyla birlikte “hayalî” bir şehir kurup yok ettiklerini dahi görmüştüm.
Bu kerameti anlatmaktan amacım Abdul Aziz Debbağ Hz.lerini övmek ve göklere çıkarmak değildir. Zor olan ameli göstermektir. Zor olan amel hayal içinde hayal üretmek değildir… her şeyin hayal olduğunu bildiğimiz bir âlemde kalbimizin herhangi bir harama ve bize âit olmayan bir şeye zerre kadar kaymasını önleyebilmektir ki asıl “en büyük kerâmet budur. ”
Kemal GÖKDOĞAN
Kaynak: https://tasavvufdefteri.wordpress.com/2009/06/29/en-buyuk-keramet/