(Yorum) Aynen, Hasan Sabbah’ın Sorgusuz Sualsiz Öldüren Fedaileride Tam Teslimiyet İçindeydiler, Bak Şimdi Hepsi Cennetteler

I – Sabbahi De Denilen Haşhaşilerin Üçüncü Tabakasını “Fedailer” Denilen Militanlar Oluşturmaktadır. Artık, Düşman Üstüne Salınacak Döneme Geldiklerinde Bunların Yedikleri Bala Veya Çöreklere Haşhaş Yağı Katılıyordu. Bu Uyuşturucuyu Alan Gençler Götürülüp Özel Olarak Kurulmuş Cennete Bırakılıyorlardı. Bu Şaraplara Da Afyon Damlatıldığından Şarabı İçenler Bu Cennet İçinde Hurilerle Birlikte Olduklarını Sanıyorlardı, Cennete Daha Bu Dünyada Ulaşmış Olmanın Coşkusu İle Ne Denirse Yapmaya Hazır Oluyorlardı

II – Sanki Suikast Yapmıyor, Cuma Namazı İçin Toplanan Kalabalığa Asla Unutamayacakları Bir Gösteri Sunuyorlardı. Hedefteki Kişi Ne Denli Korunursa Korunsun, Bir Yolunu Bulup Üzerine Çullanıyor Ve Bıçak Darbeleriyle Öldürüyorlardı. Bazıları Bıçağı Bırakıp Kalabalığa Söylev Çekiyor, Bazıları Da, Soğukkanlılıkla Muhafızların Gelip Kendisini Parçalamasını Bekliyordu. Neden? Çünkü Hasan Sabbah, Nasıl Keşfetti Bilinmez, Etkili Bir Eylemin Sadece Can Almak, Bir Hasımdan Kurtulmak Değil, Korku Ve Dehşet Yaratmak Olduğunu Biliyordu. O Yüzden De Onun Fedaileri Sadece Cinayet İşlemiyor, Aynı Zamanda Kendilerini De Feda Ediyorlardı

.

I – Sabbahi De Denilen Haşhaşilerin Üçüncü Tabakasını “Fedailer” Denilen Militanlar Oluşturmaktadır. Artık, Düşman Üstüne Salınacak Döneme Geldiklerinde Bunların Yedikleri Bala Veya Çöreklere Haşhaş Yağı Katılıyordu. Bu Uyuşturucuyu Alan Gençler Götürülüp Özel Olarak Kurulmuş Cennete Bırakılıyorlardı. Bu Şaraplara Da Afyon Damlatıldığından Şarabı İçenler Bu Cennet İçinde Hurilerle Birlikte Olduklarını Sanıyorlardı, Cennete Daha Bu Dünyada Ulaşmış Olmanın Coşkusu İle Ne Denirse Yapmaya Hazır Oluyorlardı
Sabbahi de denilen Haşhaşilerin üçüncü tabakasını “Fedailer” denilen militanlar oluşturmaktadır.
Haşhaşilerin bu militanları eğitirken kullandıkları yöntemler, dünya tarihine geçmiştir. Ailelerden seçilerek alınan gençler, Alamut kalesinde özel olarak yetiştiriliyorlardı. Din eğitimi, halkla ilişkiler; insan psikolojisine göre davranma, Haşhaşilerin sırrını gizleme konusu önemliydi. Ve suikast konusu… Fedailer, özellikle hançerlerle yaptıkları suikastlerle ünlüydüler. Bazı olaylar; bunların zehir de kullandıklarını göstermektedir. Artık, düşman üstüne salınacak döneme geldiklerinde bunların yedikleri bala veya çöreklere haşhaş yağı katılıyordu. Bu uyuşturucuyu alan gençler götürülüp özel olarak kurulmuş cennete bırakılıyorlardı.
Bu cennetler; Kuran’da anlatılan cennete benzetiliyordu. İçinde ağaçlar, otlaklar, sular ve yarı çıplak kızlar dolaşmaktaydı. Bunlar; isteyenlere, Kevser şarabına benzetilen şaraplar sunuyorlardı. Bu şaraplara da afyon damlatıldığından şarabı içenler bu cennet içinde hurilerle birlikte olduklarını sanıyorlardı.
Bunlara daha sonra; dine hizmet eden ve Masum İmam’a sadık olanların hep böyle hurilerle dolu cennette yaşayacakları telkin ediliyordu. Onlar da kütür kütür memeli kızların bulunduğu cennete daha bu dünyada ulaşmış olmanın coşkusu ile ne denirse yapmaya hazır oluyorlardı.
Hasan Sabbah 1090’da Alamut kalesini dost görüntüsü vererek ele geçirdiğinde Selçuklu devleti gücünün doruğundaydı. Devletin başında Melikşah vardı ama asıl yönetici vezir Nizamülmülk idi.
Bu vezirin Hasan Sabbah’a ve Batınilere karşı yürüttüğü sıkı takip ve imha politikası durdurulmalıydı. Lakin, ona karşı askerle karşı çıkmak mümkün değildi. İşte burada Hasan Sabbah; dailerin yanına fedai teşkilatını yerleştirdi. Çevre kalelerden topladığı yetenekli gençleri Alamut’ta kurduğu sahte cennette eğitti ve onlara birer hançer verdi.
Bu genç fedailer aldıkları görevi neye mal olursa olsun bitirmek üzerine şartlandırılmışlardı. Bunlar genellikle kendilerini biçare derviş gibi göstererek avlarına yaklaşıyorlar; onun güvenini kazanıyorlar, sonra hançerlerini ustaca vurup onu öldürüyorlardı.
Hasan Sabbah’ın haşhaşla uyutup, avutup şartlandırdığı ve cennet özlemiyle yanar hale getirdiği bu fedailerden birisi; en sonunda vezir Nizamülmülk’e yaklaşmayı başardı ve onu 1092 yılında öldürdü.
Kaynak: https://www.gunes.com/yazarlar/riza-zelyut-riza-zelyut/alamut-ta-kurulan-sahte-cennet-48312

.

II – Sanki Suikast Yapmıyor, Cuma Namazı İçin Toplanan Kalabalığa Asla Unutamayacakları Bir Gösteri Sunuyorlardı. Hedefteki Kişi Ne Denli Korunursa Korunsun, Bir Yolunu Bulup Üzerine Çullanıyor Ve Bıçak Darbeleriyle Öldürüyorlardı. Bazıları Bıçağı Bırakıp Kalabalığa Söylev Çekiyor, Bazıları Da, Soğukkanlılıkla Muhafızların Gelip Kendisini Parçalamasını Bekliyordu. Neden? Çünkü Hasan Sabbah, Nasıl Keşfetti Bilinmez, Etkili Bir Eylemin Sadece Can Almak, Bir Hasımdan Kurtulmak Değil, Korku Ve Dehşet Yaratmak Olduğunu Biliyordu. O Yüzden De Onun Fedaileri Sadece Cinayet İşlemiyor, Aynı Zamanda Kendilerini De Feda Ediyorlardı
Ne var ki, Hasan’ın kullandığı suikast tarzı, hazırlık, hedef, yöntem ve yarattığı etki bakımından farklıydı. Tarihte belki de ilk kez, bir merkezden yönlendirilen bir örgüt, terörü bir dehşet makinesi olarak kullanıyordu. Etkinliği, hiyerarşisi ve disiplin anlayışı bakımından, bir tarikattan çok dinsel/siyasal bir örgüttü bu. Müritler de derviş ya da derviş adayları değil, profesyonel suikastçı idi ve onlara fedailer (dai: davetçi, misyoner) deniliyordu. Eğitim düzeylerine, güvenirliklerine ve cesaretlerine göre çıraktan “üstadı azama” kadar derecelere ayrılmışlardı. Her biri, Hasan Sabbah’ın bizzat belirlediği tekniklerle yoğun bir ruhsal ve bedensel eğitimden geçiyordu. Gerçekleştirilecek cinayet, hem düşmanları, hem de halk üzerinde dehşet, korku ve hatta hayranlık uyandıracak nitelikte olmalıydı. Darbe öldürülecek kişiyle birlikte, onun temsil ettiği değerlere ve halkın duygularına yönelmeliydi. O yüzden, hedef belirlenirken, intikam duygusundan daha çok, mitsel tarafı ele alınıyordu. Ama bu amaç sadece hedefin niteliğiyle sağlanamazdı, buna uygun yöntem de geliştirilmeliydi. Buna göre, fedailer tek tek ya da ikili üçlü gruplar halinde görevlendiriliyor; tüccar, derviş, dilenci kılığına giren bu kişiler cinayetin işleneceği kente gönderiliyordu. Eylem gününe kadar, kentte herhangi bir olaya karışmamaya ve kuşku çekmemeye büyük özen gösteren fedailer, kurbanlarını izliyor, yaşadıkları yerleri, alışkanlıklarını belliyor ve büyük bir sabırla eylem anını bekliyorlardı. Tüm bu hazırlıklar inanılmaz bir gizlilik içinde yürütülüyordu. Ancak, icraatın, hazırlıktaki gizliliğin tersine açıkta, halkın gözü önünde gerçekleştirilmesi gerekiyordu. Cinayet yeri genellikle kentin en büyük camisi, tercih edilen gün de cumaydı. Sanki suikast yapmıyor, cuma namazı için toplanan kalabalığa asla unutamayacakları bir gösteri sunuyorlardı. Hedefteki kişi ne denli korunursa korunsun, bir yolunu bulup üzerine çullanıyor ve bıçak darbeleriyle öldürüyorlardı. Bazıları bıçağı bırakıp kalabalığa söylev çekiyor, bazıları da, soğukkanlılıkla muhafızların gelip kendisini parçalamasını bekliyordu. Neden? Çünkü Hasan Sabbah, nasıl keşfetti bilinmez, etkili bir eylemin sadece can almak, bir hasımdan kurtulmak değil, korku ve dehşet yaratmak olduğunu biliyordu. O yüzden de onun fedaileri sadece cinayet işlemiyor, aynı zamanda kendilerini de feda ediyorlardı.
Kaynak: https://onedio.com/haber/kim-bu-hashasiler–235415

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın