I – Tasavvuf Ve İslam’ın Yazarı Bu Konuyu Da Çarpıtarak Şöyle Diyor: “Mürid Şeyhini Önünde Rakı Sofrası Ve Yanında Fahişelerle Bile Görse Kalbini Bozmamalıymış!”. Yalan Ve Aslı Astarı Olmayan Birkaç Sözü Ve Ne İdüğü Belirsiz Birkaç İnsanı Esas Alacak Ve Sonra Da Bunlara Dayanarak Tüm Hak Ehline Ve Hakikatlere Saldıracak Dil Uzatacaksın
.
I – Tasavvuf Ve İslam’ın Yazarı Bu Konuyu Da Çarpıtarak Şöyle Diyor: “Mürid Şeyhini Önünde Rakı Sofrası Ve Yanında Fahişelerle Bile Görse Kalbini Bozmamalıymış!”. Yalan Ve Aslı Astarı Olmayan Birkaç Sözü Ve Ne İdüğü Belirsiz Birkaç İnsanı Esas Alacak Ve Sonra Da Bunlara Dayanarak Tüm Hak Ehline Ve Hakikatlere Saldıracak Dil Uzatacaksın
Peygamberin getirdiklerini kabul eden şeriat ehli peygamberin yaptıklarını yapan tarikat ehlidir, peygamberin gördüklerini gören de hakikat ehlidir.” (Maksad-i Aksa Azizuddin Muhammed Nesefi)
Ama “Tasavvuf ve İslam’ın yazarı bu konuyu da çarpıtarak şöyle diyor:
“İslam’da zahire görü hüküm verilir. Zahir insanlar arasındaki ilişkilerde esastır. Buna göre muhakeme olunurlar. Olaylar ve davranışlar buna göre değerlendirilirler. Ve kabul veya reddedilir. Maruf münker açıktır. Maruf yapılması gereken şeyler iken, münker kaçınılması gereken şeylerdir
Tasavvufta ise asıl olan zahir değil, batındır. Batın gizli gö¬rünmeyen bilinmeyen demektir. Buna göre görünmeyen, bilinme¬yene göre hareket etmeyi esas almaktadırlar. Bu düşüncelerin sonucu da görünüşte haram olan bu işi rahatlıkla yapabilmekte ve sonucunda “bu görünen size öyle görünmektedir zahirde böyle¬dir, lakin batının da iş sizin bildiğiniz gibi değildir ve şöyle şöyle¬dir” demektedirler. Bu cümleden olarak birçoğunuzun bu ve benzerlerini hemen hatırlayıvereceği gibi mesela;
“Mürid şeyhini önünde rakı sofrası ve yanında fahişelerle bile görse kalbini boz¬mamalı ve bana görünen (zahir) böyle, kim bilir mübarek zat batında ne haldedir. Benim olayı böyle görmem bendendir demeli ve şeyhi hakkındaki kanaatinde hiçbir değişiklik yapmamalıdır Hatta böyle gördükçe şeyhi hakkındaki imanı da artmalıdır.”
Bu ve benzeri düşüncelerin inançlaşması zahiri ölçü edinmeyip, ne olduğu bilinmeyen gizli olan batını ölçü edinmekten kaynaklan¬maktadır durum böyle olunca da yeryüzü, ifsad olmakta bütün doğrular eğrilmekte bütün eğriler rahatlıkla doğallaşmaktadır.” (s.5-6)
Gerçekten de ne kadar insaftan ve doğruluktan uzak sözler bunlar. Yalan ve aslı astarı olmayan birkaç sözü ve ne idüğü belir¬siz birkaç insanı esas alacak ve sonra da bunlara dayanarak tüm hak ehline ve hakikatlere saldıracak dil uzatacaksın. Bu ne pervasızlık, bu ne edepsizlik! Hangi gerçek arif böyle demiştir? Hangi makbul irfani kitapta bunlar yazılmıştır? Örneğin İmam Humeyni (R) bakınız “Kırk hadis Şerhi”nde bu hususta ne diyor: “Bazı şeyh¬lerimiz Allah ömür versin- buyuruyorlar ki azim insaniyetin cevheri ve insanın imtiyaz ölçüsüdür.
Kaynak: İSLAM VE İRFAN, KADRİ ÇELİK
Kaynak: http://kitab.nur-az.com/tr/lib/view/481/5