I – Ebu Türab: Beyazıd’ı Bir Kez Görsen Senin İçin Allah Teala’yı Yetmiş Kez Görmenden Daha Faydalı Olurdu. Mürid Sözüme Çok Şaşırdı Ve Onu Yadırgayarak, ‘Nasıl Olur?’ Diye Sordu. Ebu Türab Da Şu Karşılığı Verdi: Söylediğine Bak! Sen Allah Teala’yı Kendi Yanında Görüyorsun Ve O Sana, Senin Mikdarına Göre Tecelli Ediyor. Beyazıd’ı İse Allah Teala’nın Katında Görürsün. Allah Teala Ona Da, Mikdarınca Tecelli Etmektedir.
.
I – Ebu Türab: Beyazıd’ı Bir Kez Görsen Senin İçin Allah Teala’yı Yetmiş Kez Görmenden Daha Faydalı Olurdu. Mürid Sözüme Çok Şaşırdı Ve Onu Yadırgayarak, ‘Nasıl Olur?’ Diye Sordu. Ebu Türab Da Şu Karşılığı Verdi: Söylediğine Bak! Sen Allah Teala’yı Kendi Yanında Görüyorsun Ve O Sana, Senin Mikdarına Göre Tecelli Ediyor. Beyazıd’ı İse Allah Teala’nın Katında Görürsün. Allah Teala Ona Da, Mikdarınca Tecelli Etmektedir.
Ebu Türab en-Nahşebi (ra) müridlerin birinden hoşlanmaktaydi. Onu barındırır, ihtiyaçlarını temin ederdi. Mürid ise, sürekli ibadet ve vecdleriyle meşgul olurdu. Ebu Türab, bir gün ona şöyle dedi: Beyazıd’ı bir görsen. Ama mürid, ‘Ben onu göremeyecek kadar meşgulüm’ diyerek bu isteğe kulak asmadı.
Ebu Türab, müridin onu görmesinde ısrar edince, mürid kendi¬ni kaybederek şöyle dedi: Sana ne oluyor? Ben Allah Teala’yı gör¬düm, Beyazıd’ı görme ihtiyacım kalmadı. Ebu Türab şöyle der: Bu sözü üzerine kendimi tutamadım ve şöyle dedim: Yazık sana! Beya¬zıd’ı bir kez görsen senin için Allah Teala’yı yetmiş kez görmenden daha faydalı olurdu.
Mürid sözüme çok şaşırdı ve onu yadırgayarak, ‘Nasıl olur?’ di¬ye sordu. Ebu Türab da şu karşılığı verdi: Söylediğine bak! Sen Al¬lah Teala’yı kendi yanında görüyorsun ve O sana, senin mikdarına göre tecelli ediyor. Beyazıd’ı ise Allah Teala’nın katında görürsün. Allah Teala ona da, mikdarınca tecelli etmektedir.
Bunun üzerine ne demek istediğimi anladı ve ‘Beni ona götür” dedi. Ebu Türab uzun bir kıssa anlattıktan sonra şöyle devam etti: Bir tepenin üzerinde durduk ve Beyazıd’ı beklemeye başladık. Ne¬hirden bize doğru gelmeye başladı. Sırtında kürk vardı. Yanımız¬dan geçerken, genç müride ‘İşte bu Beyazıd’dır, ona iyice bak’ de¬dim. Genç ona bakınca olduğu yerde düşüp kaldı. Onu ayıltmaya çalıştığımızda, vefat etmiş olduğunu gördük. Beyazıd ile birlikte onu defnettikten sonra kendisine, ‘Sana bakışı onu öldürdü’ dedi. Beyazıd bana, ‘Hayır, senin arkadaşın çok sıdk sahibi biriydi. Onun kalbine bir sır yerleştirilmişti. Ama bu sır kendi halinde iken açıl¬mıyordu. Beni gördüğünde kalbinin sırn açıklandı. Ama o, bu sırrı taşıyamadı. Çünkü zayıf müridler makamında idi. Sırnn ağırlığı da onu canından etti’ dedi.
Kaynak: Kalplerin Azığı – Kutü’l – Kulub, Ebu Talib El-Mekk, Cilt 2 (S.232)