Sübhan Hak, Âdem’in Çamurunu Ezelde Yoğurduğu Zaman Şahit İdim. Yaratılışa Şahit Olan Benim; Sübhan Hak, Adem’in Çamurunu Ezelde Yoğurduğu Zaman, O Çamura Su Kattım

I – Beyazıd-ı Bestami: Sübhan Hak, Adem’in Çamurunu Ezelde Yoğurduğu Zaman, O Çamura Su Kattım
Ayrıca Reşahat’ta anlatılan, Bayezid-i Bistami’nin şu cümlesinden soruyorsun:
Sübhan Hak, Âdem’in çamurunu ezelde yoğurduğu zaman, o çamura su kattım.
Ve., bunun tevilini soruyorsun..
Bilesinki,
Melâike-i kiramın, Âdem a.s. peygâmberin çamuru hizmetinde dahli vardır. Aynı şekilde, caiz olur ki, anlatılan ruhun dahi bu hizmette dahli ola ve su atılma hizmeti ona bırakıla..
Bu manaya dahi bu unsura bağlı hayatından veya kemale erdikten sonra da, ken-disi muttali kılınmış ola.. (Yani: Bavezid…)
Kaynak: Mektubat-ı Rabbani, Cilt 3-4, Çile Yay.Türdav Ofset, İst.1980, 3. Baskı, Çev.Abdülkadir Akçiçek (S.1002)
Kaynak: http://www.islam-tr.net/tevhid/11950-tasavvuf-buyuklerinin-kendi-eserlerinden-kufur-akideleri-kitap-2.html
Kaynak: http://www.farukinet.com/mektubat.asp?mektup=341


(Ayet) Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılışına, ne de kendilerinin yaratılışına şahit tuttum. Saptıranları da hiçbir zaman yardımcı edinmiş değilim.
Kehf Suresi
51. Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılışına, ne de kendilerinin yaratılışına şahit tuttum. Saptıranları da hiçbir zaman yardımcı edinmiş değilim.


(Ayet) Yaratılışınızda ortaklarımız sandığınız şefaatçılarınızı da yanınızda göremeyeceğiz. Andolsun, aranız açılmış ve (tanrı) sandığınız şeyler sizden kaybolup gitmiştir.
Enam Suresi;
94. Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geleceksiniz ve (dünyada) size verdiğimiz şeyleri arkanızda bırakacaksınız. Yaratılışınızda ortaklarımız sandığınız şefaatçılarınızı da yanınızda göremeyeceğiz. Andolsun, aranız açılmış ve (tanrı) sandığınız şeyler sizden kaybolup gitmiştir.


(Yorum) Bizler Yaratılışa Şahit Tutulmadık, Bunları Yaratanın Allah Doluğuna Dair Şahit Tutulduk: Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şahit olduk, dediler.
Araf Suresi
172. Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şahit olduk, dediler.


II – Hazret-i Allah (Kudsî Ruh)’u Ahsen-i Takvîm Üzere Yarattıktan Sonra, Lâhûd Âleminden Saldı, Berâberinde Tevhid Tohumu Olduğu Halde Evvelâ (Ceberut Âlemi)ne İndirdi. Ruhlara O Âleme Mahsus, O Âlemin Nurundan Kisveler Giydirdi. Bu Kisveyi Giyen Ruhlar (Sultanî Ruh) Oldu. Demek Ki Ruh Üç Bölümden Geçmiş Oluyor. Bir De (Kudsî Ruh) Var Ki, O Yeri Gelince Açıklanacak. Alemlerden Süzüle Süzüle Gelen Ve Ulviyattan Halk Olunan Ruh Hissiz Ve Hareketsiz Vücuda Sığdırıldı. Vücudda Birde Nefis Var
Ruh Üç Bölümden Geçtikten Sonra Alemlerden Süzüle Süzüle Gelen Ve Ulviyattan Halk Olunan Ruh. Hissiz Ve Hareketsiz Vücuda Sığdırılır
Yani Hazret-i Allah (Kudsî ruh) u ahsen-i takvîm üzere yarattıktan sonra, Lâhûd âleminden saldı, berâberinde tevhid tohumu olduğu halde evvelâ (Ceberut âlemi) ne indirdi. Ruhlara o âleme mahsus, o âlemin nurundan kisveler giydirdi. Bu kisveyi giyen ruhlar (Sultanî ruh) oldu.
Sonra o kisve ile (Melekût âlemi)ne indirdi. Orada ‘da o âlemin nurundan kisveler giydirdi. Bu kisveyi giyen ruhlar da (Ruhanî ruh) ismini aldı.
Hazret-i Allah ruhları yine saldı (Mülk âlemi)ne indirdi. Emr-i ilâhi ile cesedlere inip mülk kisvesine bürünen ruhlar ise (Cismânî ruh) oldu.
Demek ki ruh üç bölümden geçmiş oluyor. Bir de (Kudsî ruh) var ki, o yeri gelince açıklanacak.
Alemlerden süzüle süzüle gelen ve ulviyattan halk olunan ruh hissiz ve hareketsiz vücuda sığdırıldı. Vücudda birde nefis var. Nefisle ruh vücudda ayrı ayrı yer tutmuşlardır. Nefis zulmâni bir buhardır, karın boşluğunda bulunur. Hazret-i Allah cesedde ruhların her birine, kendilerine mahsus yerler ayırmıştır. Cismânî ruhun yeri etle kan arasıdır ve bedende terbiye edilir. Ruhanî ruhun yeri kalp, sultanî ruhun yeri fuad, kudsî ruhun yeri ise sırdır. Ruhların terbiyesi ayrı bir husustur.
Sır, Halik ile mahluk arasında bir vâsıtadır, tercüman mesabesindedir. Çünkü Kudsî ruha sahip olan bir kimse Hazret-i Allah iledir ve O’nun mahremi sayılır.
Yani içten içe, âlemden âleme geçiliyor. Bunlar bâtınların da bâtınıdır.
Kaynak: Sözler ve Notlar – Ömer Öngüt, Akyol Matbaası, İzmir-1982 (S.290-291)

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın