Gavsıma İsrâiloğullarının Peygamberlerinin Mertebesi Verilmiştir. Son Veli Son Resül İle Denkleşir. Peygamberlerin Vazîfeleri, Bu Âlimlere Yaptırılmaktadır. Bunun İçin, Her Yüz Sene Başında, Bu Ümmetin Âlimleri Arasından Bir Müceddîd Seçilir.

I – Bu Ümmet, Ümmetlerin En İyisi Olduğu Ve Bu Ümmetin Peygamberi, Peygamberlerin Sonuncusu Olduğu İçin, Bunların Âlimlerine, İsrâiloğullarının Peygamberlerinin Mertebesi Verilmiştir. Peygamberlerin Vazîfeleri, Bu Âlimlere Yaptırılmaktadır. Bunun İçin, Her Yüz Sene Başında, Bu Ümmetin Âlimleri Arasından Bir Müceddîd Seçilir.

II – Bu İlim, Ancak Peygamberlerin Ve Velilerin Sonuncusuna Verilmiştir. Bu İlmi, Nebî Ve Resûller’den Görebilenler Ancak Hâtem-i Nübüvvet Olan Muhammed Aleyhisselâm’ın Mişkâtından Görürler

III – Son Veli Son Resül İle Denkleşir: Hâtem’ül-Evliyâ, Hâtem’ür-Rüsul’ün Şeriatına Tâbi Olduğu İçin Şeriatı Zahirde Ondan Alır. Bâtında İse Vahiy Meleğinin Hâtem’ür-Rüsul’e Onu Aksettirdiği Yerden, Aynı Kaynaktan Alarak, Şeriat Hususunda Hâtem’ür-Rüsul İle Denkleşir

.

I – Bu Ümmet, Ümmetlerin En İyisi Olduğu Ve Bu Ümmetin Peygamberi, Peygamberlerin Sonuncusu Olduğu İçin, Bunların Âlimlerine, İsrâiloğullarının Peygamberlerinin Mertebesi Verilmiştir. Peygamberlerin Vazîfeleri, Bu Âlimlere Yaptırılmaktadır. Bunun İçin, Her Yüz Sene Başında, Bu Ümmetin Âlimleri Arasından Bir Müceddîd Seçilir.
Müceddidler İslâm dînini kuvvetlendiren, bid’atleri yâni İslâm dinine sokulmak istenen hurâfeleri söküp atan ve sünnetleri ortaya çıkaran âlimlerdir. Sünen-i Ebî Dâvûd’da zikredilen bir hadîs-i şerîfte;
“Her yüz senede bir müceddid zâhir olur (ortaya çıkar). Ümmetimin işlerini yeniler.” buyrulmuştur. İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendî’nin beyânına göre;
“Bu ümmet, ümmetlerin en iyisi olduğu ve bu ümmetin Peygamberi, peygamberlerin sonuncusu olduğu için, bunların âlimlerine, İsrâiloğullarının peygamberlerinin mertebesi verilmiştir. Peygamberlerin vazîfeleri, bu âlimlere yaptırılmaktadır. Bunun için, her yüz sene başında, bu ümmetin âlimleri arasından bir müceddîd seçilir. Hele bin sene geçince, geçmiş ümmetlerde bir Ulül-azm Nebi (veya resûl) gönderildiği ve onun işi bir nebîye (her yüz senede bir gönderilen peygambere) bırakılmadığı gibi, bu ümmette de, tam bilgili bir âlim seçilir. Bu zât, geçmiş ümmetlerdeki ülül-azm Resullerin işini yapar.”
Müceddîd-i elf-i sânî, hicrî ikinci bin yılın yenileyicisi İmâm-ı Rabbânî hazretleri için kullanılan bir tâbirdir. Muhammed Hâşim-i Keşmî’nin ifâde ettiğine göre, İmâm-ı Rabbânî hazretlerine ilk defâ, müceddîd-i elf-i sânî ismini veren, zamânının en büyük âlimlerinden Abdülhakîm-i Siyâlkûtî’dir.
Abdullah-ı Dehlevî demiştir ki:
“Sultanlar içinde Ömer bin Abdülazîz, din bilgilerinde İmâm-ı Şâfiî, tasavvufta Mârûf-i Kerhî, esrâr (sırlar, gizli şeyler) bilgilerinde İmâm Gazâlî, feyz vermekte ve kerâmetler göstermekte Abdülkâdir-i Geylânî, hadîs ilminde Celâlüddîn-i Süyûtî, tarîkat, hakîkat ve akâid inceliklerini açıklamakta ve kalplere akıtmakta İmâm-ı Rabbânî Müceddîd-i elf-i sânî Ahmed Fârûkî Serhendî, müceddîd idiler.
Kaynak: http://www.ismailaga.com.tr/alimlerin-mahmud-efendi-hakkindaki-sozleri.html

.

II – Bu İlim, Ancak Peygamberlerin Ve Velilerin Sonuncusuna Verilmiştir. Bu İlmi, Nebî Ve Resûller’den Görebilenler Ancak Hâtem-i Nübüvvet Olan Muhammed Aleyhisselâm’ın Mişkâtından Görürler
Muhyiddin-i İbn-ül Arabî -kuddîse sırruh-
Şeyh-ül Ekber Muhyiddin-i İbn-ül Arabî -kuddise sırruh-Hazretleri ise Fusûsu’l-Hikem isimli eserinde o kişiden bahisle şöyle beyan buyuruyor:
“Bu ilim ilm-i billahın olasıdır. Bu ilim, ancak peygamberlerin ve velilerin sonuncusuna verilmiştir. Bu ilmi, Nebî ve Resûller’den görebilenler ancak Hâtem-i nübüvvet olan Muhammed Aleyhisse lâm’ın mişkâtından görürler. Velilerden görebilenler de ancak onun mirasçısı olan hâtem-i velinin mişkâtından (kandilind en) görürler, hatta peygamberler, o ilmi ne zaman müşahade etseler ancak Hâtem-i velayet kandilinin ışığıyla görürler. Çünkü Resullük ve Nebilik keyfiyeti sona ermiştir. Velilik ise asla nihayete ermez. Kitap ile gönderilen peygamberler aynı zamanda velilerden olduklarından bahsettiğimiz ilmi ancak Hâtem-i evliya mişkâtından alırlar. Şu hale göre onlardan aşağı mertebede bulunan veliler nasıl olur da bu ilmi o kaynaktan almazlar? Her ne kadar Hâtem-i evliya hükümde Hâtem-i resul’ün teşri’den getirdiği şeye tâbi ise de bu, onun makamına noksanlık vermez. Ve bizim gittiğimiz yola da aykırı değildir. Binaenaleyh o (Hâtem-i evliya) bir cihetten enzel (geri) olur, bir cihetten a’lâ (yüksek) olur.” (Fusûsu’l-Hikem. Çeviren N. Gençosman. Sh: 43-44)
Kaynak: Nur-i Muhammedi (s.a.v.) – Ömer Öngüt, Hakikat Yayıncılık, 10.Baskı, İstanbul-1999 (S.157-158)

.

III – Son Veli Son Resül İle Denkleşir: Hâtem’ül-Evliyâ, Hâtem’ür-Rüsul’ün Şeriatına Tâbi Olduğu İçin Şeriatı Zahirde Ondan Alır. Bâtında İse Vahiy Meleğinin Hâtem’ür-Rüsul’e Onu Aksettirdiği Yerden, Aynı Kaynaktan Alarak, Şeriat Hususunda Hâtem’ür-Rüsul İle Denkleşir
Sadreddin-i Konevî -kuddise sırruh- Hazretleri “Kitâbü’l-Fukûk” isimli eserinde Hâtem’ül-evliyâ ile Hâtem’ül-enbiyâ arasındaki şer’î bağlılığın mâhiyetini beyan etmek üzere şöyle buyurmuşlardır:
“Hâtem’ül-evliyâ, Hâtem’ür-rüsul’ün şeriatına tâbi olduğu için şeriatı zahirde ondan alır. Bâtında ise vahiy meleğinin Hâtem’ür-Rüsul’e onu aksettirdiği yerden, aynı kaynaktan alarak, şeriat hususunda Hâtem’ür-rüsul ile denkleşir.”
Kaynak: Kitâbü’l- Fukûk fî Müste’nedâti Hikemü’l-Fusûs, sh. 41
Kaynak: Tasavvuf’un Aslı Hakikat Ve Marifethullah İncileri – Ömer Öngüt, Hakikat Yayıncılık, 2.Baskı, İstanbul-2001 (S.648)

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın