I – Kibritü’l-Ahmer Gibi Kimselerden Nur Alırsak, İşte Zaman O Levhü’l Mahfuz’u Bize Gösterirler. Bizim Çerağımızda Yandığı Zaman O Nurlar, Biz De Bakarız Biz De Görürüz. Levh-u Mahfuz’daki Sözümüzü Biliriz, Ona Kendimizi Takdim Ederek Kulluğumuzu İfa Ederiz
II – Tasavvufî Eğitimle Levh-i Mahfûzun İstikbâle Âit Pek Çok Gerçeğinin Kalbe Aksedişiyle Vücûd Bulan Sâdık Rüyâlar Görülür. Levh-i Mahfûzun İstikbâle Âit Pek Çok Gerçeğinin Kalbe Aksedişiyle Vücûd Bulan Sâdık Rüyâlar Görülür. Kul, Her Şeyde İlâhî Murâdı Sezen Firâsetli Bir Nazar Ve Olgun Bir Tefekküre Ulaşır
.
I – Kibritü’l-Ahmer Gibi Kimselerden Nur Alırsak, İşte Zaman O Levhü’l Mahfuz’u Bize Gösterirler. Bizim Çerağımızda Yandığı Zaman O Nurlar, Biz De Bakarız Biz De Görürüz. Levh-u Mahfuz’daki Sözümüzü Biliriz, Ona Kendimizi Takdim Ederek Kulluğumuzu İfa Ederiz
Kibritü’l Ahmer dediği; İsmi duyulup kendisi görülmeyen, en kıymetli cevherden kinaye olarak söylenen cevherdir. Onlar hemen ele geçmez. Çok araş tırdıktan sonra, çok talib olduktan sonra; ALLAH-u Zülcelal talib olan, sıdk ile taleb eden kulunu boşa bırakmaz. İlla buldurur, illa söyletecek, illa dinletecektir. İşte o gibi kimselerden nur alırsak, işte z aman o Levhü’l Mahfuz’u bize gösterirler. Bizim çerağımızda yandığı zaman o nurlar, biz de bakarız biz de görürüz. Levh-u Mahfuz’daki sözümüzü biliriz, ona kendimizi takdim ederek kulluğumuzu ifa ederiz.
Kaynak: M. Nazım Kıbrısi – Tasavvuf Sohbetleri, Nush yayınları, İst-1986 (s.23-24)
.
II – Tasavvufî Eğitimle Levh-i Mahfûzun İstikbâle Âit Pek Çok Gerçeğinin Kalbe Aksedişiyle Vücûd Bulan Sâdık Rüyâlar Görülür. Levh-i Mahfûzun İstikbâle Âit Pek Çok Gerçeğinin Kalbe Aksedişiyle Vücûd Bulan Sâdık Rüyâlar Görülür. Kul, Her Şeyde İlâhî Murâdı Sezen Firâsetli Bir Nazar Ve Olgun Bir Tefekküre Ulaşır
Tasavvufî eğitimle rûhen seviye bulan bazı istîdâdlı şahıslar, bu mânevî yolculukta pek çok kemâlât tecellîlerine nâil olurlar. Öyle ki; kimi Hak dostlarına hikmetler ayân olur ve birçok sırlı düğümler birer birer çözülür. Meçhuller keşfolmaya, muammâlar fetholmaya başlar. Selîm bir kalbdeki sünûhât ve ilhâmlar, kulu Hak ve hakîkatin özüne yöneltir.
Levh-i mahfûzun istikbâle âit pek çok gerçeğinin kalbe aksedişiyle vücûd bulan sâdık rüyâlar görülür. Kul, her şeyde ilâhî murâdı sezen firâsetli bir nazar ve olgun bir tefekküre ulaşır.
Kaynak: http://ihvanforum.org/24530-imandan-ihsana-tasavvuf-16.html
Kaynak: Tasavvuf İmandan İhsana, Osman Nuri Topbaş, ERKAM YAYINLARI, 2002, Sy.340