I – Ben, Senine Ecdadın Cümlesindenim Deyince Şöyle Sordum: Vefatın Üzerinden Kaç Sene Geçti? Şu Cevabı Verdi: Kırk Bin Seneden Daha Fazla. Onun Bu Cevabına Hayret Ederek Şöyle Dedim: Eb’ül-beşer Âdem’in Yaratılmasından Bu Yana, Henüz Yedi Bin Sene Bile Tamam Olmadı; Nasıl Olur? Muhyiddin b. Arabî Hz. Bundan Sonra Şöyle Devam Ediyor: O Vakit, Hatıra Geldi Ki; Anlatılan Hadis-i Şerif Bu Kavli Teyid Etmektedir..
II – Biz de Tavaf Ederken, Ona (Sual) Sordum Ve Bana Cevap Verdi. Onun Ruhu Tavaf Sırasında, Maddî Olarak Bir Bedene Bürünmüştü: Tıbkı Cebrail’in Bir Bedevî (Yani Arap Köylüsü) Şeklinde Bedene Bürünmesi Gibi
III – Ona: “Sizin Yaşadığınız Zamanın Kutbu Kimdir?” Dedim. O Kimse De: “Benim” Dedi. Ve Bana Veda Edip Ayrıldı. Sonra Arkadaşlarımdan Biri: “Tavaf Esnasında Sizinle Konuşan Kimdir? Ben O Gibi Şahsı Mekke’de Hiç Görmedim” Dedi
.
I – Ben, Senine Ecdadın Cümlesindenim Deyince Şöyle Sordum: Vefatın Üzerinden Kaç Sene Geçti? Şu Cevabı Verdi: Kırk Bin Seneden Daha Fazla. Onun Bu Cevabına Hayret Ederek Şöyle Dedim: Eb’ül-beşer Âdem’in Yaratılmasından Bu Yana, Henüz Yedi Bin Sene Bile Tamam Olmadı; Nasıl Olur? Muhyiddin b. Arabî Hz. Bundan Sonra Şöyle Devam Ediyor: O Vakit, Hatıra Geldi Ki; Anlatılan Hadis-i Şerif Bu Kavli Teyid Etmektedir..
O mektupta yazdığına göre, Muhyiddin b. Arabî Fütuhat-ı Mek-kiyesinde, Resulüllah Selamun Aleykum. efendimizden rivayet edilen şöyle bir hadis-i şerif yazmıştır:
— «ALLAH-ü Taalâ, yüz bin Adem yaratmıştır.»
Bundan sonra, misal âleminden bazı müşahedelerinden şöyle anlatmaktadır:
— Kâbe-i Muazzama’nın tavafı sırasında bir topluluk zuhur etti. Onlar da Beyti tavaf ediyorlardı; ama ben onları tanıyamadım. Tavaf esnasında iki beyt söylediler ki, onların biri şudur:
Tavaf ettik tavafınız gibi yıllarca;
Bu mukaddes Beyti ki, hep birden topluca.
Bu beyti dinledikten sonra, hatırıma şöyle geldi: Bunlar misal âlemîndendir. Bunun üzerine, onlardan biri benim tarafıma yaklaşıp baktı ve şöyle dedi:
— Ben, senine ecdadın cümlesindenim. Bunun üzerine şöyle sordum:
-~ Vefatın üzerinden kaç sene geçti? Şu cevabı verdi:
— Kırk bin seneden daha fazla..
Onun bu cevabına hayret ederek şöyle dedim:
— Eb’ül-beşer Âdem’in yaratılmasından bu yana, henüz yedi bin sene bile tamam olmadı; nasıl olur?.
Muhyiddin b. Arabî Hz. bundan sonra şöyle devam ediyor:
— O vakit, hatıra geldi ki; anlatılan hadis-i şerif bu kavli teyid etmektedir..
Kaynak: Mektubat-ı Rabbani, Cilt 3-4, Çile Yay.Türdav Ofset, İst.1980, 3. Baskı, Çev.Abdülkadir Akçiçek (S.1002 / S.1127)
Kaynak: http://www.islam-tr.net/tevhid/11950-tasavvuf-buyuklerinin-kendi-eserlerinden-kufur-akideleri-kitap-2.html
.
II – Biz de Tavaf Ederken, Ona (Sual) Sordum Ve Bana Cevap Verdi. Onun Ruhu Tavaf Sırasında, Maddî Olarak Bir Bedene Bürünmüştü: Tıbkı Cebrail’in Bir Bedevî (Yani Arap Köylüsü) Şeklinde Bedene Bürünmesi Gibi
Hicrî 599 (=m. 1202-1203) senesinde Kabe’yi tavaf ederken, «tecessüd etmiş bir ruh» yâni bedene bürünüp tekrar görünen bir insan gibi şâhid olduğu bu garip hâdisenin anlatılmasını bizzat İbn’ul-Arabî’ye bırakalım. Diyor ki:
«… Harun’ür-Reşîd’in oğlu el-Sebtî, bunlardan biridir. Hicrî 599 senesinde Cuma günü namazdan sonra, tavaf (sırasın)da o, Kabe’yi tavaf ederken, kendisiyle karşılaştım. Biz de tavaf ederken, ona (sual) sordum ve bana cevap verdi. Onun ruhu tavaf (sırasın)da, hissî (=maddî) olarak bir bedene bürünmüştü: Tıbkı Cebrail’in bir bedevî (yani Arap köylüsü) şeklinde (**) bedene bürünmesi gibi…»
Kaynak: Muhyiddid İbn Arabi – El-Futahat-Mekkiyye, Prof.Dr.Nihat Keklik, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara-1990 (s:71)
.
III – Ona: “Sizin Yaşadığınız Zamanın Kutbu Kimdir?” Dedim. O Kimse De: “Benim” Dedi. Ve Bana Veda Edip Ayrıldı. Sonra Arkadaşlarımdan Biri: “Tavaf Esnasında Sizinle Konuşan Kimdir? Ben O Gibi Şahsı Mekke’de Hiç Görmedim” Dedi
Bir gün Cuma namazından sonra Kabe’yi tavaf ediyordum. Tavafta şekil ve kıyafetçe garip bir şahıs gördüm. O kimse nazarı dikkatimi celbetti. İki kimse arasından kolaylıkla, hiç dokunmadan geçip gidiyordu. Derhal anladım ki, o, cesetlenmis bir ruhtur. Hemen durup selâm verdim. Aramızda konuş¬ma vâki oldu.
Onun ismi Ahmet Septî’dir. Böyle cesetlenerek hacılar içinde tavaf etmek devletine nasıl nail olduğunu sordum. O bana:
«Haftanın bir gününde kazanır, o kazanç ile haftanın diğer günlerini ibâdetle geçiririm» dedi.
Ben, o gün hangi gündür? dedim. O da: Pazar günüdür, dedi. Ben: Niçin kazancı o güne hasrettin? dedim. O da: Allahü Teâlâ pazar gününde âlemi halk etmeğe başladı. Cuma gününde ondan fariğ oldu. Bu altı gün de bizim kârımız oldu. Ben de kazanç için pazar gününü kendime tahsis ettim, dedi. Ona: «Sizin yaşadığınız zamanın kutbu kimdir?» dedim. O kimse de: «Benim» dedi. Ve bana veda edip ayrıldı.
Sonra arkadaşlarımdan biri: «Tavaf esnasında sizinle konuşan kimdir? Ben o gibi şahsı Mekke’de hiç görmedim» dedi.
Kaynak: Muhyiddini Arabi Hazretleri – M.Kemal Pilavoğlu, Elifbe Yayınları, 3.Baskı, İst-1979 (S.30-31)