Yemeğe İhtiyaç Duyarsada Zaten Sana İhtiyacı Yok, Gök Yarılır ve Melekler Ellerinde Altın ve Gümüş Tepside Yemekler Getirir: Bu Menkıbe Gavsü’l-Âzâm’a Semâdan İndirilen Cennet Yemekleri Konu Edilmektedir: Gavsü’l-âzâm (k.s.) İftarda Sudan Başka Ne Yiyecek, Ne De İçecek Bir Şey Bulamayınca Ansızın Hücrenin Tavanı Yarıldı. Bir Zât, Sağ Elinde Bir Altın Tepsi Ve Altın Silsile, Sol Elinde Gümüş, Onda Da Gümüş Silsile Olduğu Halde Hücreye Dahil Oldu. Sorulara Pek Cevap Vermeden Kısaca Bunların Ulvî Âlemden Geldiğini Beyanla Yetindi. Tepsilerde Çeşitli Nadide Meyvalar Mevcuttu

I – Üzülerek Şöyle Düşündüm Ki: Küflenmiş Bir Parça Ekmeğimiz Var; Bu Akşam Ancak İkimize Yeter. İki Gün Nasıl Yapacağız Ve Bu Temiz Kalpli Adama Ne Diyeceğim? Diye Düşünmede İken, Birden Bire Başım Çevrilir Gibi Başımı Çevirdim, Gördüm Ki: Koca Bir Ekmek, Katran Ağacının Üstünde, Dalları İçinde Bize Bakıyor.

II – Dokuzuncu Menkıbe Ve Kıssayı Teşkil Eden Bu Bahiste Gavsü’l-Âzâm’a Semâdan İndirilen Cennet Yemekleri Konu Edilmektedir: Gavsü’l-âzâm (k.s.) Erbain (*) Çıkarttığı Günlerde İdi. Bu Esnada Kalbine İftarda Dâhi Sudan Başka Ne Yiyecek, Ne De İçecek Bir Şey Bulunmadığı Geldi. Erbainin Tamam Olduğu Gün Şöyle Bir Tecellî Meydana Geldi Ki, Ansızın Hücrenin Tavanı Yarıldı. Bir Zât, Sağ Elinde Bir Altın Tepsi Ve Altın Silsile, Sol Elinde Gümüş, Onda Da Gümüş Silsile Olduğu Halde Hücreye Dahil Oldu. Sorulara Pek Cevap Vermeden Kısaca Bunların Ulvî Âlemden Geldiğini Beyanla Yetindi. Tepsilerde Çeşitli Nadide Meyvalar Mevcuttu

(Ayet) Ya Meryem! Bu rızık sana nereden geliyor? (Normalde bu vakitte böyle meyveler bulunmaz. Üstelik senin üzerine kapılarda kilitlenmiştir)” derdi. Bunun üzerine Meryem; “Bu, Allahü Teâla tarafındandır. Muhakkak ki, Allah Teâla dilediği kimseyi hesapsız olarak rızıklandırır.”

III – Meşayihi Kiram Efendilerimiz Buyurmuşlar Ki, Hazreti Pir Efendimiz Bir Defasında 40 Gün Riyazet Eyleyip Bir Şey Yememeye Vad Eylemişler Ki, Yalnız Allah Tarafından Gelirse Yiyecekti. 39. Günü Semâ Yarılarak Bir Zat Elinde, Zincirleride Kendiside Altın Olan Bir Çanak Getirdi. İçinde Gayet Lezzetli Yemekler Vardı

(Ayet) Meryem oğlu Îsâ şöyle yalvardı: “Allahım! Ey rabbimiz! Bize gökten öyle bir sofra indir ki, ilk gelenimizden son gelenimize kadar bizler için bir bayram ziyafeti ve senden bir işaret olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın. Allah da şöyle buyurdu: “Onu size mutlaka indireceğim; fakat bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, varlıklar âleminde hiç kimseye etmediğim azabı ona edeceğim.”

.

I – Üzülerek Şöyle Düşündüm Ki: Küflenmiş Bir Parça Ekmeğimiz Var; Bu Akşam Ancak İkimize Yeter. İki Gün Nasıl Yapacağız Ve Bu Temiz Kalpli Adama Ne Diyeceğim? Diye Düşünmede İken, Birden Bire Başım Çevrilir Gibi Başımı Çevirdim, Gördüm Ki: Koca Bir Ekmek, Katran Ağacının Üstünde, Dalları İçinde Bize Bakıyor.
Süleyman isminde mübarek bir misafirim vardı. Benim ekmeğim de ve onun ekmeği de bitiyordu. Çarşamba günü idi dedim ona: Git ekmek getir. İki saat, her tarafımızda kimse yok ki, oradan ekmek alınsın. “Cuma gecesi senin yanında bu dağda beraber dua etmek arzu ediyorum” dedi. Ben de dedim: “kal”. Sonra hiç ilgisi olmadığı halde ve bir bahane yokken, ikimiz yürüye yürüye bir dağın tepesine çıktık. İbrikte bir parça su vardı. Bir parça şeker ile çayımız vardı. Dedim: “Kardeşim, bir parça çay yap.” O ona başladı, ben de derin bir dereye bakar bir katran ağacı altında oturdum. Üzülerek şöyle düşündüm ki: Küflenmiş bir parça ekmeğimiz var; bu akşam ancak ikimize yeter. İki gün nasıl yapacağız ve bu temiz kalpli adama ne diyeceğim? diye düşünmede iken, birden bire başım çevrilir gibi başımı çevirdim, gördüm ki: Koca bir ekmek, katran ağacının üstünde, dalları içinde bize bakıyor. Dedim: “Süleyman müjde! Cenab-ı Hak bize rızık verdi.” O ekmeği aldık, bakıyoruz ki kuşlar ve vahşi hayvanlar hiçbiri ilişmemiş. Yirmi-otuz gündür hiçbir insan o tepeye çıkmamıştı. O ekmek, ikimize iki gün kâfi geldi. Bir yerden, bitmek üzere iken, dört sene sâdık bir dostum olan müstakîm (temiz, doğru) Süleyman, ekmekle aşağıdan çıkageldi. (Tarihçe-i Hayat, ss.249-251)
Kaynak: http://m.harunyahya.org/tr/works/25348/Hz-Mehdi-(as)-Hakkinda-Bilgiler/chapter/8012/Bediuzzaman-Said-Nursi-Hazretlerinin-bazi-kerametleri

.

II – Dokuzuncu Menkıbe Ve Kıssayı Teşkil Eden Bu Bahiste Gavsü’l-Âzâm’a Semâdan İndirilen Cennet Yemekleri Konu Edilmektedir: Gavsü’l-âzâm (k.s.) Erbain (*) Çıkarttığı Günlerde İdi. Bu Esnada Kalbine İftarda Dâhi Sudan Başka Ne Yiyecek, Ne De İçecek Bir Şey Bulunmadığı Geldi. Erbainin Tamam Olduğu Gün Şöyle Bir Tecellî Meydana Geldi Ki, Ansızın Hücrenin Tavanı Yarıldı. Bir Zât, Sağ Elinde Bir Altın Tepsi Ve Altın Silsile, Sol Elinde Gümüş, Onda Da Gümüş Silsile Olduğu Halde Hücreye Dahil Oldu. Sorulara Pek Cevap Vermeden Kısaca Bunların Ulvî Âlemden Geldiğini Beyanla Yetindi. Tepsilerde Çeşitli Nadide Meyvalar Mevcuttu
Dokuzuncu menkıbe ve kıssayı teşkil eden bu bahiste Gavsü’l-âzâm’a semâdan indirilen cennet yemekleri konu edilmektedir.
Gavsü’l-âzâm (k.s.) erbain (*) çıkarttığı günlerde idi. Bu esnada kalbine iftarda dâhi sudan başka ne yiyecek, ne de içecek bir şey bulunmadığı geldi. Erbainin tamam olduğu gün şöyle bir tecellî meydana geldi ki, ansızın hücrenin tavanı ya¬rıldı. Bir zât, sağ elinde bir altın tepsi ve altın silsile, sol elinde gümüş, onda da gümüş silsile olduğu halde hücreye dahil oldu. Sorulara pek cevap vermeden kısaca bunların ulvî âlemden geldiğini beyanla yetindi. Tepsilerde çeşitli nadide meyvalar mevcuttu.
Gavsü’l-âzâm (k.s.) menkıbenin devamını şöyle anlatıyor¬lar.
— «Meyvaları altın ve gümüş tepsilerde getiren zât henüz uzaklaşmıştı ki, ceddî pakım (Resûlüllah) gönderilen şeyleri iftarda yememi bana hatırlattı. Nitekim iftar vakti göklerden bir melek cennet yiyecekleri dolu mâna sahanları ile indi, bana getirdi. Biz de müritlerimizle bu yemeklerden yiyerek Hakk Teâlâ (c. c.)’ünün yüce ziyafet ve ihsanlarına sonsuz teşek¬kürlerde bulunduk…» buyurdular.
(*) Erbain: Kırk gün, kırk gece çilehâneye çekilerek az uyumak, az yemek ve az konuşmak suretiyle devamlı ibâdetle, zikirle uğraşmak. Riyâzat, itikâf.
Kaynak: Gayb’ın Dili Abdülkadir Geylani’nin Menkıbeleri… – Muhammed Sadık Ul Sadi, Kitsan, İst. 1996, Tercüme: Seyyid Hüseyin Fevzi Paşa (S.173)

.

(Ayet) Ya Meryem! Bu rızık sana nereden geliyor? (Normalde bu vakitte böyle meyveler bulunmaz. Üstelik senin üzerine kapılarda kilitlenmiştir)” derdi. Bunun üzerine Meryem; “Bu, Allahü Teâla tarafındandır. Muhakkak ki, Allah Teâla dilediği kimseyi hesapsız olarak rızıklandırır.”
Al-i İmran Suresi
37. Ya Meryem! Bu rızık sana nereden geliyor? (Normalde bu vakitte böyle meyveler bulunmaz. Üstelik senin üzerine kapılarda kilitlenmiştir)” derdi. Bunun üzerine Meryem; “Bu, Allahü Teâla tarafındandır. Muhakkak ki, Allah Teâla dilediği kimseyi hesapsız olarak rızıklandırır.”

.

III – Meşayihi Kiram Efendilerimiz Buyurmuşlar Ki, Hazreti Pir Efendimiz Bir Defasında 40 Gün Riyazet Eyleyip Bir Şey Yememeye Vad Eylemişler Ki, Yalnız Allah Tarafından Gelirse Yiyecekti. 39. Günü Semâ Yarılarak Bir Zat Elinde, Zincirleride Kendiside Altın Olan Bir Çanak Getirdi. İçinde Gayet Lezzetli Yemekler Vardı
GAVS-UL AZAM EFENDİMİZE SEMADAN YEMEK GELMESİ
Meşayihi kiram efendilerimiz buyurmuşlar ki, hazreti Pir efendimiz bir defasında 40 gün riyazet eyleyip bir şey yememeye vad eylemişler ki, yalnız Allah tarafından gelirse yiyecekti. 39. günü semâ yarılarak bir zat elinde, zincirleride kendiside altın olan bir çanak getirdi. İçinde gayet lezzetli yemekler getirip buyur; bunları sana cennetten getirdim ye, dedi.
Efendimiz, ey kimse! Sen bunları kaldır. Rasulullah (sav), “altın kabda yemek yemeye haramdır,” dedi. Herhalde sen şeytansın dedi ve o kimse gaib oldu.
40. gün akşam vaktinde bir melek, Ya Abdulkadir! İftar zamanıdır diyerek elinde bir tabak yemek getirip bunu Canab-ı Hakk Teâlâ sana gönderdi. Yiyesin deyip verdi.
Sultanul Evliya efendimiz, alıp ahbablar ve ashablarıyla (dostlarıyla) beraber yediler, nice kimselerde yediler. (Radiyallahu anhu).
Kaynak: http://www.kadiritarikati.com/gavs-ul-azam-efendimize-semadan-yemek-gelmesi/7

.

(Ayet) Meryem oğlu Îsâ şöyle yalvardı: “Allahım! Ey rabbimiz! Bize gökten öyle bir sofra indir ki, ilk gelenimizden son gelenimize kadar bizler için bir bayram ziyafeti ve senden bir işaret olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın. Allah da şöyle buyurdu: “Onu size mutlaka indireceğim; fakat bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, varlıklar âleminde hiç kimseye etmediğim azabı ona edeceğim.”
Mâide Suresi
112. Havâriler “Ey Meryem oğlu Îsâ! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” diye sormuşlardı. O şöyle cevap verdi: “Eğer iman etmiş kimseler iseniz Allah’a saygılı olun.”
113. Onlar “İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz güvenle dolsun, bize doğru söylediğini bilelim ve buna tanık olalım” dediler.
114. Meryem oğlu Îsâ şöyle yalvardı: “Allahım! Ey rabbimiz! Bize gökten öyle bir sofra indir ki, ilk gelenimizden son gelenimize kadar bizler için bir bayram ziyafeti ve senden bir işaret olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın.
115. Allah da şöyle buyurdu: “Onu size mutlaka indireceğim; fakat bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, varlıklar âleminde hiç kimseye etmediğim azabı ona edeceğim.”

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın