Ey Gavsım, Bu Gulat-ı Şia Yıllardır “Cebrail Şaşırdı, Peygamberliği (Haşa) Yanlışlıkla Muhammed (a.s)’e Verdi” Diye İnanıyor. Bu Konunun Aslını Bize Açıklarmısınız? Cebrail Yanlışlıkla Peygamberliği Hz Muhammed’e Vermedi, Yanlışlıkla Bir Sayfayı Hz Ali’nin Kucağına Düşürdü, Hz Ali’de Gelmiş Geçmiş Herşeyin Bilgisine Sahip Oldu.

I – Said Nursi’nin Hz Ali’ye Sayfa Verildiği Gaybi Bilgisini Paylaşması: Hazreti Cebrail’in, Âlâ Nebiyyina (a.s.m.) Huzuru Nebevide Getirip Ali’ye Sekine Namıyla Bir Sayfada Yazılı İsmi Âzam, Ali’nin (r.a.) Kucağına düşmüş. Ali diyor: “Ben Cebrail’in Şahsını Yalnız Alâim’üs-Sema Suretinde Gördüm. Sesini İşittim, Sayfayı Aldım, Bu İsimleri İçinde Buldum

II – Gulat-ı Şia’sından Sayılan Gurabiyye Fırkası (Rafiziler) Yıllardır Yanlış Bildiği Konu: “Nasıl Bir Karga Diğerine Çok Benziyorsa, Hz. Peygamber de Hz. Ali’ye Öylesine Benziyor” Der. Bu Bakımdan Cebrail Şaşırdı, Peygamberliği (Haşa) Yanlışlıkla Muhammed (a.s)’e Verdi. Onlardan Bir Kısmı, Bu Fiili Hata İle İşlediği İçin Cebrail’e Lanet Etmezken, Diğer Bir Kısmı Bu İşi Kasten Yapmıştır, Der, Lanet Ederler

III – Hazret-i Cebrail’in, Âlâ Nebiyyina (a.s.m.) Huzur-U Nebevide Getirip Hz. Ali’ye Sekine Namıyla Bir Sayfada Yazılı İsm-İ Âzam, Hz. Ali’nin (r.a.) Kucağına Düşmüş. Hz. Ali Diyor: “Ben Cebrail’in Şahsını Yalnız Alâimü’s-Sema Suretinde Gördüm. Sesini İşittim, Sayfayı Aldım, Bu İsimleri İçinde Buldum” Diyerek Bu İsm-i Âzamdan Bahs İle Bazı Hadisatı Zikirden Sonra Tahdis-i Nimet Suretinde Diyor Ki: “Evvel-i Dünyadan Kıyamete Kadar Ulum-u Esrar-ı Mühimme Bize Meşhud Derecesinde İnkişaf Etmiş, Kim Ne İsterse Sorsun, Sözümüze Şüphe Edenler Zelil Olur.”!

.

I – Said Nursi’nin Hz Ali’ye Sayfa Verildiği Gaybi Bilgisini Paylaşması: Hazreti Cebrail’in, Âlâ Nebiyyina (a.s.m.) Huzuru Nebevide Getirip Ali’ye Sekine Namıyla Bir Sayfada Yazılı İsmi Âzam, Ali’nin (r.a.) Kucağına düşmüş. Ali diyor: “Ben Cebrail’in Şahsını Yalnız Alâim’üs-Sema Suretinde Gördüm. Sesini İşittim, Sayfayı Aldım, Bu İsimleri İçinde Buldum
Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Onsekizinci Lem’a, c. II, s. 2079; Metnin aslı şöyledir: “Hazreti Cebrail’in, Âlâ Nebiyyina (a.s.m.) huzuru Nebevide getirip Ali’ye Sekine namıyla bir sayfada yazılı İsmi Âzam, Ali’nin (r.a.) kucağına düşmüş. Ali diyor: “Ben Cebrail’in şahsını yalnız alâim’üs-sema suretinde gördüm. Sesini işittim, sayfayı aldım, bu isimleri içinde buldum” diyerek bu Ismi Âzamdan bahs ile bazı hadisatı zikirden sonra tahdis-i nimet suretinde diyor ki: “Evveli dünyadan kıyamete kadar ulum-u esrar-ı mühimme bize meşhud derecesinde inkişaf etmiş, kim ne isterse sorsun, sözümüze şüphe edenler zelil olur.”
Kaynak: Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Onsekizinci Lem’a, c. II, s. 2079;

.

II – Gulat-ı Şia’sından Sayılan Gurabiyye Fırkası (Rafiziler) Yıllardır Yanlış Bildiği Konu: “Nasıl Bir Karga Diğerine Çok Benziyorsa, Hz. Peygamber de Hz. Ali’ye Öylesine Benziyor” Der. Bu Bakımdan Cebrail Şaşırdı, Peygamberliği (Haşa) Yanlışlıkla Muhammed (a.s)’e Verdi. Onlardan Bir Kısmı, Bu Fiili Hata İle İşlediği İçin Cebrail’e Lanet Etmezken, Diğer Bir Kısmı Bu İşi Kasten Yapmıştır, Der, Lanet Ederler
Gulat-ı Şia’nın sapkın inancı: Cebrail şaşırdı, peygamberliği (haşa) yanlışlıkla Muhammed (a.s)’e verdi.
Gulat-ı Şia’sından sayılan Gurabiyye fırkası (Rafiziler) iddiasına göre: “Nasıl bir karga diğerine çok benziyorsa, Hz. Peygamber de Hz. Ali’ye öylesine benziyor” der. Bu bakımdan Cebrail şaşırdı, peygamberliği (haşa) yanlışlıkla Muhammed (a.s)’e verdi. Onlardan bir kısmı, bu fiili hata ile işlediği için Cebrail’e lanet etmezken, diğer bir kısmı bu işi kasten yapmıştır, der, lanet ederler.[2]
Kaynak: [2] Avni İlhan, Mehdilik Akyay Kaynak Yayınları, 1976 s. 50. El-İmam Ebu Mansur Abdulkadir b. Tahir b. Muhammed El-Bağdadi. Doç. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı. Kalem Yayınları 1979, s. 230.
Kaynak: http://ehlieser.blogcu.com/hz-ali-ye-r-a-suhuf-indi-mi-18-lema-nurculari-ikaz/4626694

.

III – Hazret-i Cebrail’in, Âlâ Nebiyyina (a.s.m.) Huzur-U Nebevide Getirip Hz. Ali’ye Sekine Namıyla Bir Sayfada Yazılı İsm-İ Âzam, Hz. Ali’nin (r.a.) Kucağına Düşmüş. Hz. Ali Diyor: “Ben Cebrail’in Şahsını Yalnız Alâimü’s-Sema Suretinde Gördüm. Sesini İşittim, Sayfayı Aldım, Bu İsimleri İçinde Buldum” Diyerek Bu İsm-i Âzamdan Bahs İle Bazı Hadisatı Zikirden Sonra Tahdis-i Nimet Suretinde Diyor Ki: “Evvel-i Dünyadan Kıyamete Kadar Ulum-u Esrar-ı Mühimme Bize Meşhud Derecesinde İnkişaf Etmiş, Kim Ne İsterse Sorsun, Sözümüze Şüphe Edenler Zelil Olur.”!
Gizlidir / Mahremdir herkese gösterilemez.
Otuz birinci mektubun onsekizinci lem’ası Risale-i Nur şakirtlerine (talebelerine) işaret eden Hz. Ali (r.a)nin bir keramet-i gaybiyesidir. (Gaybi, bilinmeyenleri bildirmesidir).
Otuz Birinci Mektubun On Sekizinci Lem’ası
Risale-i Nur şakirtlerine işaret eden Hazret-i Ali’nin (r.a.) bir keramet-i gaybiyesidir.
Cay-ı dikkat: Şu acip lem’anın ehemmiyeti üç noktadan geliyor.
Birincisi ve en mühimi: Gizli kalmış gaybî mühim bir mucize-i Ahmediyeyi (a.s.m.) beyan eder ki, cevamiu’l-kelim nev’inden iki cümleden ibaret bir hadis-i şerifi iki sayfa kadar hakaik-i tarihiyeyi ve iki devlet-i azime-i İslâmiyenin hatimelerini ifade ediyor.
İkincisi: Keramet-i evliya hak olduğuna kat’i bir burhan gösteren Hazret-i Ali’nin (r.a.), latin harfinin kabulünü tam tarihiyle ve tarz-ı tatbikini iki kelimeyle göstermesidir.
Üçüncüsü: Risale-i Nur şakirtlerine ve naşirlerine karşı Hazret-i Ali’nin (r.a.) irşadkârane ve teveccühkârane bakması ve işaret etmesidir. (…)
Hazret-i Cebrail’in, Âlâ Nebiyyina (a.s.m.) huzur-u Nebevide getirip Hz. Ali’ye Sekine namıyla bir sayfada yazılı İsm-i Âzam, Hz. Ali’nin (r.a.) kucağına düşmüş.
Hz. Ali diyor: “Ben Cebrail’in şahsını yalnız alâimü’s-sema suretinde gördüm. Sesini işittim, sayfayı aldım, bu isimleri içinde buldum” diyerek bu İsm-i Âzamdan bahs ile bazı hadisatı zikirden sonra tahdis-i nimet suretinde diyor ki:
“Evvel-i dünyadan kıyamete kadar ulum-u esrar-ı mühimme bize meşhud derecesinde inkişaf etmiş, kim ne isterse sorsun, sözümüze şüphe edenler zelil olur.”
Kaynak: Sikke-i Tasdik-i Gaybi, On Sekizinci Lem’a, Kaynaklı-İndeksli Risale-i Nur Külliyatı, Bediuzzaman Said Nursi, Yeni Asya Yayınları, İstanbul, 1995, c. 2 s. 2078-2079)

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın