I – Kutbül’aktab: Zamanın Feridi, Ariflerin Sultanı, Allah’ın Halîfesidir. Makamı Hüvüyette Olduğu İçin, Bütün Mahlûkların, Bütün Varlıkların Yiyimi, İçimi, Hareketleri, Kaza Ve Kaderleri, Hâsılı Dünyada Olan Her Şey, Onun Tasarrufu Altındadır. Dilemesiyle Vücûda Gelir
II – Üçüncüsü, Kutb-Ül-Aktâb’dır. Yani, Cami-i-Âlem, Fe-Rid-Üz Zaman Ve Sultan-Ül-Ârlflyn Halîfetullah Olur. Makamı Şerifleri, Hüveyyette Olduğundan Bütün Mahlû-Kat Ve Mevcudatın Yemeleri İçmeleri, Oturup Kalkmaları, Kaza Ve Kaderleri, Sözün Kısası Dünyada Olun Bitenlerin Hepsi Onun Tasarrufu Altında Ve Onun Dilemesiyle Meydana Gelir. Nefs-İ-Sâfivye Olmak, Zikr Olunan Üçlere Mahsus Olup, Nefs-İ-Şerifleri Asıl Sıfatını Bulmuş Ve Onlar Nefissiz Olmuşlardır, İyi Anla.
.
I – Kutbül’aktab: Zamanın Feridi, Ariflerin Sultanı, Allah’ın Halîfesidir. Makamı Hüvüyette Olduğu İçin, Bütün Mahlûkların, Bütün Varlıkların Yiyimi, İçimi, Hareketleri, Kaza Ve Kaderleri, Hâsılı Dünyada Olan Her Şey, Onun Tasarrufu Altındadır. Dilemesiyle Vücûda Gelir
Nefs-i safiye ona mavaffak olan zat-ı şerifin mertebelerini
beyan eder. Ve sülûku tekmil edenlerin Fatiha makamlarını,
hilâfet makamlarını, irşad makamlarını, Gavs-ı A’zam
Ey aziz malum olsunki nefs-i safide olan” kimse., sıfat ile birlikte esmayı camidir. Tecelliy-i zâta mazhardır.
Üçüncü, derecede fena fillâh. üçüncü derecede beka billâh, tecelliy-i zatta müsrakini fî zâtillâh olmuştur.
Bunlar yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, her asırda üçü geçmez.
Biri: Kutb-ı irşad’dır. Bütün halîfelere üstündür. Kendisi doğuda, müridi batıda olsa da, müridini terbiye ve irşad eder, vâsıl-ı illALLAH kılar. Yakın ve uzak kendisince müvâvîdir. İkincisi Gavs-ı A’zamdır. Bütün âlemin mutasarrıfıdır. Fakat Kutbul’aktaba mülazim olduğu için tasarrufa karışmaz. Dâima kendi hâlinde olur.
Üçüncüsü: Kutbül’aktabdır. Zamanın feridi, ariflerin sultanı, ALLAH’ın halîfesidir. Makamı hüvüyette olduğu için, bütün mahlûkların, bütün varlıkların yiyimi, içimi, hareketleri, kaza ve kaderleri, hâsılı dünyada olan her şey, onun tasarrufu altındadır. Dilemesiyle vücûda gelir.
Kaynak: Miftahul kulub1 –Mehmed Nuri Şemsittin Nakşibendi Demir Kitabevi, İst-1968(S: 82)
.
II – Üçüncüsü, Kutb-Ül-Aktâb’dır. Yani, Cami-i-Âlem, Fe-Rid-Üz Zaman Ve Sultan-Ül-Ârlflyn Halîfetullah Olur. Makamı Şerifleri, Hüveyyette Olduğundan Bütün Mahlû-Kat Ve Mevcudatın Yemeleri İçmeleri, Oturup Kalkmaları, Kaza Ve Kaderleri, Sözün Kısası Dünyada Olun Bitenlerin Hepsi Onun Tasarrufu Altında Ve Onun Dilemesiyle Meydana Gelir. Nefs-İ-Sâfivye Olmak, Zikr Olunan Üçlere Mahsus Olup, Nefs-İ-Şerifleri Asıl Sıfatını Bulmuş Ve Onlar Nefissiz Olmuşlardır, İyi Anla.
Ey aziz: Malûm olsun ki, Nefs-i-sâfiyyede olan Zât-ı-şerif, CAMİ İ-ESMÂ MA’A SIFAT olup, TECELLİ-İ-ZATA mazhar olmuştur. Yani:
Fâni olunuz, sonra fâni olunuz, sonra fâni olunuz,
Baki olunuz, sonra baki olunuz, sonra baki olunuz.
sırrınca, üçüncü derecede FENÂ-FlLLAH ve üçüncü derecede BEKA-BİLLAH olarak TECELL-İ-ZÂT’a MÜSTAGRAKİYN-İ-Fİ-ZÂTİLLAH olmuşlardır.
Nefs-i-sâfiyyede olan Zât-ı-şerifler de, her asırda üç olur:
Birisi, KUTB-ÜL-İRŞÂD’dır. Yani, irşada memur ne kadar Resûlüllah sallALLAHu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin halifesi varsa, Kutb-ül-irşâd olan zatlar, hepsinden üstündür. KUTB-ÜL-İRŞÂD olan zat, kendisi doğuda ve müridi batıda olsa, bulunduğu yerden o müridi terbiye ve irşâd ederek VASIL-I-İLALLAH kılar. Onlar için, yakın veya uzak müsavidir.
İkincisi, GAVS-ÜL-Â ZAM’dır ki, bu da CÂMl-İ-CİHAN ve MUTASARRIF-I-ÂLEM’dir. Fakat, Kutb-ül-aktâb’ın mülâzımı olduğu için tasarrufa karışmaz ve daima kendi hallerinde olurlar.
Üçüncüsü, Kutb – ül – aktâb’dır. Yani, CAMİ – İ – ÂLEM, FE-RİD-ÜZ ZAMAN ve SULTAN-ÜL-ÂRlFlYN HALÎFETULLAH olur. Makamı şerifleri, hüveyyette olduğundan bütün mahlû-kat ve mevcudatın yemeleri içmeleri, oturup kalkmaları, kaza ve kaderleri, sözün kısası dünyada olun bitenlerin hepsi onun tasarrufu altında ve onun dilemesiyle meydana gelir. Nefs-i-sâfivye olmak, zikr olunan üçlere mahsus olup, nefs-i-şerifleri asıl sıfatını bulmuş ve onlar NEFİSSİZ olmuşlardır, iyi anla
Kaynak: Miftahul Kulub 2 (Kalblerin Anahtarı) Mehmed Nuri Şemsüddin Nakşibendi, Salah Bilici Kitabevi, İst-1979 (s:100-101)