Sen Gavsıma Cevabını Bilemeyeceği Bir Sorumu Soracaksın? Sende Küfrün Ateşinin Alevlendiğini Görüyorum! Nefs-i Kâmile Bu Âlemlerden Ne Bilirse, Doğru Olarak Bilir. Bilgisi, Zaman Ve Mekânla Da Kayıtlı Değildir, İşleri Önceden Bilebilir Ve Sezebilir

I – Nefs-i Kâmile Bu Âlemlerden Ne Bilirse, Doğru Olarak Bilir. Bilgisi, Zaman Ve Mekânla Da Kayıtlı Değildir, İşleri Önceden Bilebilir Ve Sezebilir

II – Bana Cevabını Bilemeyeceğim Bir Soru Mu Soracaksın? Sorun Şu, Cevabı Da Şudur. Sende Küfrün Ateşinin Alevlendiğini Görüyorum

.

I – Nefs-i Kâmile Bu Âlemlerden Ne Bilirse, Doğru Olarak Bilir. Bilgisi, Zaman Ve Mekânla Da Kayıtlı Değildir, İşleri Önceden Bilebilir Ve Sezebilir
Nefs-i Kâmile
Nefsin bütün kemal sıfatlarıyla sıfatlanmış olması ve aynı zamanda halkı irşad için görevlendirilmiş bulunmasıdır.
Cavit Sunar, Tasavvuf Felsefesi, Ankara, 1974, (s.26)

 

Bu mertebe, nefis mertebelerinin en yüksek ve en son mertebesidir. İnsan bu mertebede her yönden kemale ermitir ve her ne yaparsa Allah’ın iradesi altında yapar. Gayb ve şahadet âlemi bu mertebedeki kâmil insanın âlemidir ve bu âlemlerden ne bilirse, doğru olarak bilir. Bilgisi, zaman ve mekânla da kayıtlı değildir, işleri önceden bilebilir ve sezebilir.
Kaynak: Cavit Sunar, Tasavvuf Felsefesi, Ankara, 1974, s. 40
Kaynak: Gazâlî ’de tasavvuf felsefesi yüksek Lisans Tezi / DanışMan Prof. DR. Hüsamedin Erdem / Hazırlayan Servet Altuntaş
Kaynak: Tasavvuf ve Modern Bilim, Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar, İNSAN YAYINLARI, 1989, (s.40)

.

II – Bana Cevabını Bilemeyeceğim Bir Soru Mu Soracaksın? Sorun Şu, Cevabı Da Şudur. Sende Küfrün Ateşinin Alevlendiğini Görüyorum
Kendi zamanında Şafiilerin imamı olan Ebu Sai’d Abdullah anlatıyor:
İlim öğrenmek için Bağdat’a girdim. İbn Sağa ile karşılaştım. Nizamiye medresesinde ilim tahsil ederken onunla yoldaş oldum. Onunla salih kişileri ziyaret ederdik. Bağdat’ta kendisine Gavs diye hitab edilen, istediğinde ortaya çıkan, istediğinde kaybolan bir zat vardı. Ben, İbn Saka ve Şeyh Abdulkadir Geylani, o zatı ziyaret etmeye niyet ettik. Şeyh Abdulkadir Geylani o zaman gençti. İbni Sağa:
-“Ona cevabını bilemeyeceği bir soru soracağım” dedi. Ben ise;
-“Ona bir soru soracağım ve soru hakkında ne diyeceğini bekleyeceğim” dedim. Şeyh Abdulkadir ise şöyle dedi;
“Ona (onu rencide etmek için) bir şey sormaktan Allah (Celle Celalühü) korusun. Ben onun önünde bakışının bereketini beklerim” dedi.
Ve onun yanına girdik. Ancak bir müddet sonra onu görebildik. Yanına gittiğimiz şeyh, Ibni Sağa’ya öfkeli olarak baktı ve şöyle dedi;
-“Yazık sana ya Ibni Sağa. Bana cevabını bilemeyeceğim bir soru mu soracaksın? Sorun şu, cevabı da şudur. Sende küfrün ateşinin alevlendiğini görüyorum.” Sonra bana bakarak dedi ki;
-“Ya Abdullah! Bana bir soru sorup, ne diyeceğime mi bakacaktın? Sorun şu cevabın da şudur; kötü edebinden dolayı dünya kulak memelerine kadar seni yutacaktır.” Sonra şeyh Abdulkadir’e baktı, ona yaklaştı ve ikramda bulundu ve dedi ki;
-“Ya Abdulkadir! Güzel edebin sebebiyle Allah (Celle Celalühü)’ı ve Resulünü razı ettin. Sanki seni kürsünün üzerine çıkıp, cemaate sohbet ettiğini ve; “Bu ayaklarım Allah (Celle Celalühü)’ın bütün velilerinin omuzlan üzerindedir” dediğini, vaktindeki bütün evliyaların senin büyüklüğünden dolayı boyunlarını uzattıklarını görüyorum” dedi. Sonra kayboldu. Artık onu göremedik.
Şeyh Abdulkadir’e gelince onda Allahü Teala’ya yakınlık alametleri zuhur etti, bunda kimsenin şüphesi olmadı. Ve şeyh Abdulkadir; “Ayaklarım Allahü Teala’nın velilerinin hepsinin omuzları üzerindedir” dedi. Onun zamanındaki bütün veliler bu sözü kabul ettiler.
Kaynak: Facebook / Menzile Doğru
Kaynak: https://www.facebook.com/523921871076725/photos/a.523930154409230/773500399452203/?type=1&theater

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın