Sohbetlerde Bazı Müritler Şeyhinin Adı Geçince Hopluyor, Zıplıyor Ve Ses Çıkarıyorlar. Ancak Allah’ın (c.c) ve Rasûlullah’ın (sav) Adı Geçince Cezbe Tutmuyor, Bunun Sebebi Ve Hikmeti Nedir?

I – Sohbetlerde Bazı Müritler Şeyhinin Adı Geçince Hopluyor, Zıplıyor Ve Ses Çıkarıyorlar. Ancak Allah’ın (c.c) ve Rasûlullah’ın (sav) Adı Geçince Cezbe Tutmuyor, Bunun Sebebi Ve Hikmeti Nedir? Şeyhinin Adı Geçtiğinde Cezbe Gösteren Kimse Henüz Fenafi’ş-Şeyh Konumundadır. Bu İse İşin Başıdır.

II – Allah’u Teâlâ Kuran’ı Kerim’de Bu Konuyu Şöyle Buyuruyor: “Müminler Ancak, Allah Anıldığı Zaman Yürekleri Titreyen…Kimselerdir”

III – Fenâ Fiş-Şeyh Makamı: Tasavvuf İlminde Talebenin Veli Olan Hocasının Arzu Ve İsteklerine Tâbi Olması, İrâdesini İsteğini Onun Eline Bırakması. Ölü Yıkayıcısının. Elindeki Meyyit (Ölü). Gibi Olması. Ona Hiç Bir İşinde Muhalefet Etmemesi

.

I – Sohbetlerde Bazı Müritler Şeyhinin Adı Geçince Hopluyor, Zıplıyor Ve Ses Çıkarıyorlar. Ancak Allah’ın (c.c) ve Rasûlullah’ın (sav) Adı Geçince Cezbe Tutmuyor, Bunun Sebebi Ve Hikmeti Nedir? Şeyhinin Adı Geçtiğinde Cezbe Gösteren Kimse Henüz Fenafi’ş-Şeyh Konumundadır. Bu İse İşin Başıdır.
Hazret (k.s) Cezbe ve Teveccüh konusunu şöyle açıkladı:
Bir gün Hazret’e (k.s) şöyle bir soru soruldu: Sohbetlerde bazı müritler şeyhinin adı geçince hopluyor, zıplıyor ve ses çıkarıyorlar. Ancak Allah’ın (c.c) ve Rasûlullah’ın (sav) adı geçince Cezbe tutmuyor, bunun sebebi ve hikmeti nedir, Diye soruldu.
Hazret (k.s) bu soruya şöyle cevap verdi:
Şeyhinin adı geçtiğinde Cezbe gösteren kimse henüz Fenafi’ş-şeyh konumundadır. Bu ise işin başıdır, yani Tarikatın başlangıcıdır, başlangıç noktasıdır. Aslında gerçek cezbe Allah’u Teâlâ anıldığında cezbelenmektir.
Kaynak: http://www.hizirbey.com/?aType=haber&ArticleID=115

.

II – Allah’u Teâlâ Kuran’ı Kerim’de Bu Konuyu Şöyle Buyuruyor: “Müminler Ancak, Allah Anıldığı Zaman Yürekleri Titreyen…Kimselerdir”
Allah’u Teâlâ Kuran’ı Kerim’de bu konuyu şöyle buyuruyor: «Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.» (Enfal–2)

Ashabı kiram Allah ve Resulünün adı geçtiğinde heyecanlanır, kalbleri yerlerinden fırlayacakmış gibi atardı. Bu yüzden elleriyle Kalblerini bastırmak lüzumunu hissederlerdi. Bu gün bizim Rasûlullah’ın (sav) adı geçtiğinde adet olarak yaptığımız hareketi onlar zaruretten yaparlardı.
Not: Bu hareket peygamberimizin (sav) adı geçince salâvat getirirken. Sağ elimizi kalb üzerine koyma hareketidir.
Kaynak: http://www.hizirbey.com/?aType=haber&ArticleID=115

.

III – Fenâ Fiş-Şeyh Makamı: Tasavvuf İlminde Talebenin Veli Olan Hocasının Arzu Ve İsteklerine Tâbi Olması, İrâdesini İsteğini Onun Eline Bırakması. Ölü Yıkayıcısının. Elindeki Meyyit (Ölü). Gibi Olması. Ona Hiç Bir İşinde Muhalefet Etmemesi
Fenâ fiş-Şeyh:
Tasavvuf ilminde talebenin veli olan hocasının arzu ve isteklerine tâbi olması, irâdesini isteğini onun eline bırakması. Ölü yıkayıcısının. Elindeki meyyit (ölü). Gibi olması. Ona hiç bir işinde muhalefet etmemesi.
Fenâ Fillah:
Kalbin yalnız Allah’u Teâlâ’yı sevmesi, O’nun beğendiği şeylerde fâni olmak yani O’nun sevdiklerini sevmek O’nun sevdiklerini kendi için sevgili bilmek.
Fenâ-i Etemm:
Tam Fenâ. Evliyalık makamlarının sonu, velinin ben diyecek yer bulamamasıdır.
Fenâ-i İrâde:
İrâde ve isteklerin yok olması.
Fenâ-i Kalb:
Mahlûkların (yaratılmışların) varlığını, sevgisini kalbden çıkarmak. Kalbin Allah’u Teâlâ’dan başka hiç bir şeyi bilmemesi ve sevmemesi, unutması.
Fenâ-i kalb hâsıl olunca, kalbde hatara (mahlûkların düşüncesi) kalmaz. Fakat dimağdan gitmezler.
Fenâ-i kalb sahibi, istese de, kendisini zorlasa da, Allah’u Teâlâ’dan başka hiçbir şeyi hatırına getiremez. Bu fenâ, kalb ile olan zikrin neticesidir. (İmâm-ı Rabbânî)
Fenâ-i Nefs:
İnsanın kendine ve başkalarına bağlılığının kalmaması. Benliği unutup. Bırakması. Yani Allah’u Teâlâ’dan başka hiç bir şeyi bilmemesi ve sevmemesi.
Fenâ-i nefs mertebesinde, mahlûkların düşüncesi de dimağdan gider, kaybolur.
Fenâ-i kalbden sonra fenâ-i nefs, sonra itmi’nân-ı nefs, sonra İslâm-ı hakiki hâsıl olur.
Fenâ fiş-şeyh, hakiki fenânın başlangıcıdır. (İmâm-ı Rabbânî)
Kaynak: http://www.hizirbey.com/?aType=haber&ArticleID=115

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın