Mürid, Şeyhini Biran Olsun Aklından Çıkartmaz: Meselâ: Sâlik, Kur’ân-ı Kerîm Dinlerken Oturduğu Yerde Gözlerini Kapar Ve Kendisini Pirinin Kıyafetinde Farzederek Dinler. Namaz Kılarken, Dua Ederken, Nasihat Dinlerken, Zikir Yapar- Kendi Sanki Namaz Kılan, Dua Eden, Nasihat Dinleyen Ve Cenâb-ı Hak-k’ı (C.C.) Zikreden (Kendisi Değil De) Mürşidi İmiş Gibi Tasavvur Eder

I – Sâlik; Kendisini Mürşidin Hey’etinde (Kılık, Kıyafet Ve Görünüşünde) Tasavvur Eder. (Düşünerek Hayalinde Şekillendirme Ye Çalışır). Meselâ: Sâlik, Kur’ân-ı Kerîm Dinlerken Oturduğu Yerde Gözlerini Kapar Ve Kendisini Pirinin Kıyafetinde Farzederek Dinler. Namaz Kılarken, Dua Ederken, Nasihat Dinlerken, Zikir Yapar- Kendi Sanki Namaz Kılan, Dua Eden, Nasihat Dinleyen Ve Cenâb-ı Hak-k’ı (C.C.) Zikreden (Kendisi Değil De) Mürşidi İmiş Gibi Tasavvur Eder

.

I – Sâlik; Kendisini Mürşidin Hey’etinde (Kılık, Kıyafet Ve Görünüşünde) Tasavvur Eder. (Düşünerek Hayalinde Şekillendirme Ye Çalışır). Meselâ: Sâlik, Kur’ân-ı Kerîm Dinlerken Oturduğu Yerde Gözlerini Kapar Ve Kendisini Pirinin Kıyafetinde Farzederek Dinler. Namaz Kılarken, Dua Ederken, Nasihat Dinlerken, Zikir Yapar- Kendi Sanki Namaz Kılan, Dua Eden, Nasihat Dinleyen Ve Cenâb-ı Hak-k’ı (C.C.) Zikreden (Kendisi Değil De) Mürşidi İmiş Gibi Tasavvur Eder
Sâlik, mürşidin suretini (dış görünüşünü) kendi kalbinde tasavvur eder (yani mürşidini bütün vücuduyla önünde farzeder)ek onu kalbine indirmeye çalışır.
NOT: Bunun kolaylaşması için mürid, kendi kalbini genişçe bir dehliz (koridor) olarak kabul eder ve mürşidini o koridorda görmeye çalışır.
Sâlik, pîrin sûretini ihtiyârsız (zorlanmadan) kalbinde durdurarak zikre devam ettikçe “yavrunun annesinin memesinden süt emmesi gibi” İlâhî feyzden istifadesi kolaylaşır.
1 .2nci haldeki rabıta.. Yani;
— (Gerek mürşidin yüzüne bakarak) kalbine teveccüh etmekle rabıta edilsin
—Gerekse mürşidini -kendi kalbine indirmeye çalışarak rabıta edilsin; her ikisinden de gaye, masiva ile (Allah’tan başka fânilerle) olan meyi ve alâkaları kalbten atıp onu zikre dolayısıyla «İlâhî tecelli»ye hazırlamaktır.
Sözü edilen iki tür rabıtanın birlikte yapılmasında hiçbir sakınca yoktur. Hatta her ikisini birlikte yürütenlerin manevî hasta lıklardan kurtulma şanslarının daha fazla olacağı bildirilmiştir.
Rabıta üçüncü şeklide şöyle tarif ediliyor. Bu kere sâlik; kendisini mürşidin hey’etinde (kılık, kıyafet ve görünüşünde) tasavvur eder. (Düşünerek hayalinde şekillendirme ye çalışır). Bu tür rabıtaya, (yani mürşidin manevî elbisesini giyerek kendisinden geçmesine) Rabıta-i Telbisiye adı verilmiştir.
Mürid; kendi sıfatını mürşidin sıfatında, kendi zâtını mürşidin âtında eritip yok edebilirse, mürşidin ruhaniyetini kemâliyle birlikte kendi vücudunda hisseder.
NOT: Bu kısım rabıta, yalnız zikirde değil; diğer ibadetlerde de yapılabilir. Meselâ: Sâlik, Kur’ân-ı Kerîm dinlerken oturduğu yerde gözlerini kapar ve kendisini pirinin kıyafetinde farzederek dinler.
Namaz kılarken, dua ederken, nasihat dinlerken, zikir yapar- kendi sanki namaz kılan, dua eden, nasihat dinleyen ve Cenâb-ı Hak-k’ı (C.C.) zikreden (kendisi değil de) mürşidi imiş gibi tasavvur eder.
Kaynak: Nerden Gelip, Nere Gidiyoruz – Mustafa Güllü, Yaylacık Matbaası, İstanbul-1987 (S.698)

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın